Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Hayat Bir «Sermaye»dir


06 Mayıs 2014 00:01

Yorum Yapılmamış

Dün bir arkadaşım sakallarımın ve saçlarımın oldukça fazla beyazladığını söyledi. “Yeni bir şey değil” dedim. Çünkü 40 yaşına girdiğim günden itibaren geri sayım başlıyor. Aslında 40 yaşına girdiğimiz günden itibaren geri sayım başlamıyor; doğduğumuz günden itibaren geri sayım başlıyor, öyle değil mi?
Çocukken ve gençken ne çok büyümek isteriz? Bilmeden ve anla-mına varamadan elimizdeki sermayenin çabucak tükenmesini isteriz.
Her yaş günümüzü kutladığımızda, elimizin altından uçup giden ve bir daha geri dönmeyecek olan kullan-dığımız iyi yada kötü Tanrı’nın armağanı olan hayatın ardından, bir mum yakıyoruz aslında.

Tanrı, bize zamanı belli olan hayat veriyor. Sermayemiz olan hayatı tüketmeye başlıyoruz. Yeniden üretme şansı asla olmayan, kullanılıp atılan bir mala dönüşen hayatımız… Tanrı’nın bize armağan diye sunduğu hayat denilen sermayenin değerini; ancak bir arkadaşımızın, yakınımızın, dostumuzun sermayesini tükettiğine şahit olduğumuz bir cami avlusunda yada bir mezarlıkta anlıyoruz.

Bir de bizim bir parçamız hastalandığında yada kullanılamaz duruma geldiğinde anlıyoruz.
Bize tanrı tarafından armağan olarak verilen, sonsuzluğun içinde toz zerreciği bile olmayan zaman parçasını sermayeyi her gün yeniden üreterek sonsuzluğa doğru yelken açabilmek mümkün değil. Çünkü geri gelmeyen tek değer, zamandır.
Yanı başımızdan akıp giden zamanı yakalamak ve durdurmak mümkün değildir. Kısa zaman parçasının her an değerini bilerek, hissederek yaşamaktır aslolan.

Evet, arkadaşım doğru söylüyordu; tanrının bir armağanı olan, günü belli olan hayat denilen sermayeden eksildikçe, saçlar beyazlamaya, yüz kırışmaya başlıyor. Sermaye azaldıkça, bizi taşıyan organların da eksildiğini ve yaşlandığını hissediyoruz.
Tıbbın gelişmesiyle yüzümüzün kırışmasını, saçlarımızın dökülmesini, beyazlaşmasını, yaşlanan organlarımızı değiştirmeyi ve yenilemeyi becereceğiz becermesine de, yine de tanrının bizlere armağan ettiği hayatı sermayeyi günü geldiğinde bir ibadethanenin musalla taşında, boyumuz kadar olan bir toprak parçasında kısa bir ‘elveda’ bile demeden terk edeceğiz.

Sermayeyi iyi kullanmak gerekir. Değerini iyi bilmek, son kuruşuna kadar zevkine vara vara harcamak gerekir hayat denilen sermayeyi. Anlam katmak gerekir, yitip giden her ana… Sermayemiz azaldıkça zenginleştiğimizi görmek gerekir. Sonsuzluk içindeki zamanın içinden, bir toz zerreciği olarak geçip giderken o zamanın bilgeliğine, bir şeyler katarak gitmek gerekir.

Evet, saçlarım beyazladı beyazlamasına da, tanrının armağan ettiği hayatı sermayeyi son kuruşuna kadar hak etmek için çaba sarf ediyorum. Ne kendime ne de hayatı bana armağan eden Tanrı’ya ihanet ediyorum. Hakkını vermeye çalışıyorum. Son ana kadar da hak etmeye çalışacağım bana armağan edilen hayatı…
Siz de sermayeyi hoyrat mı kullanıyorsunuz yoksa anlamını bile-rek, hakkını vererek mi tüketiyorsunuz? Yanıtınız nedir? Cevaplarınızı paylaşmak ve hayata bir anlam da buradan katabilmek için paylaşılmak dileğiyle…
Ataol Behramoğlu, “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var” şiirinde şöyle diyor:

“Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana”.
Hayata dair bildiğim ve en sevdiğim şiirlerden bir tanesi olan bu şiirin tamamını, saçlarımın ve sakallarımın beyazlaştığı bir dönemde sizlerle paylaşmak istedim. Bir daha geri gelmeyen hayat denilen sermayenizi, siz de hor kullanmayın, iyi kullanın…

“Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı    kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.”

NOT: Bu yazı 22 Eylül 2005  tarihinde Gerçek Gazetesi’nde yayınlanmıştır,

Okunma Sayısı: 72
Kategori: Ali TARAKÇI

Yazarın Diğer Yazıları

Erdoğan Giderse Ne Olur?

Erdoğan giderse Türkiye Suriye’den çekilir. Erdoğan giderse FETÖ yeniden devlet olur. Erdoğan giderse APO affedilir,...

HDP’ye Kobani Operasyonları; Geçmişle ‘Hesaplaşma’ Vakti!

Neden böylesine bir dönemde HDP eski ve yeni yöneticilerine operasyon yapıldı? Kobani olayları nedeniyle yapılan...

CHP’Deki Bu Tartışma Kime Yarar? Vatandaş Kendi Derdine Yanar…

Vatandaşın tüketici kredisi ve kredi kartı borçları toplam 720 milyara yükselmiş. Açlık sınırı 2 bin...

Ah Muhtar Ah… Eksikleri Varmış… Televizyonu Yokmuş!

Bir Muhtar düşünün, sudan bahanelerle belediye tarafından yapılmış binaya taşınmıyormuş. Eksikleri olduğu için taşın(a)mıyormuş! Neymiş,...

Dünyada Üç Misli Artan Salgının Türkiye’de Yüzde 47 Artması Gerçek Olabilir mi?

Pandemi konusunda verilen veriler, ekonomik verilerimize benzemektedir.’ Rakamları vatandaştan gizlerseniz, var olan sorunu çözmüş gibi...