Erik ağacı, dere kaşının, beyaz gülüydü. Vadide karışanı ve görüşeni yoktu. Köklerini dere yatağına salmış ve heybetiyle, gurur duyuyordu. Baharı ilk sırada kutlayanlardan biriydi. Kaş üstünde susuz ve gübresiz kalmamıştı.
Yağmur ve fırtına onu es geçmiş, böylece zarar görmemişti. Bazen dalları kırılsa da devasa görünüşü değişmemişti. İlkleri barındıran erik ağacı, yeşilliğini kar gibi beyaz, çiçekleriyle örterdi. Dere yatağında, gelin gibi abide güzelliğini sergiliyordu.
Eriğin, endamı, suyun çağlamasıyla meyvesini olgunlaştırıyor ve her kademede beğeniliyordu. Eriğin ilk ziyaretçileri genelde bizler oluyorduk. Mahallenin çocukları olarak, dalların meyveden eğildiğini görmenin mutluluğunu da yaşıyorduk.
Bir gemi yükler, kaşın üzerindeki, devasa erik için söylenmişti…
Suyun yatağını aşındırması, kaşta etkili olması, eriğin saltanatın göz dikmişe benziyordu. Yalnız erik ağacı, suyun gücüne, hâkim görünüyordu. Her dönemde sevenleri dibinde bitiyordu. Yere yatmış dallarında meyve kalmıyordu. Meyvenin olgunlaşmasına zaman bırakmıyorlardı.
Dalların meyvesiyle, yüzü gülüyor ve ziyaretçilerini dostça karşılıyordu. Dallar kendiliğinden olduğu gibi, ziyaretçilerin saldırısıyla da kırılabiliyordu. Kırılmalar meyvenin çokluğundan da ileri geliyordu.
Kaştaki erikten yemeyen olmaz ve gelemeyenlere de verilirdi. Kaş üstüne uyumu her yıl meyveyle yüklenmesinden belli oluyordu. Olgunlaşan meyveleri hoş kokulu ve lezzetliydi. Bu tür meyvelerin peşinde olanlar da az değildi.
Okul öğrencileri, erik ağacına, teknik bir saldırı düzenlemişlerdi. Öğrencilerin başında, Ceyhan, dedikleri teknik yaramaz, yer alıyordu. Teknik yaramaz, kesici alet ile dalları kesecek ve olgun meyvelerini, arkadaşları toplayacakmış.
Ceyhan, dalları kesiyor ve arkadaşları topluyordu. Arkadaşları yerimiz yok nasıl taşırız yeter diye bağırıyorlar. Teknik yaramaz ise tepeye yakın bir dala göz koyuyor. Çoğa sahip olayım derken hepsinden olmak. Kestiği dal ile kaştan aşağı uçuyor.
Başının üzerine suya dikiliyor ve büyük bir gürültü kopuyor.
Ağacın dibinde yaşanan korku, öğrencilere, yapılanı ve yapılması gerekeni unutturuyor. Herkes yere çökmüş kafalarını elleri arasına almış bekliyorlar. İçlerinde Ceyhun’un yakını, ayağa fırlıyor ve Ceyhan diye bağırıyor. Peşine tüm öğrenciler, Ceyhan, diyorlar.
Suyun çağıltısına, hüzünlü ve kesik kesik sesler karışıyor.
Karmaşayı duyan mahalleli, dereye koşuyor. Öğrencileri gerekli yerlere gönderiyorlar.
İki saat sonra bağırma sesi kesiliyor ve suyun çağıltısı devam ediyor.
Üç gün sonra, kaş üstündeki erik ağacını, kesmişler ve tepe üstüne suya dikmişler. Üzüldük.
Bu yıl kardeşimle ilk ve son ziyaretçi olarak kayda geçtik.
Hasan TANRIVERDİ















