Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Gerçekleri Görmekten Korkanlar.

SANATA DAİR
Prof.Dr. Levent SEÇER

06 Nisan 2014 00:01

Yorum Yapılmamış

Yazı yazmanın en zor tarafı bu işte, ülkemin son günlerde yaşadığı  korkunç gerçeği gördükçe, bir şeyler yazmanın sorumluluk olduğunu  düşünüyorum. Bugüne kadar yazdığım yazılara baktım, bu günlerin bir  gün yaşanacağını ve ülkenin her geçen zaman korkunç bir felaketin  içine sürüklendiğini yazmışım. Başbakanın geçmişte yaptığı  açıklamalara baktım, ”Biz her şeyi sindire sindire geliyoruz, laik  değil ümmet anlayışı bu ülkeye hakim olacaktır” diyordu.  Atatürk’ten, cumhuriyetten ve çağdaş anlayıştan bu kadar nefret etmek neden? Bu kadar kin, nefret ve intikam duygusu neden Sayın Başbakan?  Türkiye’de bugün inançlara özgürlük, sadakat ve saygı hangi ülkede  var? Herkes dini vecibelerini özgürce sınırsızca yapmıyor mu? Kim çıkıp da arkadaş sen namaz kılıyorsun ya da sen oruç tutuyorsun, yapma  diye tepki gösteriyor? Herkes inançlara saygıyı biliyor bu ülkede.    İNANÇLARA DAYALI SİYASET…

 Bütün bunlara bakarak siz inançları siyasete bulaştıracak olursanız,  toplumu iki ayrı çarkın ortasında bırakmış olursunuz. Kendi siyasal  geleceğiniz adına, inadına dini buna alet ederseniz ülkede bir mezhep  çatışmasına sebep olursunuz. Bana yüzde elli oy vermiş bende şimdi  bunları sokağa dökerim demek, işte korkunç tehlikenin adı bu bana  göre.

Toplumun yaşamsal değişimiyle alay etmek, onları kendi  etkinliğinizde tutmak, karar verme ya da düşünsel yapılarının üstünde  söz sahibi olmak tehlikenin adıdır. Sizi eleştirenlere ” bir avuç  çapulcular” demek, tencere çalarak tepkilerini gösterenlere ”tencere  tava hep aynı hava” sözlerini sarf eden bir Başbakansa bu düşündürücü  değil mi?        Milli heyecanların yaşandığı bayramları yasaklamak, sanat ve sanatçıya  ”istediğin yere git kardeşim” demek, sanata düşman bir anlayışla özgürlük anıtına ”UCUBE” diyerek yıkılmasını emretmek, tiyatroları  yasaklama gayreti içinde olmak, ”bu kanunları yapanlar iki ayyaş”  diyerek Atatürk ve İnönü’yü kastederek içki içmenin yasaklanmasını  istemek.

Bu insanların yaşamsal özgürlüğünü kısıtlamak değil midir?  Benim yaşamsal değerlerimde bir başkasının söz hakkının olması  demokrasiyle nasıl bağdaşabilir acaba? Üstelikte bunları yansıtanlar  ülkeyi yönetenler olunca kaygılarım gelecek adına daha da artmaktadır.      GEZİDE YAŞANANLAR…

 İşte bu kaygılarımın sadece bir kısmını burada anlatmaya çalıştım,  Gazi olayları bana göre bu iktidarın yıllarca bu ülkede yapmaya  çalıştığı otoriter bir rejime karşı sadece uyarısal tepkisiydi. Ama  keşke bundan birileri feyz alabilselerdi, aksine ortamı yatıştırmaya  çalışmak yerine alevlerin daha da sönmemek üzere yanmasını devam  etmesini istediler.

Bir ülke düşünün ülkede halk sokaklarda her taraf  yanıyor, binlerce insan günlerdir anlatmaya çalıştığı haklı oldukları  bir konuda tepkilerini gösteriyor, siz onlara kör olmaları için  şuursuzca gaz sıkıyorsunuz, polise vur, kır, sakatla, kör et  diyorsunuz o aldığı görevi yapıyor. Sonra siz ülke böylesine  karmakarışık bir durumda iken Başbakan olarak yurtdışına geziye gidiyorsunuz.

Bu hangi ülkede yaşanabilir dersiniz acaba? Sokakta demokratik hak isteyen topluma karşı sizin bir sorumluluğunuz yok mu? Yüzde elli sizin arkanızda ama yüzde elli karşınızda demek nasıl bir  ruh halinin yansımasıdır acaba? Atatürk’ten, çağdaş değişim  anlayışından, cumhuriyetten bu kadar nefret etmek neden?        Halkın toplumsal silkinişi sadece gazide yaşananlar değil, gezi  parkında ağaçların kesilmesi olayı değil, bu yıllardır yapılanlara, yaşananlara karşı artık bir demokratik hak isteme hareketidir.

Toplumun haber alma özgürlüğünün kısıtlanması, korku toplumu olmanın  verdiği rahatsızlıklar ve yıllardır eğitim değerleri düşük, dini  duyguların sorumluğu altında narkozlanmış bir kitlenin verdiği  kararla, milletin kararı olarak görenlerin kaygı verici uygulamaları.  Cumhuriyet ülkesinin Osmanlı anlayışıyla bu sona sürüklenmesi,  bilimsel değerlerin karşısına inanç siyasetiyle karşı durmak,  sonrasında tek adam olma gücünün verdiği yansımalar.

Beni asıl  korkutan bunların dışında hala aldığı din afyonuyla uyanamadığı uykuda  yatan güdülmüş toplum. İşte koca bir ülkenin geleceğini tayin eden de  bunlar değil mi? Başbakan milletim dediği bu kesime kolay anlatıyor  her şeyi, çünkü onların yansıttığı gösteride sadece söylenenler  inanmak var, sorgulamak ya da ülkenin geleceği konusunda söz söyleme  hakkı yok. Başbakan benim arkamda dediği bu kesime narkoz vermiş,  uyanmaları mümkün değil, nereye sürüklersen ne dersen onu yaparlar.  Bunun yerine siz hangi demokratik hareketi koyabilirsiniz acaba?

 Başbakan ülkesi yanarken, halkı sokaklarda demokrasi isterken gittiği  yurtdışından dönmüş adeta bir kahraman gibi karşılanmış. Bunu  seyrederken canım acıdı. Bu gösteri neden niçin neyin karşılaması,Başbakan ne yaptıda bu kadar abartılı bir gösteri yapıldı,zafermi kazandı ülkesi adına? tüm bakanlar milletvekilleri el pençe durdular gecenin geç saatine kadar.

Ülkenin geldiği şu > manzaraya baktığımda, gelecek adına cumhuriyet adına kaygılarım korkularım arttıyor benim. Günlerce demokrasi adına bir haykırış var ülkede, Gezi direnişi sadece Atatürk cumhuriyet ve aydınlık için bir beraberliğin gereği değilmi?ama bunu anlayamayanlar dün gece Başbakanı karşılamayı zafer kazanmaya dönüştürdüler .Bunu yapanların yaşananların aksine daha sağduyulu davranması gerekirken, Ns aldırgan biçimde gösteriye dönüştürmenin hala yaratacağı tehlikenin farkında değiller anlaşılan. Başbakan toplumu en hassas noktada gerginliğin ortasında bırakmanın zaferini yaşamak istedi sanırım. Böyle bir toplum yönetilmez beyler, yarın iki ayrı toplumun çatıştığını seyredenler,bir inat uğruna ,bir heves uğruna, bir ihtiras uğruna ülkeyi nasıl bir felaketin ortasında bıraktıklarının ne zaman farkına varacaklar bilmiyorum.

Okunma Sayısı: 73
Etiketler: ,

Yazarın Diğer Yazıları

Kör ve Duyarsız Bir Toplum

Portekiz de uzun yıllar sonra katıldığım uluslararası bir panelde, Portekiz halkının yaşadığı ekonomik felaketin ardından,...

Franz Kafka ve Karl Marx’ın Gördüğü Gerçekler…

Dünya da güç dengelerinin bir çarkın ortasına sıkışıp kaldığı bu dönemde, peki Türkiye bundan nasıl...

Franz Kafka ve Karl Marx’ın Gördüğü Gerçekler…

Dünya da güç dengelerinin bir çarkın ortasına sıkışıp kaldığı bu dönemde, peki Türkiye bundan nasıl...

Allah’ın Görmek İstediği Gibi Bir Dine İnanmak…

Birilerinin istediği dine değil, Allah’ın görmek istediği gibi bir dine inanmak önemli. Şimdi böyle bir...

Son Balo Son Vals’ta Kalan Demokrasi…

Siyaseti bilmeyen beceriksizlerin elinde tükenen demokrasi ve yazılamayan gerçekler, 50 yıl sonra bile yazılsa sıcaklığını...