Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Dikkat, Kayıttayız!


05 Şubat 2011 00:00

Yorum Yapılmamış

Her insan buluğ çağında, cennetle dünya arası bir mutluluk içindedir. Hatta çocukluğu bir tür cennete benzetmek de bundan değil mi? Ne zaman ki buluğ çağına geliyoruz tam bir cennetten dünyaya düşme hali… Gözümüzü açıp gördüğümüz dünyaya bir anlam vermeye çalışıyoruz. Eğer bir anlam veremiyorsak varlığımıza ve dünyanın varlığına, karanlık görmeye başlıyoruz her şeyi. Oysa varlık çok aydınlık, eğer gözlerimizi kapamaya zorlamasak. Kendimizi karanlığa mahkûm etmesek .

İnsan hayatın anlamını soran tek canlı varlık. Eğer bir anlam bulamazsa da en çok acı çeken varlık oluyor sonrasında. Bu dünyaya niye geldiğini, nereden geldiğini, nereye gittiğini anlamak istiyor. En önemlisi de ne yapması gerektiğini… Evet, sahi madem buradayız, öyleyse ne yapmalıyız ki yaşamımız bir değer ifade etsin. Yaşamımıza “ne” ışık getirebilir?

Yiyoruz, içiyoruz, kazanıyoruz, harcıyoruz ama bir türlü memnun olamıyoruz. Neden? Cennetten geldiğimiz ve cennetten başkasına razı olamadığımız için olmasın? Hayvandan farklıyız, eşyadan farklı. Biz hepimiz kendi özel filmlerimizi çekiyoruz. Her birimizin filminde her birimize özel senaryolar var. Özel kameramanlar var. Her birimiz için ayrı setler kurulmuş durumda…

En önemlisi de hepimiz kendi filmlerimizin başrol oyuncularıyız. Ama bazılarımız kendi filmlerini unutup yakınlarındakilerin filmlerinin figüranları olmaya çalışıyorlar. Unutuyoruz ki kendi gerçeğimize uygun olmayan bir durumun içinde asla tüm duygularımızla var olamayız. Var olamadığımız için de memnun olamayız…

Dünyayı hangi duyguyla algılıyorsan, sahibini de öyle tanıyorsun. Duygularını doğru kullanamıyorsan sahibini de doğru tanıyamıyorsun. Memnuniyetin ve şükrün değil, korkuların ve kaygıların artıyor. Sonra etrafına bakınıp suçlular arıyorsun, nafile…
Gerçek suçlu sensin! Kendi yaşamının anlamını karartıp, başka yaşamları kontrol etmeye çalıştın. Asıl vazifen kendini geliştirmekti, kendi potansiyellerinin farkına varmaktı. Sen başka yaşamlara müdahil olmaya çalıştın. Bazen de ümitsizliğe saplandın. Aldandın. Oyalandın. Geç kaldın…

Şimdi kendine dönme zamanı… Etrafına bak! Her şey canlanıyor. Sen niye ölü gibisin? Toprak yarılıyor kalbinde taşıdıklarını sergilemek için. Senin kalbinde ne var? Hangi tohumları taşıyorsun? Yoksa çürüttün mü onları? Depresyondayım diye bağırıp çağırıyorsun…

Mimozalara bakmayı denedin mi hiç? Leylak zamanı geldi onları gördün mü? Ağaçlar gelin gibi süzülüyorlar, gözbebeğine çarptılar mı? Görmediysen eğer, çarpmadılarsa sana… Her yer karanlık diye haykırıyorsan… Her şey hüzünlü diye ağlıyorsan ve giriyorsan depresyona, yalan söylüyorsun kendine. Yalan söylüyorsun varlığa…

Aç kalbinin gözlerini, bak sonra etrafına, seyret sana gösterileni ve güzel bir film çek kendin için… Öyle güzel bir film çek ki en güzel film seninkisi olsun. En güzel sen oyna rolünü. Bak bakalım o zaman canın sıkılacak mı?
Kendini değersiz ve anlamsız görme. Sen değerlisin. Ve sende senden öte bir anlam elbette var. Kendi âleminin hareket noktası sensin. Başkasının hayatını yazmak için değil, kendi hayatını yaşamak için buradasın. Sıkılmaya da depresyona girmeye de vaktin yok… Dikkat, kayıttasın!

Okunma Sayısı: 103
Kategori: Nazlı ÖZBURUN

Yazarın Diğer Yazıları

Dokunduğun Ruhları Harabeye Çeviriyorsun

Kendi içinde sorgulamasını tamamlayamamış insan, ne istediğini bilemeyen insandır. Kendi içine bakamamış, kendi yaralarıyla yüzleşememiş...

Boşanmak Asla Kolay Olmadı…

’ Kolay olmayacak elbet üzüleceğim Mutlaka bir iz bırakacak Belki de çocuk gibi sana küseceğim...

Güvenli izolasyon

Son yasa gereği binaların dış cephesini kaplayarak ısı yalıtımı ile daha iyi ısınmak ve ekonomik...

Farkederek Yaşama Becerisi

8 Nisan 2007’de bir adam, Washington metro istasyonunda, kemanıyla 45 dakika boyunca altı adet Bach...

İlişkilerin Doğası

Gündem bu kadar yoğunken, herkes her şey için yazıyor, çiziyor, okuyor, konuşuyor ve tartışıyorken,...