Uzun bir aradan sonra yeniden satırların başındayım…
İnsan, sahip olduğu bilgiyi, emeği ve yılların birikimini bütün samimiyetiyle paylaşabilir. Bildiği her şeyi anlatabilir, elinden gelen her şeyi gösterebilir. Fakat karşı tarafa geçen, anlatanın bildiği kadar değil; dinleyenin anlayabildiği, hazır olduğu ve taşıyabildiği kadardır. Çünkü bilgi aktarılır; fakat idrak, emek ve tecrübe kişiye aittir.
Bu yüzden bir ustayı birkaç kez izlemek, onun yanında bulunmak ya da yaptığı işi birkaç kez tekrar etmek, “Ben de bunu yapıyorum.” demek için yeterli değildir. En doğru ve en erdemli cümle şudur: “Ben de bunu deneyebilirim.” Çünkü denemek öğrenmenin başlangıcıdır; ustalaştığını ilan etmek ise çoğu zaman öğrenmenin sonudur.
Gerçek ustalık, bir işi ustanın gözü önünde yapabilmek değildir. Asıl ustalık, o yanında yokken de aynı özeni, aynı ahlakı ve aynı disiplini sürdürebilmektir. Bir işi bir gün yapmak beceridir. Birkaç kez yapmak alışkanlıktır. Ama yıllarca aynı ciddiyetle yapabilmek, her gün yeniden öğrenmeye açık kalabilmek ve aynı sorumluluğu taşıyabilmek karakterin eseridir.
İnsan bazen gördüğünü öğrendiğini zanneder. Oysa görmek başka, anlamak başkadır. Anlamak başka, uygulamak başkadır. Uygulamak başka, onu yıllar boyunca aynı kaliteyle sürdürebilmek ise bambaşka bir yolculuktur. İşte o yolculuğun adı ustalıktır.
Bu yolculukta bir başka erdem daha vardır: vefa. Gerçek çırak, ustasını unutmaz. Ondan öğrendiklerini inkâr etmez. Bugün bildiği ne varsa, bir zamanlar sabırla kendisine öğreten insanların emeği olduğunu bilir. Bu yüzden ustasının adını anmaktan çekinmez; aksine bunu bir onur bilir. Çünkü ustasını hatırlamak küçülmek değil, kökünü unutmamaktır. Kökünü unutan insan, gölgesini de kaybetmeye başlar.
Hiç kimse tek başına usta olmaz. Her ustanın arkasında ona yol gösteren başka ustalar, sayısız hata, bitmek bilmeyen denemeler ve yılların sessiz emeği vardır. İşte bu yüzden gerçek ustalar, geldikleri yolu inkâr etmez; o yolu kendilerine açan insanlara daima saygıyla bakarlar.
Hayatta bilgi verilir.
Beceri çalışılarak gelişir.
Tecrübe yaşayarak kazanılır.
Ustalık ise ne birkaç kez görmekle, ne birkaç kez yapmakla, ne de “Ben oldum.” demekle elde edilir. Ustalık; yılların sabrıyla olgunlaşan, hatalarla güçlenen, vefayla kök salan ve öğrenmeyi hiçbir zaman bırakmayan insanların bağıra bağıra değil, sessizce ulaştığı bir mertebedir.
Çünkü insanı büyük yapan, “Ben biliyorum.” demesi değildir. Büyük yapan; bildiğinin bir ömür öğrenmenin yalnızca küçük bir parçası olduğunu hiç unutmaması ve bunu nicelerine aktarıyor olmasıdır.
Sağlıcakla















