Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Gaye Eğtimi

SİVİL EĞİTİM
Ercan HARMANCI

10 Ekim 2011 00:00

Yorum Yapılmamış

Eğitim ve öğretim hep birlikte düşünülen iki kavramdır. Eğitim ruhu terbiye eder: öğretim zihni terbiye eder. Eğitim, Rahmani; öğretim ise nefsanîdir. Öğretimden beklenenlerle; eğitimden bekleneler aynı değildir. Öğretim zaman ve mekânla sınırlandırılabilirken; eğitim zaman ve mekânla sınırlandırılamaz. Toplumsal düzenin bozulması eğitimi okullara hapsederek daha da hızlandırılmıştır. Eğitimin okullara yüklenilmesi bireysel ve toplumsal sorumluluktan kaçıştır.

Bir toplumun bireylerinde gaye bilinci oluşturulmamışsa eğitmek çokta anlamlı değildir. Formel eğitim öğrencilere ve eğitimcilere sürekli hedefler koyarak eylemlerin yönünü çeşitlendirmiştir. Filolojik açıdan hedef ve gaye kelimeleri eş anlamlı olarak algılanıp birbirlerinin yerine kullanılabilinir. Fakat etimolojik açıdan hedef ve gaye kavramları çok farklıdır. Hedeften beklenenler maddi gayeden beklenenler ise ulvi değerlerdir. Sürekli hedefe vurgu yapmanın örtük mesajı bireylerden vicdanlarını paranteze almalarını istemektir. Hedefe doğru ilerleyen birey duyarsızdır. Tek düşündüğü vardır belirlenen hedefe ulaşmaktır. Birey hedefe ulaşmak için tüm yolları meşru görür tek isteği vardır hedefe ulaşmak. Dersten geçmek isteyen öğrenci kopya çeker ve bundan rahatsızlık duymaz çünkü hedefe ulaşmada “Nasıl?” sorusu önemli değildir. Gaye sahibi kişi içinse hedefe ulaşmaktan çok nasıl ulaşıldığıdır.

Bir savaşı kazanmak hedefse kadın çocuk fark etmeden öldürerek o hedefe ulaşmaya çalışır. Gaye sahibi kişilerse sonunda savaşı kaybetmek yani hedefe ulaşamamak olsa da kadın ya da çocuklara ateş etmeyecektir. Hedef bireyin kendi isteği değildir. Hedeflerde belirleyici çevredir. Hedef ötekilerin istekleri doğrultusunda hareket etmektir. Belirlenen hedefler sizi rahatsız etmeye başlamışsa siz bir gaye sahibisiniz demektir. Hedefe ulaşmanın karşılığı insanlardan beklenirken gayeye ulaşmanın karşılığı yaratıcıdan beklenir.

Hedefe ulaşmak isteyen insanın ilk yapması gerekenlerden ilki yaratıcıyı paranteze almaktır. Bu noktada yapılan ilk telkin “İnsan isterse her şeyi başarabilir” telkinidir. Bir dış telkin ya da komut ile hareket ediyorsanız size birileri bir hedef belirlemiş demektir. Kendi kendinize konuşarak hareket ediyorsanız bir gayeniz var demektir. Birileri size “Namaz kıl” diyorsa bir hedeftir. Ama siz kendi kendinize “Namaz kılmalıyım” diyorsanız bu da bir gayedir. Eylemleriniz zaman ve mekânla sınırlandırılmışsa bir hedef için uğraşıyorsunuz demektir. Yaptıklarınız her zaman ve her mekân içinse o zaman bir gaye için çalışıyorsunuz demektir.

Öğretim, kavram olarak elbette kötü değildir. Kötü olmayan bir kavrama yüklenen kötüyse o kavramdan uzaklaşmak gerekir. Öğretimin öncelikli hale gelmesi ve bireylere sürekli hedefler konulması insanları gayelerinden uzaklaştırmak içindir. Hedef insanı yabancılaştırır. Gaye sahibi olmak ise insanın değerlerini içselleştirmesidir.

Toplumda insanlar birbirlerini yargılarken gaye eksenli değil hedef eksenli yargılamaktadır. Hedefe ulaşmak toplum gözünde kötü kişileri normalleştirirken gaye için hedefe ulaşmak istemeyen iyileri de anormalleştirmektedir. Formel eğitim sürekli ölçme ve değerlendirme yapar. Formel eğitim için hedefe ulaşanlar başarılı hedefe ulaşamayanlar başarısızdır. Formel eğitim için kopya çekerken yakalanan öğrenci cezalandırılırken kopya çekmeyen öğrenci mükâfatlandırılmaz.

Çoktan seçmeli soru sadece teknik açıdan yetersiz değil etik açıdan da çok sıkıntıları olan bir ölçme değerlendirme sistemidir. Çoktan seçmeli sınav sistemi sadece pedagojik olarak değil siyasi olarak ta statükoyu güçlendiren bir ölçme ve değerlendirme sistemidir. Sürekli seçeneklerin dışına çıkmamayı bir normallik olarak vurgulamak bireylerde farklı bakış açılarını yok etmektedir. Bir soru düşünün… Aşağıdaki kişilerden hangisi daha ilkel bir dönemde yaşamıştır?

A)K.Marx

B)M.Kemal Atatürk

C)Turgut Özal

D)Hz Muhammed

E)Adnan Menderes

Bu soru karşısında hedef eksenli bir öğrenci hiç düşünmeden ve rahatsız olmadan D seçeneğini işaretleyecektir. Gaye sahibi öğrenci ise kendi değer ve inançlarıyla bir kıyaslama yapıp kendi değerlerine en uzak olan kişinin bulunduğu seçeneği işaretleyecek ya da soruyu boş bırakacaktır. Değerlerine uygun olmadığı için soruyu cevaplamayan öğrenci de normal karşılanmayacak hatta yaptığının salakça bir davranış olacağı vurgulanacaktır.

Bu soru her ne kadar değerlerine uygun olmasa da hedefine ulaşmak için rahatsızlık duymadan istenilen seçeneği işaretleyecek ve hedefine ulaşmak değerlerinden uzaklaşmaktan daha ağır basacaktır. Gaye eğitimi ve gaye bilinci kazandırmak belirlenmiş zaman ve belirlenmiş mekânlarda verilemeyecek kadar sorumluluk isteyen bir iştir. Günümüzde okulun belirlediği hedefler evdeki gayelerin önüne geçmektedir. Ve gaye denetlemesi yapacak kişilerde “bu hedefe ulaşsın daha sonra denetlerim” diyerek denetleme hep bir sonraki hedefin bitimine bırakılmaktadır. Acı gerçek ise hedeflerin hiç bitmeyeceğidir.

Gaye bilincini oluşturmada elbette eğitimciler suçludur. Fakat en suçlular ise veliler ve özellikle babalardır. Günümüzde babaların tek istediği var çocuklarının en yüksek puanı alarak belirlenmiş en yüksek hedefe ulaşmaları. Hedeflerin sonu belli değildir. Tüm hedeflere ulaşmanın zevki anlıktır. Bu zevki herkes yaşar çünkü başarıdan herkes kendine pay çıkarmayı severler. Bireyler hedeflerden sonraki mutsuzluklarını ise tek başına yaşarlar. Modern dünyanın insanının yalnızlığı ve mutsuzluğu ulaşılan hedefin beklentileri karşılamamasıdır.

Belirlenen hedefe ulaşılamaması durumunda ise hedef belirleyiciler ya yoktur ya da “ben demedim mi” cümlesini kurarlar. Hedef ulaşılması gerekendir. Elde edilmediği sürece rahatsız eder ama gaye bir ulaşma anıdır ve o anı yakaladığınız anda sizi asla rahatsız etmez. Bu rahatsızlığın altında hedef eksenli yapılan hesapların tutmaması vardır. Gayede ise hesap yoktur. Gayede belirsizlik yoktur. Çünkü beklenti yaratıcıdandır.

 Hedefin bize sağladıkları geçicidir. Ulaşıldıktan sonra “bilseydim” ile başlayan pişmanlık cümleleri kurulabilinir. Gayeye sahibi olmak ise insana sürekli bir yaşam enerjisi verir. Hedef için çalışanlar sürekli gergin olur ama gaye sahibi insanlarda ise bir sakinlik ve dinginlik hissedilir.

Kısacası… Gayesi olmayan insanların bitmeyen hedefleri vardır. Tek düşündükleri vardır hedeflerine ulaşmak. Tek üzüldükleri vardır hedeflerine ulaşamamak. Hedef belirleyiciler bizim dışımızdakiler ve bize uzak olanlardır. Gaye belirleyiciler ise kendilerini bize en yakın hissedenlerdir. Yaratıcı ile bağlarınızı kopardığınızda daha çabuk hedeflerinize ulaşabilirsiniz. Diğer yandan da yaratıcı ile bağlarınızı güçlendirdikçe de gaye sahibi olmanın mutluluğunu yaşarsınız. Hedefi olanlar bir gün mutlu bir gün mutsuzken: gaye sahibi kişiler hep mutludur. Kendinizi mutsuz mu hissediyorsunuz? Mutlu olmak için ilk yapmanız gereken kendinize şu soruyu “Benim bir gayem var mı?”sormaktır. Her gün kendinize yeni yeni hedefler seçiyorsanız bilin ki mutlu değilsiniz.

Gayeniz yoksa eğitilemezsiniz; eğitilmemişseniz hedeflerinizden ne kendiniz ne de toplum fayda görür. Doktorun gayesi yoksa toplumun çıkarlarını görmezden gelerek kendi çıkarları için doktorluk yapar ama gayesi varsa kendi çıkarlarını paranteze alarak içinde yaşadığı toplum için doktorluk yapar… Hedeflerimizin çokluğundan gayelerimiz nefes alamıyor.

Birilerine hedefler belirleyeceğinize kendinize bir gaye edinin

Bilgi Aktivasyon Uzmanı

Ercan Harmancı

ercanharmanci@hotmail.com

Okunma Sayısı: 136
Kategori: Ercan HARMANCI
Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları

MEB’te Koltuklar Değişiyor mu(!)

Selamı kelama bağlarken bu yazının başlığı ne olsun derken buldum… Evet, bu yazımın başlığı “MEB’te...

Demokrasi Out… Cinsiyet Ayrımcılığı In…

Cinsiyet Ayrımcılığı Sorunuza Mr Papa Cevap Verecek… Din İşleri Başkanlığı bu konuda en ağır vebali...

Kıl Korsanları Kul Avında (!)

Selamı kelama bağlarken “Bir saç telinin görülmesiyle iman ölçülür mü?” diye sormuş olayım… İnsanlar inandıkları...

28 Şubat Edebiyatı (!)

Selamı kelama bağlarken  “Şubat ayının sonuna geldik mi?” diye sormak istedim. Durup dururken mi demeyin!...

Okuma Alışkanlığı Sendromu (!)

Okumak eylemi, tüm eylemlerden önceliklidir. Okuma eyleminin önceliği kutsal bir emir olmasındandır. Her şeyi yoktan...