Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Büyük Devlet Ve Gençleri


03 Eylül 2011 00:01

Yorum Yapılmamış

Büyük ülke olmak ancak insanına/vatandaşına müreffeh bir hayat sunmak ve büyük idealleri, büyük hayalleri gerçekleştirmekle mümkündür. Yoksa “BÜYÜK ÜLKE” değil “iri ülke” olursunuz.

Hakkını yemeyelim, son yıllarda ülke inanılmaz bir değişim yaşamakta ve hedefini büyük ülke olacak şekilde belirlemiştir. Uluslar arası arenada saygınlık kazanmış ve bu saygınlığını her geçen gün arttırmaktadır. Vatandaşının -olmadık sebeplerle perişan eden malum fikirlerden dolayı- ızdırabını dindirmiştir. Ve daha nice güzelliklere imza atan bir ülke olmaya başladık.

Ancak,

Bayram günü bayramın güzelliğini unutturan bazı genç işsizlerle tanışma imkânım oldu. Pırıl pırıl gençler; çalışmak, ülkelerine katkı sunmak isteyen dinamik bir nesil. Ama gelin görün ki bu dinamik ve alanlarında bir o kadar da kaliteli gençler mağdur. Bu mağduriyet Cazibe dizisindeki sarışın güzelin mağduriyeti değil; ciddi ve kemik sızlatan bir mağduriyet. Mağduriyetin yol açtığı karamsarlık öyle bir boyuta varmış ki duyduğumda beynimde şimşek dansının oluşmasına sebebiyet veren diyalogdan bir cümlecik aktarmak istiyorum.

“İnanın artık nişanı bozmaya karar verdim!!!” bu ifadeden sonra söyleyeceğim her söz boştur. Aslında bu sözden sonra noktayı koyup yetkililerin dikkatlerine sunmam gerekiyordu.

“Nişanı bozma” ifadesinin yetkililere ne anlattığını çok iyi biliyorum;

Genç yaşta dünyada en çok istediğiniz kişiyle hayatınızı birleştirecek sürece (nişan) geçeceksiniz, sonra devletinizin sizi umursamamasından dolayı dünyada en sevdiğiniz, en çok beraber olmak istediğiniz kişiyle “kusura bakma, sana yaşatmayı çok arzuladığım yarınları işsizlikten dolayı sunamıyorum, biz birlikte olamayız” demek mecburiyetinde bırakılacaksınız.

Bu devlet ayıbıdır. Bir devletin gençlerini bu duruma mecbur bırakması izah edilir şey değildir.

İİBF mezunlarından ve 4001 mağdurlarından söz ediyorum. Bu ve daha nice istihdam bekleyen gruplar perişan bir vaziyettedirler. Üstelik bu gençler haklı olarak adeta kendilerini kandırılmış hissediyorlar.

Neden hissetmesinler ki;

Okudular mı?

Evet

Başarılı oldular mı?

Evet

İşlerinin kalifiye elemanları oldular m?

Evet

Peki,

Ne/yi bekliyoruz?

Maliye bakanlığının kadro vermesini,

Bir de KPSS sınavları sonuçlarında adalet ve hakkaniyetini…

Allah aşkına bunu sağlamak neden güç olsun?

Neden adaleti sağlamada bu kadar zorlanıyoruz? Bu kesimlerle diğer alanları karşı karşıya getirmeden bir çözüm üretmek çok mu zor?

Sayın başbakanın bu konuda yeterli bilgilendirildiği kanaatinde değilim. Devlet Planlama Teşkilatı ve Maliye Bakanlığı bu konuyu sayın başbakana olduğu gibi ilettiklerine inanmak istiyorum.

Yoksa “idari bilimler” okuyan geçlerin dinamizminden nasıl yararlanma yoluna gidilmesin?

300.000 (üçyüzbin) gencin bir ülke için bulunmaz bir nimet olduğunu nasıl göremeyiz?

Çocuklar adalet istiyorlar;

Kendilerine alan açılması halinde ülke kalkınmasına nasıl katkı sunacaklarını anlatmak bana düşerse diyeceğim odur ki bunlar ülkeyi uçuracak kadar heyecanlı ve doludurlar.

Aynı sınava girdikleri halde ve 80’in üzerinde puan almalarına rağmen aynı sınavda daha düşük puanlıların onların girmesi gereken kadrolara yerleştirilmeleri yüreklerini yaralamıştır. Bu gençler beceriksiz planlamacı bürokratlar yüzünden karşı karşıya geliyorlar.

4001 ayrı bir dert;

On binleri çok çok aşan kalifiye gençlik ordusu maalesef hak ettikleri kadroyu yine benzer sebeplerden dolayı alalamanın sıkıntısını yaşıyorlar.

Kimsenin bu gençlerin hayallerini yerle bir etmeye hakkı yoktur.

80–90 puanla atanamamanın mantığını izah edebilecek bir yetkili var mı bilmiyorum, ama bu akıl almaz bir mağduriyeti yaşatmak olsa olsa beceriksizliktir.

Matematik, fizik, kimya, biyoloji mezunlarının derdi apayrı bir dert;

Artık memurluklara da başvuramıyorlar ve haklı olarak soruyorlar;

“Bir yılda ne değişti?” sahi değişen ne?..

Konunun detaylarını vermeyeceğim. Zira ilgili bürokrasi bu magduriyeti çok iyi biliyordur.

Diğer mezunları mağdur etmeden ve kimseyi kimseye rakip etmeden bir çözüm bulmak yetkililerin boynunun borcudur. Bütün sorunu yeterli bütçe ayırarak aşmak mümkünken kaliteli ve kalifiye gençlerimizi mağdur etmenin anlamsızlığı çığ gibi büyüyor. Bunu “kurum müdürlerinin keyfi uygulamasının yol açtığı” bilgisi doğruysa o müdürlerin başka hangi işleri çıkmaza soktuklarını merak ediyorum.

Ama,

Yaptıkları bir şeyin çok yanlış olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim;

4001 mağduru gençlerimizle İİBF’li gençlerimizi birbirlerine (az kalsın) düşman etmeyi başardılar. Bu nasıl yetkili ki beceriksizlikleri yüzünden yüz binlerce genç birbirinin kadrosu ile ilgili sıkıntılar yaşasın? İnanın gün boyu o yetkili beceriksizlerin durumunu düşündüm;

Sayın başbakan ve hükümetin performansına aya uydurmayan ve “ense yapmak”tan öte işleri olmayan brökratların yapabileceği tek şey bu olsa gerek…

Biraz empati yapabilselerdi inanıyorum ki bu gençlerimiz için rahatlıkla bir çözüm bulabilirlerdi. Ama anlaşılan çözüm değil çözümsüzlükle daha ilgililer.

Bakın İİBF’li kardeşlerimizin istekleri ne kadar masum;

Kasımda 10 bin kadro…

Eğer bu imkân sağlanamazsa inanın yetkililer büyük bir vebal altında kalırlar.

Diğer 4001 mağduru gençler atanmak için Doğu ve Güney Doğu Bölgesini istedikleri halde girememişler. Aldıkları puan 80 civarında, bunun izahı mümkün mü?

İşte bir gencimizin feryadı;

Ahmet Abi, biz de bu ülkenin evlatlarıyız, bizim de ailelerimiz var ve hepsi bizden ekmek bekliyor. Artık atanmak istiyoruz. İİBF için atanmak bu kadar zor olmamalı. IIBF’ye gösterdiğiniz ve göstereceğiniz ilgi karşısında size teşekkür borçluyuz…”

Bir diğeri ise;

“Gümrük Müsteşarlığının tutumundan şikayetçiyiz çifte standartla bizleri mağdur etmişlerdir” diyor. Okudum verdiği linkleri, tek kelimeyle yetkililer;

Gençlerden bir mağdurlar ordusu hazırlamak için uğraşmışlar.

Evet sayın yetkililer, onurlu bir gelecek sizin tanıyacağınız imkânlarla mümkün olabilmektedir. Kaldı ki kimse baba hayrı istemiyor, hakları olanı talep ediyorlar ve bizler de onları destekliyoruz.

Hükümet elini çabuk tutup;

  1. İİBF mezunlarının çığ gibi büyüyen mağdurlarına (4001 mağdurları gibi) başka mağdur kesimleri karşı karşıya getirmeden bu sonbaharda en az onbin kadro tahsis etmelidir.
  2. Bundan sonraki süreçte de var olan işsizlerine öğretmen atamaları gibi belli periyotlarla kadro tahsis etmelidir.
  3. 4001 mağduru işsizler ordusunun (İİBF’li kardeşleriyle “kadro kavgası” gibi olumsuzlukları yaşamadan) sıkıntıları tahsis edilecek kadrolarla derhal giderilmeye başlanmalıdır.
  4. Bunun yolu en kısa sürede onlara tanınacak kadroları açıklamakta geçer.

Bu gençlerimizin mağduriyetinin takipçisi olacağımı buradan duyuruyorum. Sadece iki elimizle değil, yazılarımızla ve vicdanımızın sesiyle yakanızı bırakmayacağız.

Büyük devlet gencini işsiz bırakan devlet değildir.

Büyük devlet kalifiye eleman sıkıntısı varken bu vasıflara sahip gençlerini perişan etmek hiç değildir.

Bu iki kesimin mağduriyetlerini öyle bir planlamayla gidermelisiniz ki kimse kimsenin kadrosundan dolayı rahatsızlık duymasın.

Nasıl mı?

Bir bakın diğer ülkeler nasıl çözmüşler? Ben nasıl çözdüklerini biliyorum, isterseniz bu konuda size destek vermeye de hazırım.

İİBF ve

4001 mağdurları karşı karşıya değil, omuz omuza olmalıdırlar. Büyük devlet bunu başaran devlettir.

Diğerini mi?

Ben de sağlayabilirim.

Bu işin takipçisi ve gençlerimizin ısrarlı destekçisiyiz.
Bu böyle biline.

____________

Not:

Bu yazı aynı gün Başbakanlığa, Maliye Bakanlığına ve DPT’ye ulaştırılmıştır.

Okunma Sayısı: 91
Kategori: Ahmet AY
Etiketler: , , , ,

Yazarın Diğer Yazıları

AB’nin ‘İRİNİ’ Akdeniz’e Aktı

Batı, BM tarafından Libya’nın tek meşru hükumeti olarak kabul edilen Serrac yönetimine karşı, ABD’de tutulan,...

Başkan Erdoğan’dan Kıbrıs Çıkarması

“Devletlerin dili” konusunda 1-2 yazı yazdığımı hatırlıyorum. Devletlerin dilinin bizim günlük konuştuğumuz dilden farklı olmadığını...

Biden’a Neden Sevindiler?

  Öncelikle kardeş Azerbaycan’ın mütecaviz ve işgalci Ermenistan’ı yenerek elde ettiği destansı zaferini kutluyorum. Allah...

“İslam’a Karşı Soğuk Savaş”

Millet olarak Avrupalı’da potansiyel olarak var olan ve özellikle belirli dönemlerde siyasiler tarafından körüklenip tedavüle...

Macron’un Aradığı Müslüman

Kendi din ve dindarına ihanet eden Hristiyan Batı medeniyeti, şimdi de İslam dinini kendi dinlerine...