Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

İnsan Hakları Haftası ve Gençlik


10 Aralık 2010 00:05

Yorum Yapılmamış

İnsan Hakları Haftasındayız. İnsanın “insanca” yaşaması için hiçbir şekilde mahrum bırakılamayacak hakları daha anne karnındayken başlar.

 Bizler insan olarak kimsenin vermediği (için) hiçbir kişi, kurum ve yetkilinin geri alamayacağı en temel haklara sahibiz. Ne var ki insanlar kendileri gibi olan ancak “öteki” olarak gördükleri birey ve toplumların bu haklarını tanımamakla bütün zamanların en büyük hatasını/haksızlığını yapmışlardır. Başkasına ait olan ve hiç kimse tarafından geri alınamayan haklarını kullandır(t)mama, tanımama, yanlış ve gereksiz görme, yok sayma gibi zulümler yine biz insanların en has yanlışları.

En güncel olmasından dolayı değinmeden edemeyeceğim üniversite gençlerin hakları ile ilgili bir iki konuya eğilmem gerek;

Peşinen itiraf edeyim ki gençlerden yanayım. Onların demokratik haklarını kullanmak istediklerinde dayakla muhatap olmalarından büyük üzüntü ve ızdırap duyuyorum. İstanbul polisinin birkaç gün önce -velev ki izinsiz de olsa üniversiteli gençleri şehre sokmamak için “Bizans’ı durdurma teknikleriyle” gençleri engellemeleri oldukça provokatif idi.

Bir ülke kendi (yetiştirdiği) gençliğinden korkuyorsa o ülke rejim ve yönetiminin (vatandaşına bakışında) eğri bir tarafın olduğu kanaatine varılır. Hele hele silahı olmayan ve sadece “anarşist ruhlu”luktan kaynaklı tepkileri ortaya koyuyor ise, bu gençliğe, ancak olgunluk çağlarına hazırlık amaçlı yaklaşımlar sergilenebilir.

Aklı bir karış havada, (ilahiyatlı veya mülkiyeli de olsa) iyi bir eğitim alamamış gençlikten daha mantıklı ve muhakemeye dayalı yaklaşımlar sergilemelerini beklemek haksızlık olur.

Gençlerin ve onlara şiddetle yönelenlerin backgroundlarında çok ciddi handikaplar bulunmaktadır.

Evde çocuklarımızın gözleri önünde eşlerini döven koca ve aynı zamanda çocuklarına şiddet uygulayan babalarız. Kardeşi herhangi bir oyuncağını aldığı için en ufağından saçını çekip kardeşinin canını yakan ağabeyler-ablalarız. Kız kardeşinden su isteyen ancak suyun gecikmesi üzerine bacısını döven kültüre sahip olan ağabeyleriz.

Okulda-medresede eğitici-öğretici-rehberlik görevi olan öğretmen-hocanın en ufak “yaramazlıklarında” öğrencisine dayak atan eğitimcilerin uygulamalarından geçmişiz.

Karakollarda dünyaca “meşhur” işkencelerimize bu meşhurluğu kazandıran “güvenlik ve soruşturma” tekniğinin mucitleriyiz.

Askerde dövebilecek “yetkiye” sahip kıdemli erden üst rütbeli subayına kadar herkesin birbirine dayak attığı askeri gelenekten geliyoruz.

Şimdi bütün bu safhaları dayakla geçiren biri “dayak atacak, şiddet uygulayabilecek salahiyeti” eline geçirdiğinde sorunlara nasıl yaklaşmasını beklersiniz?

Elbette ki “gerektiğinde” o da “dayak atma hakkını!” kullanacaktır.

Bu bağlamda son zamanlarda yaşanan hükümet-üniversite gençliği gerginliğini iyi bir zemine oturtmamız gerekmektedir. “Nerede bir sakatlık var ve bu sakatlık nasıl oluştu” konusunda kafa yormazsak bizi ciddi sıkıntıların beklediği muhakkaktır.

Gençlerimizin bazen çok da demokratik olmayan ve hak gaspına varacak derecedeki protestolarını yukarıda saydığımız çocukluktan itibaren gücü yetenin kendinden küçük/güçsüz yakınına, arkadaşına çok basit sebeplerden dolayı şiddet uygulamasıyla başlayan süreçten kaynaklı olduğunu vurgulamamızda yarar var.

Ama ne olursa olsun kimsenin konuşma hakkını engellemek doğru değil. Protesto hakkı kullanılır, ses verecek eylemler yapılır ve gerekirse bu protesto tekraren uygulanır. Ancak unutmamak gerekirki bir hak gaspında bulunanların kendi haklarının da gasp edilmesine referans sunduklarını unutmamak gerekir.

Bu sebeple gençlerin sorun ve ihtiyaçlarına eğilmek ve bu talepleri “en makul” şekliyle yerine getirmek hükümetin görevidir. Bu olumsuz durumda olmalarına sebep teşkil edecek ne varsa üzerinde durulmalıdır. Bizim için “en makul”luk gelişmiş ülkelerin uygulamalarından daha ileri boyut olmalıdır. Zira gençlerimiz de hayata diğer ülkelerdeki akranlarından 200 metre geride başlamışlardır. Bu açığı kapatmakta gecikmemiz demek yarınlarımız olan gençliğin verimliliklerinden daha az yararlanmamız demektir.

Herkes daha sağlıklı düşünerek bu sorunu bir an önce çözüme kavuşturmalıdır.

 

Okunma Sayısı: 83
Kategori: Ahmet AY

Yazarın Diğer Yazıları

Başkan Erdoğan’dan Kıbrıs Çıkarması

“Devletlerin dili” konusunda 1-2 yazı yazdığımı hatırlıyorum. Devletlerin dilinin bizim günlük konuştuğumuz dilden farklı olmadığını...

Biden’a Neden Sevindiler?

  Öncelikle kardeş Azerbaycan’ın mütecaviz ve işgalci Ermenistan’ı yenerek elde ettiği destansı zaferini kutluyorum. Allah...

“İslam’a Karşı Soğuk Savaş”

Millet olarak Avrupalı’da potansiyel olarak var olan ve özellikle belirli dönemlerde siyasiler tarafından körüklenip tedavüle...

Macron’un Aradığı Müslüman

Kendi din ve dindarına ihanet eden Hristiyan Batı medeniyeti, şimdi de İslam dinini kendi dinlerine...

Kafkasya Sorunu

Azerbaycan’ın cephede ilerleyişine cephe savaşında karşılık veremeyen Ermenistan, uzaktan Azerbaycan şehirlerine füze atmak suretiyle savaşı...