Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

İ.Hakkı ile “Mistik Metal” (II)


17 Aralık 2010 00:01

3 Yorum

Şiirin tarihi serüveni hakkında kısa bir bilgi ile devam edelim;

GÜNDOĞDU: Tabii.. şiir insanlık tarihi ile yaşıt.. Hele Türklerde sözlü edebiyat bu kadar canlı iken şiir dilinin gelişmemesi imkansız.. Binlerce yıl önce atalarımız Orta Asya’da kopuz eşliğinde çalıp söylemişler.. Türkçe şiir için yaratılmış bir dil sanki.. Sesi ve ahengi çok hoş.. küçük ve büyük ses uyumunu hatırlayın..

O günden bugüne hoş  şeyler söyleniyor. Bin yıl aynı şeyi söylemek..

Dönemlere göre farklı  şiirler işte bu yüzden doğuyor.. Şair  orijinalliğini ortaya koymaya çalışıyor.. Farklılıklar oluyor.. Lakin bu dünün gelenekçi yapısında çok kolay olamıyordu.. Sen eski köye yeni adet getireceksin ha!..

Ancak büyük coğrafyalar geçiyor Türkler.. Bu coğrafyaları yaşıyorlar. Bu onlara hem derinlikler, hem yeni ufuklar, hem farklılıklar yüklüyor.. Yusuf Has Hacip’ten Fuzuli’ye Yahya kemale, Yuluğ Tegin’den Ahmet Yesevi’ye Yunus’a, Dede Korkut’tan Karacaoğlan’a, Aşık Veysel’e çeşnilik ve kalite kendini ortaya koyuyor.

Bu Osmanlı’da Halk edebiyatı, Tekke Edebiyatı, Divan Edebiyatı şeklinde taban buluyor.. Bize müthiş güzellikler sunuyor, hazlar veriyor.

Sonra, Lale devri, Tanzimat dönemi, Fecr-i ati, Edebiyat-ı cedide, Beş hececiler, Garip hareketi (1. yeni), Mavi hareketi, 2. yeni olarak günümüze geliyor.. Her biri arayışlarında samimi ve candan ve her biri çok şeyler kazandırıyor.

Bunlar olurken kurtuluş  savaşı, tek parti dönemi, 1960’lar, 70’ler, 80’ler gibi.. Veya 1930’ların eksik idealizmi, 1940 realizmi, 1950’lerin hastalıklı  romantizmi ve bugünkü insanın tepeden tırnağa parçalanmışlığının şiiri.. bir çok denemeler yapılıyor.. İstese de istemese de doğal olarak her şair bu denemenin içinde oluyor. İyi ki oluyor.. Hayat hep deneme yanılmadır.. Şiir çok az yanılıyor.

Uzattım mı yoksa.. Çok özet söylemeye çalıştım..

BULUT: Hayır hayır!. İyi konulara değindiniz.. Peki bu devirler boyu şiir denemeleri hiç başarılı  olamadı mı?. Veya bu kadar çok deneme yapmak doğru mu?

GÜNDOĞDU: Şiir, siyasi ve sosyal duruştan etkileniyor.. Dünya savaşındaki o karmaşaya Dadaizm’in damgasını vurması gibi.

Biz  1800’lerden başlayarak Batıdan etkilenirken şiir de bundan nasibini aldı. Her şey Batıya göre ayarlanıyor.

Bu manada Tanzimat, Fecr-i Ati, Edebiyat-ı Cedide, ne batı ve ne doğuyu özümlemiş  değillerdi. Bileşimci olmaktan çok sadece yan yana (telifci) idiler. Burada Attila İlhan’a katılıyorum.

Hececiler biraz bileşimci olabildi. N. Fazıl, Ahmet Muhip Dranas, Cahit Sıtkı.. Bu öncülerden.

Bu gelişim tabii ki bugünkü  şiirin altyapısıdır.. Bina mecburen bunun üzerine kurulacaktır.. Türk şiiri başka bir temele mümkün değil oturtulamaz.

Ancak bugün geçmişten örnekler, dersler ve altyapılar alınarak Türk şiirini Batı ve dünya şiiriyle buluşturma hatta birleştirme zamanı gelmiştir.. Bugünün Türk şairleri bunu başaracak güçtedir.

Şair ruh haline göre yazabiliyor, ancak kendi fanusuna kapanıp yazamaz. Onun için dünyaya açılmalı diyorum. Bunu derken de İngiliz şair Eliot’un  ifadelerine aynen katılıyorum.

BULUT: Biraz da şiirde imgeye verdiğiniz değer hakkında konuşalım?

GÜNDOĞDU: Kuyumcudan aldığınız çok değerli bir mücevherin titizlikle paketlenişini hiç seyrettiniz mi? Şiir gibi..

Hazine gizlenir, peşinde nice canlar telef olur. Şiir gibi.. Şiir de hazinedir.

Geceyi ve gündüzü aynı  anda yaşamak.. Yaşanır mı?  Yaşanmaz.. ama bu şiir olursa yaşanır.

Güneşi ve ayı birlikte seyretmek.. Yıldızların eşliğinde tabii.. Şiir gibi..

Nesirde gece varsa gündüz yoktur.. Gündüz varsa gece yoktur. Şiirde ikisi bir anda olmalı.. Nasıl mı? Nasılsa?.

Şiir: estetiktir, aşktır, zevktir, katılımdır. Hayatın tümüdür. Hala yan yana gelip de sihir oluşturacak, devrim yapacak nice kelimeler vardır. İmge bu denli güçlüdür.

Hayat şiir ile düzyazı  arasında sakin bir şekilde dururken, nihayetinde şiire yaklaştıkça kraliçesini bulur. Şiir bu yüzden bir sanat olayı, yaşam içindeki mutluluğun ta kendisidir.

Birçok şairin ortak görüşüdür ki: Şiir tarif edilebilseydi yüz türlü tarifi olmazdı.

Şiir tüm bunları imgenin gücünden alır.

Şiir imgedir, ancak anlamsız, duygusuz, ahenksiz, bütünsüz değil..

Sanatın ruh bölümüdür şiir. Ruh bedenin duygudan iradesine her şeyidir.. Şiiri de bedenin ruhu gibi düşünüp imgeyi en güçlü yerine oturtmalıyız.. Diğerleriyle onu iyice destekleyerek..

BULUT: Şiir tarif edilebilseydi yüzlerce tarifi yapılamazdı  dediniz. Sizin tarifiniz ne?

GÜNDOĞDU: Bütün bu ifadelerden sonra şiirin tarifi gerçekten manasız.. Bir tespit için belki bir şeyler söylenebilir:

“Zirveye çıkan ‘ben’in hürriyet sarhoşluğu içinde tüm bilmişliği, görmüşlüğü, kültürü anlayışı, algılaması, duygusu, hayalleri ile aşk dolu bir yürekten pervasızca bir çırpıda haykırışın adı şiir.

Şiir zirveye çıkan “ben”in patlaması.. Patlaması ve kendi egoizmini öldürmesi.. Bunu yaparken katil olmaması. Halkın, seveninin hatta insanlığın malı olması..

Çok büyük acıları, çok büyük belaları en derinden hissetmesi ve bunu aşkla bir imgeye gizleyerek ebedileştirmesi..

BULUT: İnsan için şiir de bir ihtiyaç  mı?

GÜNDOĞDU: İnsan öyle bir varlık ki bir sürü vazgeçilmezi var. Ev ve evdeki tüm odalar, banyo, tuvalet ve diğer ayrıntılar.. sabundan tarağa, çoraptan terliğe.. İşyerinden eğlence alanlarına.. makineden masaya, kıra, dağa, plaja.. kağıttan kaleme.. Yaşamak için havayla suya, maydanoza, soğana..

Bunlar insanın maddi tarafını  besleyenler. Ancak insan manevi tarafıyla asıl insandır ve diğer canlılardan buradaki değerlerini ulvileştirdikçe ayrılır. Düşünme, hayal, rüya, sevinç, umut, acı, hüzün, korku, tereddüt, mutluluk, umut, insan olabilmenin olmazsa olmaz hazlarıdır.

Bu hazları ekmekle, suyla, tarlada, fabrikada, ofiste çalışmakla bir nebze kazanabilirsiniz. Bu uğraşların da manevi taraflarıdır duyduğunuz hazlar.

Ancak, haz müzik, roman, hikâye, heykel, deneme, tiyatro, film, gezme bilinci gibi değerlerle zirveye taşınabilir. Bunların varlığı kabul edilirken “şiir”i ret hiç mümkün değildir. Aksine şiir bunların hepsinden daha yoğun bir halde insan ruhunu etkiler. Tüm sanatların kraliçesidir çünkü o.

Günümüz insanında iç  boşluk hızla artıyor. Unutmamak gerekir ki bu büyük boşluğu  şiirle başlayarak doldurmaya çalışanlar daha şanslı olacaklardır.

Okunma Sayısı: 230

Yazarın Diğer Yazıları

Ölen Az, Deprem Tartışması Yapmayın

Kim suçlu?.. Mazlum, garip ölenler mi, yaşayan etkili yetkililer mi?.. Bu söze herkesin cevabı vardır...

Sen Ey Doyumsuz İnsan

Doğa diyor ki: – Şu insanların elinde oyuncak oldum. Alev ateş yakıldım, tarumar oldum… Deniz...

Allah Aşkına

İslamcılar, Ülkücüler, Atatürkçüler, Sağcılar, Solcular… Her biriniz çok hava atıyorsunuz da… Allah aşkına…Şu kutlu Türkiye...

Sen Halâ Sömüremediklerimizden misin!?.

Hadi hemen siz de koşun planlatın ve sömürtün kendinizi de mutlu olun… Kapitalist dünya istisnasız...

Türkiye’nin Altını Oymak

Belli ki her şey en ince teferruatına kadar iyice planlanmış ve kurgulanmış:İş SSCB’nin parçalanma tarihine,...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. filiz dedi ki:

    okadar çokki bildigimizi sanıp ama aslında pekçok şeyleri bilmiyoruz.. işte böyle usta insanların yüreginden süzülen cümleleri duymak okumak bir dünya harikası olarak görüyor ve mutlu oluyorum iyiki varlar iyiki varsın diyorum.sizler oldukça biz şiirlerden duygulardan yoksun kalmayacagız..yüregine saglık…

  2. Osman öztürk dedi ki:

    şiir hassasiyetin bizi çok mutlu ediyor.. teşekkürler..

    Ressam Ahmet Osman Öztürk

  3. camelettin ege dedi ki:

    saygıdeğer hocam mistik metal çağında yaşamak mı yoksa yazıp anlatmak mıdır zor olan…. ben kolayı seçiyorum.bu çağı yaşamayı vede bu çağı yaşayıp bu kadar güzel yazıp anlatanı okumayı….yüreğine beynine kalemine sağlık.