Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Göktürk Kitabeleri’nden Yankılanan Ses

ŞAFAK ÖTESİ
M.Nihat MALKOÇ

18 Mart 2011 00:01

Yorum Yapılmamış

Göktürk Kitabeleri’nden Yankılanan Ses Yahut Geçmişe Dair

İnsan topluluklarını millet hâline getiren bir kısım unsurlar vardır. Bunların başında dil, din ve tarih gelir. Tarih bir milletin hafızası hükmündedir. Bizler, Türk milleti olarak şanlı bir tarihî geçmişe sahibiz. Nice destanlar yazılmıştır bu milletin serdengeçtileri tarafından!.. Fakat bu şanlı tarihin kıymetini bilememişiz. Öyle ki; tarihî malûmatlarımızın çoğunun kaynağı Çin belgelerine dayanır.

En eski yazılı belgelerimiz olan Orhun Kitabeleri bu yönden bakılınca Türk tarihi ve Türk kültürü açısından altın kıymetindedir. Çünkü bu gibi belgelerin sayısı çok azdır. Üstelik bunlar Türk adının geçtiği ilk yazılı metinlerdir. Orhun Kitabeleri 1899 yılında Rus araştırmacı Yadrintsev tarafından bulunmuştur. Yazıtları çözen Danimarkalı tarihçi Vilhelm Thomsen, kitabeleri katalog halinde dünya kamuoyunun dikkatine sunmuştur. Bu taşlar, hem maddî hem de manevî bakımdan Türk dili, kültürü ve tarihinin en değerli anıtlarıdır.

Türk dilinin ilk yazılı metinleridir bu kitabeler. Aynı zamanda hitabe türünün muhteşem örnekleri olarak kabul edilmektedirler. O zamanki devlet yöneticilerinin halkına hesap verdiğini, başa buyruk bir idare şeklinin aksine, halkın görüşünden yararlandıklarını, yeri gelince gidişat hakkında milletini bilgilendirdiklerini görüyoruz bu taşlara kazınan metinlerde… Aynı zamanda devlete ve millete düşen görevler sıralanır bu anıtlarda.

Göktürk abideleri Orhun yazısıyla yazılmıştır. Türklerin ilk alfabesidir bu. Orhun yazısı sağdan sola yazılır. Harfler birleştirilmez. Kelimeler ise birbirinden, üst üste konmuş iki nokta ile ayrılır. Orhun alfabesi 4’ü sesli, 34’ü sessiz olmak üzere 38 harflidir. Bugün hiçbir millet tarafından kullanılmamaktadır. Yani ölü alfabelerden biridir artık.

Orhun Kitabeleri bugünkü Moğolistan sınırları içerisinde bulunmaktadır. Abideler Tonyukuk, Bilge Kağan, Kül Tigin adına dikilmiştir. Kül Tigin Kitabesi, Bilge Kağan tarafından kardeşi Kül Tigin adına yaptırılmıştır. Bilge Kağan Abidesi, Bilge Kağan’ın ölümünden bir yıl sonra oğlu tarafından yaptırılmıştır. Kitabede Bilge Kağan ve yeğeni Yollug Tigin’in sözleri yer almaktadır. Tonyukuk Abidesi’ni, büyük devlet adamı Tonyukuk, yaşlılık döneminde bizzat diktirmiştir. Sözler de kendisine aittir.

Bizler millet olarak tarihî hadiselerden yeterince ders alamamışız. Bunun içindir ki benzer hadiseleri defalarca yaşamışız. İyi niyetli düşündüğümüz için zaman zaman dostla düşmanımızı ayırt edememişiz. Bu gaflet her zaman pahalıya mal olmuştur bize. Tarihimiz bunun sayısız acı örnekleriyle doludur. Ecdadımız vaktiyle Çinliler’den çok çekmiştir. Gerçi onlardan hiçbir zaman da alt kalmamışız. Bundan 13 asır evvel yazılan Göktürk Kitabeleri’nde bu durum bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilerek bir kısım uyarılarda bulunulmaktadır:

“Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin!”

Muvaffakiyetin şartı birlik ve beraberliktir. Milletimiz bunca zafere bu anlayışla ulaşmıştır. Ne kadar çok bilseler de daima istişare içerisinde olmuşlardır. Ne zaman ki birlik ve beraberliğimiz sekteye uğramış, işte hezimetler de bundan sonra peş peşe gelmeye başlamıştır. Bunu düşmanlarımız iyi etüt ederek aleyhimize kullanmışlardır. Yoksa kimse bu cengâver milletin kolunu bükemezdi. Savaş hiledir. Düşmandan mertlik beklemek ahmaklıktır. Her oyun kurallarına göre oynanır. Bizi savaş meydanlarında yenemeyenler bu gibi çirkin yollara başvurmuşlardır. Bu gibi sıkıntıları yaşayan Göktürkler, balbal taşlarına şu hakikatleri kazıyarak günümüze mesajlar yollamışlardır:

“Türk, Oğuz beyleri, milleti, işitin: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini töreni kim bozabilecekti? Türk milleti, vazgeç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan bilgili kağanınla, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hale soktun.”

Maalesef millet olarak belli zaaflarımız vardır. Bunların başında da günü kurtarma anlayışı gelir. Oysa hedef bugünü geçiştirmek değil, yarınları hesaba katarak geleceği şekillendirmektir. Gelişmiş milletler, yaşadıkları çağı değil gelecek asırları düşünerek ileriye dönük yüz yıllık, iki yüz yıllık gibi uzun vadeli planlar yapmaktadırlar. Ufku geniş olmayan milletler, dünyayı yaşadıkları dar çerçeveden ibaret sanırlar. Bu konuyla ilgili Orhun Anıtları’nda yükselen şu çığlığı kulaklarımıza küpe yapmalıyız:

“Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Açlık, tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için, beslemiş olan kağanının sözünü almadan her tarafa gittin. Hep oralarda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla her yere hep zayıflayarak, ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için, kağan oturdum. Kağan oturup; aç, yoksul milleti hep toplattım. Yoksul milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı?”

Akıllı insan ve basiretli müslüman aynı delikten iki kere ısırılmaz. Yaşanan tecrübelerden istifade etmezsek onları tekrar yaşamaya mecbur kalırız. Bu yüzden “Tarih tekerrürden ibarettir” denir. Bu da hem zaman, hem de maddî ve manevî açıdan pek çok kaybı beraberinde getirmektedir. Dünyada devletlerarası ilişkilerde dostluk yoktur; menfaat vardır. Bunun fazla eleştirilecek bir tarafı da yoktur. Zira keser hep kendine yontar. Bu, insanlar ve devletler bazında da böyledir. Ayakta kalabilmek ve dik durabilmek için güçlü olmak şarttır. Millet olarak Göktürk Kitabeleri’nden alacağımız dersler çoktur. Bu değerli belgeleri lâyıkıyla koruyarak, verdikleri mesajı yarınlarımızın teminatı olan gençlerimize ulaştırmalıyız. Çünkü malumdur ki “Son pişmanlık fayda etmez.”

Okunma Sayısı: 84
Kategori: M.Nihat MALKOÇ

Yazarın Diğer Yazıları

Ümmetin Avukatı

Bu dünyadan, ardında hoş bir seda bırakarak bir Ahmet Kekeç geçti. “Haksızlık karşısında susan dilsiz...

Trabzon Sevgisi

Trabzon’un tarihi, kültürü, edebiyatı, basını, diyaneti ve eğitim dünyası deyince akla gelen isimlerin başında hep...

Gerçek Bir Dost

Farsçadan dilimize geçen “dost” kelimesi sıcaklık ve samimiyet demektir. Dost demek şahsî menfaatleri yürekten kapı...

O Bir Vefa Abidesiydi

Tavır ve davranışlarıyla adeta canlı bir vefa abidesi olduğunu gösteren Hüseyin Albayrak, son kitaplarından biri...

Yazmayla Geçen Bereketli Bir Ömür

Hüseyin Albayrak, 50 yıldan beri gazete ve dergilerde yazıyordu. İlk yazısını 1959’da Demokrat Çaykara gazetesinde...