Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Çevre Kirliliği de Ne Ola ki?


17 Ocak 2008 00:03

Yorum Yapılmamış

Muhabir arkadaşlarla, Bandırma liman içindeki kirliliği görmek, yerinde tesbit etmek, görüntülemek ve haber yapmak için beraber dolaşıyoruz.

Sahil bandına yeni yapılan asma köprünün altından başlayarak, mendireğin fener burnuna doğru, boydan boya pis, kirli, yağlı, kimi yerde topak topak, kimi yerde hare hare, beyaz köpüklü bir kirlilik var ki, insan baktıkça içi kalkıyor, midesi bulanıyor.

Böylesine bir kirlilik, Bandırma liman içindeki hareketsizlikle birleşip, her geçen gün büyüyen bir felaket haline dönüşmesine karşın, ilginç olan ise hiçbir yetkilinin çıkıp da, “bu nedir?” diye ilgilenme umursamazlığını da beraberinde getiriyor.

Biliyoruz ki, yazın sonlarından bu yana Marmara denizinde bir salya kirliliği yaşanıyor.

Yaşanıyor da, bu salya kirliliğinin ne olduğunu bilen de yok, açıklayan da yok!..

Söylenenlere göre, deniz kirliliği, mikroorganizmaların değişime uğrayıp, denizanalarını da eritmesiyle birlikte, meydana gelen pelte şeklinde cansız bir pislik!..

Ama nasıl olduğu, nereden kaynaklandığı, niye bu hale dönüştüğü ve nasıl bir önlem alınması gerektiği ile ilgili bugüne kadar herhangi bir yerde, doğru dürüst açıklayıcı bir bilgi göremedim.

Oysa ki, salya denilen bu kirlilik, tüm Marmara’yı tehdit ediyor.

En çok şikayeti de balıkçılar yapıyor. Ağlarının bu pislikle dolduğunu, balıkların bu zehirli kirlilikten dolayı öldüğünü, balık yerine ağlarından bu pislikleri temizlediklerini söylüyorlar.

Onlar söylüyor, bizler haber yapıyoruz…

Sonuç?

Her zamanki gibi sıfır…

Hayret ediyorum, bu ülkede hiç mi ilmi, tıbbi, bilimsel inceleme, araştırma yapan bir kurum ya da kuruluş yok!..

Marmara’nın altını yıllarca didik didik araştırdık, nerelerde ne çatlaklar, ne patlaklar olduğunu santim santim tesbit ettik de, üstüne bakmayı bir türlü akıl edemedik.

Nerede hangi fay var, nerede hangi fay hareketlenmeye başladı, nerede ne zaman hangi fay kırılmaya uğrayacak, neredeyse beşikteki çocuk bilir hale geldi de, yıllar yılı kirlettiğimiz denizin üstü ile ilgili en ufak bir araştırma yapma ihtiyacı bile duymadık.

Ne ilginç bir milletiz değil mi?

Toplumsal ve de kamusal duyarsızlık bu olsa gerek sanırım…

Başka sözle anlatamıyorum. Bilen ya da anlatabilen varsa, söylesin de burada yer vereyim.

Öte yandan, İtalya’nın Napoli kentinde bir çöp krizi patlıyor. Kentin, temizlik işçilerinin işi yavaşlatmaları nedeniyle toplanamayan çöpleri, sorun olmaya başlıyor ve kriz patlıyor.

Toplanamama nedeni ise çöplerin imha edilmesi sırasında, fabrikadan kirli gazların doğaya salınması gösteriliyor. Halk bu hava kirliliğine müthiş bir tepki gösteriyor ve bu nedenle de çöpler imha edilemiyor.

Zamanla da bu çöpler birike birike binlerce tona ulaşıyor. Sardinya adası yöneticileri de, bu çöplerin imha edilmesi konusunda Napoli kenti yöneticilerine yardımcı olacaklarını söylüyorlar ve bu söylemden sonra da neredeyse iki kent arasında bir savaşın çıkmadığı kalıyor.

Sardinyalılar, doğal olarak Napolililerin pisliğini istemiyor. Bu nedenle de yöneticilerini, kendi adalarını kirletmeye açtıkları için de tepki gösteriyorlar.

Adamların oturduğu evleri, binaları taş ve çöp yağmuruna tutuyorlar.

Sonuçta da, halkın tepkisinden çekinen ada yöneticileri de, çöplerin kendi adalarına getirilmesine karşı çıkmak zorunda kalıyorlar.

İşte, duyarlı bir halkın gösterdiği tepki ve sonucunda elde edilen bir zafer…

Bu haberleri okuyunca yıllar öncesini hatırlıyorum.

Yine o yıllarda gerek televizyon ekranlarında, gerekse gazete sayfalarında yer almıştı.

Bir İtalyan bandıralı gemi, Karadeniz’de nükleer atıkların doldurulduğu zehirli varilleri, sanki babasının tarlasına atar gibi atıp, çekip gitmişti…

Binlerce zehirli varil de, Sinop, Samsun, Ordu ve diğer Karadeniz sahillerine beşer onar, ellişer, yüzer adet şeklinde vurmaya başladı.

Üzerinde herhangi bir tehlike olduğunun da belirtilmediği variller, halkımız tarafından içinde ne olduğu merak edildiği için açıldı bakıldı… Pis, iğrenç bir takım çamur şeklindeki maddelerin ne olduğu uzun süre araştırıldı…

Uzun uzun tahlillerin ve araştırmaların ardından, bu iğrenç çamurların nükleer atık olduğu, radyasyon yüklü bulunduğu ve son derece tehlikeli olduğu kamuoyuna duyuruldu.

Haa, duyuruldu da ne oldu, radyasyonu alan zaten yeterince aldı.

Sahiller, binlerce zehirli atık dolu varillerle doldu.

Sonra devlet bunları topladı, dağ başlarında açtıkları derin çukurlara gömerek, imha etmeye çalıştı…

Tabii bu arada bu zehirli varillerin etkileri de, bölgede, yeni yeni etkisini de gösteriyor.

Gidin bakın o sahillerde kanser vakasından tutun da, envai çeşit hastalık kol gezer oldu sanki.

Bu da duyarsız bir halkın ve duyarsız bir devletin tepkisi işte…

Şimdi, korkarım ki Napoli’de yaşanılan krizin ceremesini yine bizim Karadeniz kıyıları çekecek gibi geliyor.

Öyle ya, adamlar yıllar önce radyasyon yüklü zehirli binlerce varili Karadeniz’e attılar da gıkımız çıkmadı, şimdi 5-10 bin ton çöp için mi tepki göstereceğiz, İtalyan dostlarımıza!..

Bize yakışır mı, bir iki gemi dolusu çöp için kalp kırmaya…

Üstelik bizim milletimiz de zehirli atıklara karşı bağışıklık kazandığı için, çöpler bizi hiç bir şekilde etkilemez!..

Baksanıza, yıllar yılı her türlü zehirli atığı döktüğümüz Marmara denizini öldürmek için o kadar çaba sarfediyoruz…

Allaha çok şükür ki, devletimiz de son derece kayıtsız kalarak, büyük bir destekte bulunuyor!..

Balık neslini kuruttuk… Tabii bu arada alık neslinin de çoğalmasını sağladık…

Bugün salya sarar, yarın sümük dolar, öbür gün bilmem ne dolar… Hep beraber Marmara’yı zehirli göle çeviririz… Sonra da karşısına geçer göbek atarız.

Eee, bize de bu yakışır doğrusu.

Nasıl olsa, vatandaş duyarsız, devlet vatandaştan duyarsız…

Körler-sağırlar, birbirini ağırlar hesabı… Hiç kimsenin, hiç kimseye “Ne yapıyorsun?” demediği, asla ve asla bir hesabın sorulmadığı, yaptırımın hiç mi hiç uygulanmadığı bir ülkede yaşıyoruz sonuçta…

Biz sadece kirletip yok edelim. Sonra da diğer ülkeleri gıpta edelim… Yakışır bize…

Okunma Sayısı: 78

Yazarın Diğer Yazıları

Başkan Adaylarını Açıklayın

Türkiye’de herhangi olağanüstü bir durum olmadığı takdirde (ki, bunu garanti etmek de mümkün değil ya!..)...

ATV’nin Nasıl Bir Ayrıcalığı Var?..

Geçtiğimiz günlerde bir kez daha yazdım, ama dayanamadık tekrar gündeme getirmekte yarar olduğunu düşündüm....

Fırsatçılara Fırsat Tanıyanlar!..

Malum önümüz Ramazan… 11 ayın sultanı, kutsal ay… Bu ayda dini duygularımız had safhaya yükselirken,...

Kim Durduracak Bunları?

Türkiye’de özellikle doğu ve güneydoğudan sonra, büyük kentlere sıçrayan, bombalama, patlatma ve orman yangınları ile...

Ha Tabanca… Ha Araba!…

Sabah haberlerini gazete başlıklarından okuyup, ilgi çekici olanların da spotlarını okuyan sunucu, bir haberin üzerinde...