Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Aman Ustam Dikkat!

GÖNÜL SESİ
Cahit KARAÇ

22 Eylül 2011 00:06

Yorum Yapılmamış

Bu dünyada her şeyin bir sonu var. Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. Ama karanlıklar insanları umutsuzluğa, acıya sürükler. Aydınlıklar ise tam tersine insanları huzura, mutluluğa götürür. Hayatın güzel başlayıp güzel bitmesini sağlar.

Her nedense tatlı sonlar hep batı da oluyor. Batıda yaşanıyor. Onun için batının kışı yaz. Yazı da hep bahar oluyor. Bizim bu coğrafyada yaşayan insanların hiç birisi bu güzel sona hiçbir zaman ulaşamıyor.

Bunlar ister kral, ister prens, ister kraliçe, ister prenses olsun. İster köylü, ister şehirli, ister okumuş, ister cahil olsun. Bu bölgede yaşayan hiç kimse batıdaki gibi bir hayat yaşayamıyor. Onun içinde onların yaşadığı hayatlara özlem duyulup hasreti çekilerek yaşanıyor.

Hasret ve özlem ister istemez hayali, hayal umudu oluşturur. Umutlar insanı ya koşturup coşturur. Ya koşturup yorar. Yoran umutlar insanı bir başkasına ya muhtaç eder. Ya da seni ona bel bağlatır. Bağlanılan her bel seni sonunda kendine muhtaç edip esir alır. Esir yaşatır.

İşte Arap baharı denilen sözde demokratik dönüşüm. Adı her ne olursa olsun. Bu ad altında yapılan Ortadoğu’nun sömürüsü.

Arap âlemini kendine can simidi yapan batı, kendini kurtarırken tüm Arapları da kurtarma bahanesiyle kendine sarılmaya davet edip yılan gibi hepsinin boğazına sarılıp sıkmaya hazırlanmaktadır.

Nasıl mı?

Batı Arap dünyasına sokup yetiştirdiği yılanlarla önce insanları birbirine düşürüp kan döktürüp düşman etti. Arkasından kışkırttıklarını başa geçirip onlardan da tüm bölgenin yeraltı ve yer üstü zenginlerini adeta tereyağından kıl çeker gibi, Arapların ellerinden bir çırpıda çekip aldılar. Yani batılılar bütün dünyanın gözleri önünde Ortadoğu da dünyanın en büyük soygununu yapıp en büyük hırsızlığa imzalarını atmış oldular.

Batı, Ortadoğu da yapmış olduğu bu gizli hırsızlıkla hem Arapların dostluğunu kazandı. Hem de onları birbirine düşürüp ayrı gayrı yaparak hepsini birbirine düşman etmeyi de başardı. Arapların işi bundan sonra bana göre çok daha zor. Çünkü top yekûn batının sömürgesi oldular.

Batı yaptığı haydutlukla Arapların petrolüne ve tüm yer altı zenginliğine el koyup kendi halkının ekonomik sıkıntısını refaha çevirmeyi başararak haydutluğuna kaldığı yerden devam edecektir. Buna hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Bakalım bundan sonra kimi gözüne kestirdi. Sıra kimde? Bu sefer nereyi soyup soğana çevirecek.

Batı bu şekilde kendi halkını zenginleştirip rahatlatırken Arapları da birbirine karşı kışkırtıp kan döktürüp düşman ettiler. Bu arada da onlar birbirlerini yerlerken hırsız batılılar da çalıp çırptıkları ganimeti üleşmenin peşine düştüler.

Ortadoğu da yaz geçti, kış geldi. Batıda kış geçti, bahar geldi, her yer çiçek açtı. Şimdi herkes yaz sıcağını bekliyor. Araplardan çaldıkları parayla tatil yapıp dinlenmek istiyorlar. Şimdiden rezervler yapılmaya başladı bile. Çünkü adamlar o kadar çok çalışıp o kadar çok yoruldular ki, hiç sormayın. Onlar bu tatili hak ettiler.

Bakalım Araplara demokrasi gelince onlar nereye gidecek. Acaba Avrupa’ya ya da Amerika’ya gidip tatil yapabilecekler mi? Yoksa ellerinde çiçeklerle batıdan gelecek olan demokrasiyi mi bekleyecekler. Yoksa zakkum emmiş zehirli yılanlar demokrasi bekleyen tüm Ortadoğuluyu sokup öldürecekler mi?

Yoksa Ortadoğu’ya bundan sonra bahar gelmeyip hep kış mı olacak. Zavallılar yazı hiç mi görmeyecekler. Hep kış geçip kıyamet mi yaşanacak. Yoksa bahar hepten küsüp gidecek mi? Hiç gelmeyecek mi? Buranın halkı hep demokrasiye hasret yaşayıp, hasret mi ölecek. Hiç bahar, yaz gelmeyecek mi? Bu yolda hep böyle boş bekleyip boş mu ölecekler.

Yoksa ölümün bir başka usulünü mü tadacaklar. Yoksa batı, bunun bir adım daha ötesine geçip bütün Arap yarımadasını Filistin’e mi çevirecek. Yoksa bundan sonra da bu küçük devletçiklere silah satıp konforlu yaşamlarını böyle mi sürdürecekler. Allah ömür verirse hep beraber yaşayıp göreceğiz.

Bu arada Türkiye’m de çok dikkatli olmak zorunda. Neden mi? İnsanlar uzakta cereyan edip olup biten her şeyi en ince ayrıntısıyla görürlerken gözlerinin önünde cereyan eden hiçbir olayı hiçbir tehlikeyi kolay kolay görüp farkına varamazlar. Çünkü batının düşmanlığı adeta vücudumuzda sinsice ilerleyip bizi öldürüp yok eden kanser urları gibidir. Oluşup ilerlemesi hiç fark edilmez. Edildiğinde çok geç kalınmış olur. Onun için dost görünüp düşmanlık edenler tarihin en azılı düşmanları, en azılı katilleri olurlar. Çünkü gösterilebilecek her zaaftan kendilerine pay çıkarıp yarar sağlarlar.

Nasıl mı?

Önce seni zaafların yönünde her şeye özendirip her şeyden faydalandırırlar. İşleri bitince de seni kendilerine en yakın tehdit olarak algılayıp senin işini bitirmeye çalışırlar. Yöntemlerinde sınır yoktur. Akla gelir gelmez her şeyi, her argümanı kullanırlar. Onun için batı, bu bölge insanı için en hassas konunun din olduğunu biliyor. Bildiği içinde dini kullanarak bu bölgede hedefe ulaşmanın daha kolay olacağını düşündüklerini düşünüyorum.

Nasıl mı? İslam dini mensuplarının teslimiyetçi yapısından yararlanarak bu işi yapmanın kolay olacağını, onun için Türkiye’yi bu aşamada bölmeye güçlerinin yetmeyeceğini çok iyi bilen batı, şu an için yapması gerekeni yapıyor.

Ne yapıyor derseniz, Arap dünyasında itibar trendi yükselen Türkiye’yi bölgenin ağabeyi olmaması için zayıflatıp güçsüzleştirerek itibarını kaybettirip bölgenin hâkimiyetini iyice ellerine geçirmek ve daha kolay hareket etmek için ortak olan dini inançlarımızdan yola çıkarak bizi bu bölgede önce bizi birbirimize din bağıyla bağlayıp Arapları adeta bize hısım akraba ettiler.

Bundan sonraki niyetlerinin de bizi sıkı ilişki içerisine girdiğimiz tüm İslam ülkeleriyle geri karşı karşıya getirip düşman edeceklerini her aklıselim insanın akledip düşünmesi gerekir. Bizi komşularımıza yaklaştırıp hısım akraba eden batı, baktı ki Türkiye Ortadoğu ülkelerinden isteğinin dışında yararlanmaya başladı. Baktı ki, Türkiye bu bölgede oluşturduğu ilişkilerini ileri aşamalara götürecek. Hemen geçmişteki bir zaafımızdan yararlanıp bu bölgenin şımarık çocuğu İsrail’i karşımıza çıkararak bize olan güveni yıkıp umutlarını yok ederek Araplara gerçek anlamda demokrasi getirip Arap baharını yaşatmak istemiyorlar. Çünkü sömürü düzenleri bozulacak. Bunu asla istemezler. Onun için niyetleri, şu aşamada Türkiye’yi kendilerine düşman etmeden kontrol altında tutmaktır.

Bunu sağlamak için bizi kendilerine yakın sayıp bizden yeterince faydalanmaktır. Yoksa bizi sevip ortaklık kurmak istediklerinden değil.

Türkiye’yi kontrol altında tutmak için önce bize ortaklık teklif edip gönlümüzü alarak bizi güçlendirmeden önce kendilerine bağımlı yaptılar. Sonra çıkarları doğrultusunda bizi Ortadoğu’nun içine çekip Araplarla hısım akraba edip içlerine soktular. Ardından bize Araplardan sıcak para transferini sağlayıp bizim geçmişte yaşayacağımız ekonomideki krizi teğet geçirip rahatlamamızı sağlarken kendileri de Ortadoğu da tüm fırsatı ele geçirmiş oldular.

Batı eline geçirdiği bu fırsatı kullanmayı çok iyi bilmiştir. Güçlenen Türkiye’nin Araplarla işbirliği yapması batının işlerini kolaylaştırdı. Ama Türkiye bunu sezemedi. Batılılarla sıkı fıkı bir dostluk ilişkisinin olamayacağın kestiremedi. Çıkarları uğruna batılıların her şeyi yapabileceklerini düşünemedi.

Şunu çok iyi bilmeliyiz ki, batı yada bir başkası bizden faydalandığı ölçüde bize dosttur. Çünkü milletler arası dostluklarda tarihi bir bağ yoksa genelde dostluklar çıkara dayalıdır. Onun için Türkiye Avrupa ile Asya’nın ortasında olduğundan her iki bölgeyle de mesafeli olmak zorundadır. Aksi takdirde başı beladan kurtulmaz.

Ne Avrupa bizi yanına alıp ortak eder. Ne de Ortadoğu bizim dediğimi yapıp bizim gibi yaşar. Onun için aklın yolu her iki tarafa da eşit mesafede olup eşit durmak en iyi dış politika yöntemidir. Çünkü biz, her iki tarafa benzemeyiz. Onun için bizi iki tarafta içine almaz. Ancak faydalanırlar. Batı bizi Araplara karşı köprü olarak kullanır. Araplarda bizi batıya karşı kalkan olarak kullanırlar.

Onun için her iki tarafta bizi sadece yanlarına alıp bizimle berabermiş gibi görünmek isterler. Bundan ötesini asla istemezler. Çünkü Türkiye’m bölünüp küçülmeden Avrupa Birliği bizi içine asla almaz. Bu şekliyle de Türkiye Avrupa birliğine giremez. Hiç bir hükümette bunu göze alamaz. Aksi kesinlikle çılgınlık olur.

Türkiye bölgesinde barış ve istikrarı koruyup başarılı olmak için güçlü olmak zorundadır. Ama batı bizi bize koymayıp istikrarlı bir politika için komşularımızla sıfır sorun etkin dış politika diyerek bizi önce onlara yaklaştırıp hısım, akraba edip işin içine sinsice çektiler. Ardından Müslümanların birbirine olan güven duygusundan yola çıkarak önce birbirine dost, sonra düşman etmeyi başardılar.

Bu arada bizi, Arapların ezeli düşmanı olan İsrail’e karşı kışkırtıp cesaretlendirdiler. Bu cesaretin akabinde bizim yetkin ağızlardan onlara karşı bir iki söz söyletip göz yumarak bizi Araplara sevdirip yakın ettiler. İsrail’e de düşman edip uzak ettiler.

Bu işlerin dünya kamuoyu önünde inandırıcı olması içinde Araplardan bize sıcak para akışını sağlayıp Türkiye’ye Arap sermayesiyle destekleyip rahatlatarak bizim bu oyunu devam ettirmemizi sağladılar. Halen de öyle.

Buraya kadar olanlar bizi Ortadoğu’ya, Ortadoğu’yu da bize yaklaştırdı. Bu şekilde bizim güvenimizi Araplara, Arapların güvenini de bize kazandırdılar.

Bu kazanımın bizim Arap dünyasına olan bakışımızı da değiştirdi. Onların bize olan güveni artarken bizimde onlara olan bahar tavrımız her ne kadar batı tarzında olmadıysa da yine de onlara dost olarak yaklaşmaya çalıştık. Onlarda bunun farkındalar ama şimdilik bize muhtaç olduklarından içlerindeki olumsuzluğu bize karşı seslendiremediler.

Türkiye‘de Mavi Marmara yolculuğuyla bu işin farkına vardı ama dönüş yapamayıp her iki tarafı birbirine kışkırtıp işi sulandıran batının tuzağına düşen Türkiye şu an için İsrail’le iyice işin içinden çıkılmaz bir hale geldi. Sonuç hiç hoş değil.

Bakalım batının demokrasi adına yürüttüğü bu sinsice sömürün son adımı nerde son bulacak.

Bize verilen BOP Başkanlığı payesiyle sırtımızı sıvazlayan batı, bizimle birlikte bir öğle yemeği bile yemeye tenezzül etmezken, sömürüye yönelik yürüttüğü demokrasi havariliğine bizi de katması bir oyun değil de nedir.

Bizi pohpohlayıp heyecanlandırarak bu sömürü yolunda Araplara karşı ileri demokrasi örneği gösterip ardından dominonun taşlarını tek tek devirip ortalığı kan gölüne çevirmesi oyun değil de nedir?

Çok kısa sürede Ortadoğu’da barış ve kardeşliğe yönelik oluşturulan her şeyin bir anda elimizden uçup gitmesi bir oyun değil de nedir?

Komşularımızla olan tüm ilişkilerimizin tekrar bozulup bir anda düşmanlığa dönüşüp eskisinden daha kötüye doğru gitmiş olması batının bize karşı bir oyunu, bir tuzağı değil de nedir?

Bu bölgede Türkiye’nin geleceği için şimdiden bir şey söylemek kolay gibi görünse de yine de söyleyip telaffuz etmek çok zor. Her an her şey olabilir. Çünkü bu bölgede dominonun son üçtaşı düşmedi. Onun için batı rahat durmuyor. Bu bölgeyi istediği gibi bir sömürü düzenine sokmak için sürekli İsrail’i bize karşı kullanmaktan hiç çekinmiyor. Hatta sonucun kendisi ve tüm dünya insanlık alemi için büyük bir tehlike arz ettiğini görmüyor. Ortadoğu’yu sömürmek için tüm dünyayı cehenneme çevirmekten de hiç korkmuyor.

Farkında değiller, karşılarında bir Arap şeyhi, prensi yok. Koskoca Türkiye Cumhuriyetinin seçilmiş gözü kara bir Başbakanı var. Görüp bilmiyorlar. Batının görüp bilmediği bir şey daha var ki, o da şu; bu bölgenin tüm insanı zaten her gün ölüp diriliyor. Vatanı için bir kere daha ölse ne olur?

Ama buna karşılık batıdaki insanlar için hayat, çok tatlı ve güzel. Onlar yaşadıkları bu tatlı hayatlarından bizim gibi kolay vaz geçebilecekler mi acaba. Bizde onlarda bu işi çok iyi bir kere değil, bin kere düşünelim.

Son pişmanlığın hiç kimseye faydası olmaz.

Onun için aman ustam, sizde savaşta usta değilsiniz. Aman ha, aman çok dikkat ediniz.

Dış politika öyle kabarıp kubarıp  iç politika yapmaya benzemez. Ok yaydan çıktı mı? Bir daha dönüşü olmaz. Hele savaş öyle bilindiği gibi hiçte kolay bir iş değil. Öyle büyüklüğe yiğitliğe de hiç gelmez. Bir anda koca bir ulus ya yok olur. Ya yok eder. Her ikisi de insanlık adına hoş bir durum değildir.

Onun için güzel yaşayıp insan olmak varken, savaş neden ve niye?

Şapkanızı çıkarıp hiç düşündünüz mü?

Her sağduyulu akıl sahibi gibi, sizde çok iyi biliyorsunuz ki, hak eden, hak ettiği gibi yaşar.

Batı kötü alışkanlıklarını büyük bir şımarıklıkla devam ettirip sürdürüyor. Bakalım bu haydutluğun sonu nereye kadar gidecek.

Sakın ola ki, sizde batıya uyup Türkiye Cumhuriyetinin gururunu kırıp onurunu ayaklar altına alacak şekilde bir hata yapmayın. Sonra sizi sevgisiyle göklere çıkarıp yıldız yapan bu halk, bir anda sevgisini çekip parlayan yıldızınızı söndürebilir.

Sönmeyen yıldızınızla, Türkiye’m aydınlık, halka hizmette yolunuz açık olsun.

Okunma Sayısı: 65
Kategori: Cahit KARAÇ
Etiketler: ,

Yazarın Diğer Yazıları

Barış

Elbette ki barış. Elbetteki kaygısız, korkusuz, huzur içinde mutlu bir hayat yaşamak varken, kavgayı, dövüşü,...

İnsan ve Ağaç

Allah, kul aklına çelme takmaz. Zaten yarım akıllı. Bir de çelme takarsa, kulda akıl, kalmaz....

Cahit’ten Özlü Sözler

Aklımız Allah’a, düşüncemiz bize aittir. Onun için; kendi dışımızdaki tüm akıl sahipleri ile ilahi kader...

İnsan ve Ağaç

Allah, kul aklına çelme takmaz. Zaten yarım akıllı. Bir de çelme takarsa, kulda akıl, kalmaz....

Umre Ziyareti

Kutsallığna inandığımız, yerleri ziyaret edip, gezip dolaşmaktır. Bunun için önce niyet edip, pasaport çıkarmak gerekir....