Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Döneklik ve İdeolojiler

BİLİMSEL GERÇEK
Öğr.Gör. Nurullah AYDIN

18 Eylül 2011 00:00

Yorum Yapılmamış

Her toplum iktidara getirdiği kişi ve kadroların kendi değerlerini temsil etmesini, refahını geçimini, sağlamasını, güvenliğini huzurunu sağlamasını, adaletle yönetmesini bekler. Ancak ilginçtir ki bu amaçlarla iktidara gelenler belirli bir süre sonra başkalaşıma uğrar, dönüşür. İktidara gelmede ve iktidarda iken döneklik kimliği, ideolojik dönüşüm olarak benimsenir. Kitleler de; bu dönekliği oluşturan iktidar tarafından güç anaforu içinde uyuşturulur. Uyuşmayanların çıkan sesi ise bir yolla susturulur.

Bakın; Tarih boyunca belli başlı ideolojiler; mitolojiler, dinler ve onların çeşitli yorumları etrafında şekilleniyor, dallanıp budaklanmıştır. 15-16. Yüzyıllarda filizlenen Rönesans hareketinim ve insan varlığını tek ve en yüksek değer kaynağı olarak gören, Humanizm’in siyasi bir görüşü olmaması bunları ayrı bir ideoloji sınıfına sokmaz.

İlk defa 18. yüzyıl sonlarına doğru Fransız Devrimi (1789) kilise karşıtlığı ile birlikte ulusalcı ideolojilerin ortaya çıkmasını sağladı. Fransız Devrimi’ni körükleyen kilise karşıtı aydınlanmacı ideoloji, insanı evrenin merkezine yerleştirerek aklı yüceltti. Kilisenin, dinin kaderciliğine başkaldırdı. Newton, Rausseau, Voltaire gibi düşünürler bu ideolojinin alt yapısını oluşturmada önemli rol oynadı.

Din’lerden bağımsız oluşan ideolojilerin ve laik düşüncenin yavaş yavaş gelişmesiyle en azından bir takım kişiler, kendilerinin bu dünyada Tanrının çizdiği kader çizgisi içinde yönetilmediklerini bunun yerine iktidarı eline geçiren güçlülerin adil olmayan bir şekilde yönettiği piyonlar olduklarını görmeye başlayacaklardı.

19 yüzyıl ortalarına gelindiğine bir taraftan Ulusçu Milliyetçi ideolojiler yükselirken diğer taraftan bir Alman düşünür dünyayı en az 150 sene etkileyecek bir siyasi ideoloji üzerine çalışıyordu. İşçi sınıfının emeğini merkez alarak ortaya koyduğu siyasi argümanlarını daha somut hale getirmek için Almanya’yı terk ederek İngiltere’ye gitti.

Karl Marx, 1840’ların ortasında Londra’ya gelerek Kapitalist sistemin en geliştiği yerde kapitalizmi gözledi. Burada kapitalist sistemin işçileri ezdiğini, işçilerin kötü şartlarda patron için modern köleler olarak çalıştığını ve 12 saatlik çalışmada işçinin 2 saatini kendi için geri kalanı patron için harcadığını ve bu sömürü sisteminin kısa sürede çökeceğini, yerine eşitlikçi bir komünist sistem kurulacağını iddia etti.

Bu konuda kitap bile denilemeyecek 80-90 sayfalık Komünist Manifesto adlı risalesini yazdı. Bu risalede kendi düşüncesine göre Komünizm-Sosyalizm’in ana hatlarını belirledi. Daha fazla detaylı bir şey yazamadı çünkü önünde daha fazla yazabileceği böyle bir sistem ve bu konuda fazla bilgisi de yoktu.

Sonra 3 ciltlik hacimli kitabı Kapital’i yazdı. Çok kimse Kapital’i komünist-sosyalist düzeni anlattığını zanneder. Tam tersine Karl Marx bu kitapta kapitalizm tarihinde ilk defa kapitalizmin detaylı analizini yapıyordu. Hala bu kitap Avrupa’da üniversitelerin ekonomi bölümünde kapitalist sistemin tarihini iyi anlamaları için ekonomi talebelerine okutulur.

Türkiye’de bunu okumasınlar, çocuklar komünist olur diye bir süre bu kitabı yasaklandı.

Bugün hala tam olarak kapitalist düzenin nasıl geliştiği anlaşılamıyorsa, bunu olaylara ilgisizliğimize, getirdiğimiz gereksiz yasaklara, kendimize hiç toz kondurmamada aramalıyız.

1917’de Rusya, Marx’ın önerilerinden yola çıkarak komünist- sosyalist karışımı kurduğu sistem, 1989 yılına kadar gitti. Sistem kendini fesh etti. Çin’de komünist sistemle fazla bir yere gidemeyeceğini gördü ve kendi sistemini yarı kapitalizm yarı komünizm şeklinde hibrit bir sisteme dönüştürünce, kapitalizm karşısında ne bir sistem ne de bir ideoloji kaldı.

Şimdi ise halkı Müslüman olan ülkelerde; İslamcı Kalvinist anlayışla din soslu kapitalist sistem yapılandırılmış durumdadır. Yani laik kapitalizmden, İslamcı kapitalizme geçiş. Peki değişen ne? Sadece sömürenler ve semirenlerin ideolojik kimliği değişmiştir.

Peki ya halk yığınları? Onlarda laik kapitalizmde gelecek hayali umudu içinde bırakılırken, İslamcı kapitalizmde halk, cennete gideceğini zannederek orada bekleyen hurilerLE oyalanıyor, olan bitene ses çıkarmıyor. Dünün cüzdanı şişkin kodamanların yaşam biçimi, İslamcı kapitalist kodamanların yaşam biçimi halini alıyor. Köşkler el değiştiriyor. Sevgililer, metresler, çıtır kızlar, bu kez din ritüelleri ile yaşamda olmaya devam ediyor.

Türkiye; üretmeyen fakat tüketen bir toplum oldu.

GÜnün Sözü: Halkı sorumluluk duygusu, yüksek özverili aydınlar, aydınlatabilir.

Okunma Sayısı: 61
Kategori: Nurullah AYDIN

Yazarın Diğer Yazıları

İktidar Savaşı ve Propaganda

İnsanlık tarihi; iktidar için güç ve yetki sahibi olanlarla, olmaya çalışanlar arası çatışma ve güdülen...

İktidar Savaşı ve Propaganda

İnsanlık tarihi; iktidar için güç ve yetki sahibi olanlarla, olmaya çalışanlar arası çatışma ve güdülen...

Siyasal/Ekonomik Şekillendirme

Belli odakların emireri olarak planlandığı gibi gücü/yetkiyi ele geçiren bir kesim diyor ki; artık kabul edin....

ABD-NATO ve Türkiye

Atatürk’ün bağımsızlık temeline dayalı stratejik dış politikasını tersyüz etmiş ve ABD ile askeri ve eğitim...

Sevgide Birleşmek

Tartışalım. Kırmadan, üzmeden, incitmeden, katletmeden, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden konuşalım tartışalım. Aklın mantığın, gönlün yolu birdir. Orta...