Av sezonu açıldığında, “kıraç dağına” çıkacaklardı. Bir aydır hazırlanıyorlardı. Her gün sabah ve akşam uyum adına yürüyoruz, diyorlardı.
Baba, büyük oğluna, yanınıza kasap köftesi ve pişmiş tavuk alın, dağda aç kalırsınız, dedi.
Av hayvanı yenmez mi? Diye sordum.
Baba, yenmesine yenir ama kim avlayacak, onlar ancak avuç yalarlar. Yalnız kayanın kenarına düşmüş ve donmuş geyiği kesip yesinler, dedi.
Babama geyiği onlara bırakırlarsa. Ama su içerlerse, hiç değilse, midelerine bir şey gider, dedim.
Babam, hayvanı avladık, kayaya takıldı veya ağacın dalında kaldı. Mazeretleri avcıların kurtarıcılarıdır. Sonuç, avcılık kim, bunlar kim demek istiyorsunuz. “Avcı kediye, kurnaz fare,” dedi.
Baba, av hayvanını uyuşturup önlerine koysalar, belki avlama şansı bulurlar, dedi.
Babama, görüşleriniz çok keskin, dedim.
Avcı çantasını sırtladılar ve av hayvanı yakalama, hattı kurdular. Böylece hayvanı tuzaklarına düşüreceklerdi. Problemleri yardımcılarını köpek mi yoksa kuş mu? seçmeleriydi. Babam kıraç dağını avuçları gibi bilirmişler. Yalnız tartışma konusu, sol mu yoksa sağ avuç mu görüşü geçerliydi.
Çantaları boş olarak, suyun kaynağına kadar gelirler, hiç değilse ayakları suya değer. Su içerler ve baygınlık geçirmezler. Suyun kenarına su içmeye gelen geyiğin ayağına ipin sarılmasını beklerler. Geyik kaçtıktan sonra uyanırlar.
Baba bunlar av için ayaklarını denk atmazlar mı? Yorganına göre uzatırlar. Fakat ayaklarına kara su inene kadar dolaşırlar, öyle suya inerler.
Kıraç dağına gelenlerden, av parası alırlar. Bu parayı vermemek için dağa arkadan çıkarlar. Kayaları aşmak oldukça zordur.
Babam, tavsiyem, bulduğunuz düz alanda, top oynayın ve kaynağa gidin. Akşamüzeri oynamalısınız. Çünkü güneş sizi yakacaktır. Yakmasın diyorsanız, ay doğuşunu beklemeniz gerekir.
Çantalarında kayanın dibinde donmuş geyiğin, parçalarına rastlanabilirdi.
Babam onların kıraçta, “ayı üzümü” yemelerini tavsiye etmişti. Böylece iki gün dağda kalabilirlerdi.
Bu mevsim dağda geyik avının zevkli geçeceğini söylemişler. Şöyle ki ayna almışlar ve geyiğin gözüne ayna tutmak suretiyle, hayvanı esir edeceklermiş. Böylece yakalamak mümkün olacakmış.
Kıraç dağında, “av kulübünü” kurmuşlar üyeleri ise kendileriymiş.
Hasan TANRIVERDİ















