Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Güle Güle Yusuf Ziya Hoca!

Hasan Celal GÜZEL

14 Aralık 2011 00:01

Yorum Yapılmamış

Türkiye, 14 Mayıs 1950'de yapılan genel seçimlerle 27 yıldan beri süren tek parti (CHP) dikta rejiminden kurtuldu ve çok partili parlamenter demokrasiye geçildi.
Lâkin demokrasi dışı güç odakları uzun süre tasfiye

edilemedi. Çok partili hürriyetçi demokrasi uygulamasına geçildikten sonra üst üste seçim mağlûbiyetlerine dûçar olan CHP, millet iradesinin kendisine vermediği iktidara demokrasi dışı yollarla ortak olmaya çalıştı.

DP'liler iyi niyetle 'Devr-i sâbık yaratmayacağız' demişler ve CHP'nin devletteki 'bürokratik hegemonyası'na dokunmamışlardı. Ancak, dönemin sonuna doğru merhum Menderes'in 'İktidar olduk fakat muktedir olamadık' itirafı, CHP'nin bürokratik egemenliğinin millet iradesinde açtığı gediğin büyüklüğünü en güzel şekilde gösteriyordu.
***

CHP'nin teşvikiyle yapılan 27 Mayıs 1960 Darbesi ile Türkiye'de yaklaşık yarım asır sürecek bir 'Darbeler Dönemi' başlıyor; başta 'bürokratik hegemonya' olmak üzere 'militarist hegemonya' ve 'jüristokratik hegemonya', ülkede uygulanan rejimi, kısıtlı bir vesayet rejimi hâline getiriyordu. Yüreksiz politikacılar bu vesayet rejiminin şartlarına baş eğerken, millet bir avuç jakoben azınlığın eline geçen gerçek iktidar odakları karşısında çaresiz kalıyordu.

CHP elitizminin pompaladığı 'irtica' korkusu altında tahrik ve istismar edilen darbeci odaklar, her an elleri tetikte rejime müdahale için bekliyordu 'Militarist hegemonya', 27 Nisan 2007 Muhtırası'na karşı Hükûmet'in direnişiyle erimeye başlıyordu.

27 Mayıs'ta Yassıada Mahkemesi'nin kurulmasıyla CHP zihniyetinin yargıyı ele geçirmesi, daha sonra Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay'ın siyasallaştırılmasıyla devam ediyor; son yirmi yıllık dönemde ise, yargıdaki 'CHP'lileştirme' müşahhas bir hâl alıyor ve CHP jakobenizminin 'jüristokratik hegemonyası' belirgin bir şekilde kuruluyordu. Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'ün kararlı tutumları neticesinde, özellikle 12 Eylül 2010 Referandumu ile jüristokratik hegemonya yıkılmaya başlıyordu.
***

Türkiye'de marksistlerin ve ulusalcıların en fazla yuvalandıkları yer 'üniversiteler/ yüksek öğretim kurumları' olmuştur. DP iktidarının son oylarında, darbe ortamı hazırlamaya çalışan CHP jakobenizmi üniversite öğretim üyelerini ve öğrencilerini sokağa dökmüştür. 1960 sonrasında 'Soğuk Savaş'ın en hararetli yıllarında, 'üniversite özerkliği' zırhı arkasında faaliyet gösteren marksistler, 12 Eylül Darbesi'nden sonra tasfiyeye uğramışlar ve onların yerini militarist vesayet taraftarı CHP'li 'ulusalcılar' almıştır.

Üniversite, ne yazık ki daima Türk Demokrasisi'nin çıban başı olmuş ve 12 Eylül Kurumu olarak teşkil edilen YÖK'ten sonra tamamen totaliter bir yönetim şekli altında, yüksek öğretimde eğitim, bilim ve araştırma fonksiyonları gerilemiştir. Bu arada, CHP'nin ulusalcı jakoben takımının eline geçen üniversite, 'Ordu göreve!' çağrıları yapan antidemokratik bir kuruma dönüşmüştür. Üniversite'de YÖK Başkanı ve üyeleri, her dönemde mevcut merkez-sağ iktidarın karşısında ve CHP muhalefetinin yanında yer almıştır.
***

27 Mayıs'tan sonra ideolojik şiddet eylemlerinin ve 12 Eylül'den sonra da totaliter jakobenizmin odağında yer alan üniversiteler, milletimiz için, 'huzursuzluk' kaynağı oluşturmuştur. Özellikle çağdışı 'başörtüsü yasağı' ve meslekî- teknik öğretimi tahrip eden 'katsayı uygulaması', 12 Eylül'den sonra milletimizin başbelâsı hâline gelmiştir.

Dört yıl önce YÖK Başkanlığı'na atanan Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, yüksek öğretimin bu iki başbelâsını büyük bir azim ve kararlılık göstererek, kendisine yöneltilen tepki ve tehditlere aldırmadan çözüme kavuşturmuş, demokratik ve tarafsız üniversite konusunda önemli adımlar atmıştır. O'nun YÖK Başkanlığı döneminde üniversite sayısı katlanarak artmıştır.

Yusuf Ziya Hoca'nın YÖK Başkanlığı sayesinde, yarım asırlık vesayet döneminde 'militarist' ve 'jüristokratik' tahakkümden kurtulan Türkiye'de jakoben elitizmin 'üniversite hegemonyası' da sona ermiş ve milletimiz 'başörtüsü yasağı' ve 'katsayı haksızlığı' uygulamalarından kurtulmuştur.

Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'a teşekkür ederken, milletimizin çoğunluğunun hislerine tercüman olduğuma eminim.
Güle güle Yusuf Ziya Hoca! Bu millet senin hizmetlerini unutmayacaktır.
Bu vesile ile yeni YÖK Başkanı değerli bilim adamı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya'ya da başarılar diliyorum.

Okunma Sayısı: 101

Yazarın Diğer Yazıları

Geleceğin Süper Gücü: ‘Yeni Türkiye’ (II)

Ben Müslümanım elhamdülillah… Peygamberimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimiz’in Veda Hutbesi’ndeki düsturlarına kalbden inanırım. Aslâ...

Geleceğin Süper Gücü: ‘Yeni Türkiye’ (I)

Efendim, bendeniz bir ‘fütürolog’, yani gelecek bilimcisiyim. 1968 yılının sonunda girdiğim Devlet Planlama Teşkilâtı’nda (DPT),...

Türkiye’nin Lideri: Recep Tayyip Erdoğan

Sevgili okuyucular, 15 Temmuz’da darbe teşebbüsünde bulunanların öncelikli hedefi niçin Sayın Cumhurbaşkanı’nı şehit etmekti biliyor...

Akit Gazetesi ve Demokrasi

Allah’ın (c.c.) selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinizde olsun sevgili okuyucularım… Sizleri çok özledim. Son iki...

Jakoben Hukukçular Kudurdu

Bendeniz hukukla meşgul olmaya Metin Feyzioğlu‘nun doğduğu yıl olan 1969’da başladım. Bu müddet zarfında özellikle...