Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Bilim Dünyası Geç de Olsa Uyanıyor

HERŞEYİN BAŞI SAĞLIK
Prof.Dr. A. Rasim KÜÇÜKUSTA

09 Ağustos 2020 00:00

Yorum Yapılmamış

Bilim dünyasının KOVİD’ le mücadelede beslenmenin ehemmiyetini geç de olsa anlamasından son derecede mutluyum.

Uzun süredir 4M yani maske + mesafe + musluk + moral kaidelerine uymak yanında beslenmenin de çok mühim olduğuna dikkat çekiyorum.

4M’ yi 5M yaptım,  beşinci M mama yani beslenme!

KOVİD’ e yakalanmada, ağır tablolarda ve ölümlerde altta yatan hastalıklar ve klasik risk faktörleri yanında insülin direncinin de çok önemli olduğunu, KOVİD’ den en çok zarar gören ve kayıp veren ülkenin USA olmasının bu ülkenin beslenme yanlışları ve aşırı işlenmiş gıdaların çok fazla tüketilmesinden kaynaklandığını yazıp duruyorum.

Maryanne Demasi BMJ’ de “KOVİD ve metabolik sendrom: diyet anahtar olabilir mi?” başlıklı makalesinde benim düşüncelerimi adeta bire bir tekrarlıyor.

Aklın yolu birdir ve dilerim ki modern tıp dünyası da bu hakikati artık daha geç olmadan görür.

Maryanne Demasi, PhD on Twitter: "New @BMJ_EBM editorial; COVID-19 ...

***

BMJ’ de “COVID-19 and metabolic syndrome: could diet be the key?” başlıklı makale:

KOVİD salgınında hükumetler sosyal mesafe ve el hijyenini zorunlu kılarken diyetin sağlığa potansiyel etkisine çok az dikkat çektiler.

Kötü beslenme obezite, tip 2 diyabet ve kalp-damar hastalıkları gibi kronik, hayat tarzıyla ilgili hastalıkların en büyük belirleyicisidir.

CDC’ ye göre KOVİD’ de altta yatan en önemli iki hastalık kalp-damar hastalıkları ve diyabettir.

Altta yatan hastalığı olanlarda hastaneye yatma ihtimali böyle bir hastalığı olmayanlara göre 6 misli fazladır.

Ölümler de altta yatan hastalığı olanlarda 12 misli fazladır.

Birleşik Krallık’ ta ağır KOVİD vakalarının üçte ikisi fazla kilolu veya obezdi ve İtalya’ da da ölümlerin yüzde 99’ u hipertansiyon, diyabet ve kalp hastalığına sahip olanlarda gerçekleşti.

Toplu olarak metabolik sendrom adıyla bilinen bu durumlar bozulmuş bağışıklık fonksiyonu ile ve daha ağır KOVİD belirtileri ve komplikasyonlar ile bağlantılıdır.

Metabolik sendrom fizyopatolojisinde ana faktör, kan şekerini düzenleyen insülin hormonuna biyolojik cevabın bozulmuş olduğu insülin direncidir.

Kan şekeri seviyelerinin düzensizliği, iltihaplanma ve solunum yolu hastalıklarında önemli bir rol oynar.

Bir araştırmada, daha önce tip 2 diyabeti olan KOVİD’ li hastalarda kan şekeri kontrol altında olanların hastalığı daha hafif atlattıkları tespit edilmiştir.

Kan şekeri iyi kontrol edilenlerde daha az tıbbi müdahale gerekmiş, ana organ hasarları ve tüm sebeplere bağlı ölümler daha az olmuştur.

Bir başka çalışmada ise insülin ile tedavi edilen hastalarda ölüm oranı insülin tedavisi yapılmayanlara göre daha düşük bulunmuştur; muhtemel sebep insülinin enflamasyonu baskılamasıdır.

Kan şekerini seviyesini belirleyen en önemli faktör rafine karbonhidrat ve nişasta ile basit şekerler olmakla beraber Batı ülkelerinin çoğunun resmi diyet tavsiyeleri, hiperglisemiyi alevlendirebilen, düşük yağlı, yüksek karbonhidratlı bir diyeti savunur.

Bu diyet kılavuzları, KOVİD hastalarının bulunduğu huzurevleri ve hastanelerde menülerin temelini oluşturur ama mesele sadece huzurevi ve hastanelerle sınırlı değildir.

Evlerinde kendilerini tecrit eden insanlar, çoğu karbonhidrat açısından zengin makarna, ekmek, pirinç ve tahıl gibi kolay bozulmayan temel gıdaları stokladılar.

Gıdalarımızın çoğu aşırı işlenmiş, paketlenmiştir ve USA’ da mevcut gıdaların yüzde 71’ i bu türdendir.

Pizza, donut ve meyve suyu ve diğer şekerli içecekler, özellikle de metabolik sendromu olanlarda hiperinsülinemi ve iltihaplanmaya sebep olması muhtemeldir.

Dünya yeni bir virüsün hızla yayılmasıyla karşı karşıya olduğundan, KOVİD hastalarının düşük karbonhidratlı diyetlerde diğer diyetlere kıyasla daha iyi olup olmadığı konusunda deneme yapma fırsatı çok az oldu.

Bununla beraber, diyetle alınan karbonhidratların kısıtlanmasının, iyi glisemik kontrol ve kilo kaybı sağlamanın güvenli ve etkili bir yolu olduğuna ve tip 2 diyabet yönetiminde ilaç ihtiyacını azalttığına dair sağlam deliller vardır.

Düşük karbonhidratlı diyetleri düşük yağlı diyetlerle karşılaştıran sistematik bir inceleme, düşük karbonhidratlı diyetlerin, glikoz kontrolünün sağlanmasının yanı sıra, tip 2 diyabetli kişiler için kısa ve uzun vadede kardiyovasküler risk faktörlerini sınırlandırmada üstün olduğunu göstermiştir.

Düşük karbonhidratlı diyetlerin faydalarını kabul etmede bir isteksizlik vardır ve bunun başlıca sebebi karbonhidratların toplam günlük kalorinin yüzde 45 ila 65’ini oluşturmasını tavsiye eden resmi beslenme kılavuzlarına aykırı olmasıdır, ancak son yıllarda önemli ilerleme kaydedilmiştir.

Mesela, Diabetes Australia düşük karbonhidratlı beslenmenin kan şekeri seviyelerini ve vücut ağırlığını düşürmede, yüksek kolesterol ve yükselmiş kan basıncı gibi kalp hastalığı risk faktörlerini yönetmede güvenli ve faydalı olabileceğine dair güvenilir kanıtlar olduğunu belirten bir pozisyon bildirisi yayınlamıştır.

American Diabetes Association ve Diabetes Canada da düşük karbonhidratlı diyetleri glisemiyi iyileştirmek için uygun bir seçenek ve tip 2 diyabetli bireyler için ilaçları azaltma potansiyeli olarak onayladılar.

Öncü bazı tıp kurumları da var. Batı Virginia’daki ABD merkezli bir hastane, otomatları ve kafeteryalarından tüm şekerli içecekleri kaldırarak hastaları için yiyecek ortamını iyileştirme çağrıları yaptı.

Jefferson Tıp Merkezi ABD’de diyabetli hastalarına düşük karbonhidratlı yemekler sunan ilk hastanelerden biri oldu.

Manchester’daki Tameside Hastanesi, ziyaretçilere ve sağlık hizmeti çalışanlarına hazırladığı yemeklere eklenen şekerleri İngiltere’de ilk çıkaran hastane oldu ve şekerli atıştırmalıklar ve gazlı içecekleri menüsünden çıkardı.

Diyetteki karbonhidratların kısıtlanması, glisemik kontrolde hızlı iyileşmelerle sonuçlanan basit ve güvenli bir müdahaledir ve tıbbi veya ev ortamında olağan bakımın yanında uygulanabilir.

KOVİD’ in fizyo-patolojisinde birçok faktörün rolü olmakla beraber metabolik fonksiyonlardaki bozulmanın bir numaralı belirleyicisi insülin direncidir.

ABD nüfusunun% 88’i metabolik olarak sağlıksız olduğundan COVID’ in ciddiyetine muhtemelen çok büyük katkısı vardır.

Bundan dolayı, KOVİD’ e yakalananlarda önceden var olan metabolik hastalık yükünü azaltmak için Birleşik Krallık’ ta olduğu gibi, metabolik sendromu olan kişiler için diyet tavsiyelerinin benimsenmesi, küresel olarak hükümetler ve politikacılar tarafından daha geniş çapta onaylanmalıdır.

Kaynak: https://ebm.bmj.com/content/early/2020/07/09/bmjebm-2020-111451

Okunma Sayısı: 253

Yazarın Diğer Yazıları

Helâl Olsa ne Yazar

Birkaç gündür medyada Nutella’ nın helâl olup olmadığı tartışması sürüyor. Takvim gazetesinin haberini aşağıda okuyabilirsiniz....

Akdeniz Diyeti Damarları Koruyor

Endotel disfonksiyonu ateroskleroz gelişiminde çok önemli bir adımdır ve ağırlığı kardiyo-vasküler nüks riski için belirleyicidir....

Kapıda Ateş Ölçmenin Koronavirüs’ü Önlemede Bir Anlamı Yok

Koronavirüsün kısa zamanda dünya çapında bir salgına yol açmasının bence bir numaralı sebebi virüs bulaşan...

Harvard: Reflü İlaçsız da Tedavi Edilebilir

Dünya tıbbının göz bebeği Harvard reflünün ilaçlara gerek kalmadan bazı hayat tarzı değişiklikleriyle düzelebileceğini açıkladı...

Almanya’da Batı Nil Virüsü Görüldü

Bu ay başında Batı Nil virüsü tespit edilen dört vaka bildiren Robert Koch Enstitüsü (RKI)...