Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Aleviler Cami İstiyorlarmış!

SİSİFOS'UN KADERİ
Hüseyin ŞENGÜL

15 Kasım 2011 00:01

4 Yorum

Bu ülkenin bir yığın sorunu var.
Başta Kürt sorunu olmak üzere kimlikler sorunu, yargı, eğitim, hukuk, insan hakları, çevre, şehircilik, resmi tarih, medya ve derin bir yara olarak devam eden toplumsal zihniyet ve vicdan sorunu.
Bütün bunların çözümü gerçekten kolay değil ama mümkün.

Sorunlarımızın asıl kaynağını devlet oluşturmakta.
Devletin yapısına neşter atmayan siyasi iradenin demokrasiden söz etmesi laf-ı güzaftan ibarettir; tıpkı Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ gibi.
Ancak Bekir Bozdağ ve onun gibiler, sadece lafı çevirmiyorlar; daha tehlikeli açıklamalar da yapıyorlar.

Bozdağ, “Alevi vatandaşların yaşadıkları köylere neden cami yapıldığı” yönündeki soruya, “Alevi köylerimize devletin zorla cami yapması söz konusu değildir. Cami yapmak isteyen Alevi kardeşlerimiz kendileri dernek kuruyorlar. Paralarını da cepten veriyorlar” şeklinde cevap veriyor.

12 Eylül faşizminin özünü “Türk-İslam” sentezi denilen ucube bir zihniyet oluşturur. Kemalizm üzerine inşa edilen bu eklektik zihniyet hala devam ediyor!
Egemen siyasette, milliyetçiliğe eklemlenmiş Sünni İslam anlayışının taşıyıcısı siyasetçiye her zaman yer vardır! Bu anlayış devam ediyor!

12 Eylül döneminde devletin o ceberut ve bed sesi, Alevi köylere bir fısıltı halinde şöyle yayılmıştı: Camisiz köy olmaz! Dernek kurun, biz de yardımcı oluruz; köyünüze cami yapın!
Gerçekte bu bir emirdi!
Bu Atatürkçü ve laik paşalar, zorunlu din derslerini de ikame ettiler.
Ne ironidir ki, laikliği savundukları iddiasındaki darbecilerin bu faşist emirlerinde İslam, bol miktarda bir sos olarak kullanılmaktaydı.
İslamcılar ise, İslam’ı kullanan faşistlere ses çıkarmadılar!
Çünkü onların da İslamcılığı, bol miktarda milliyetçi sosa bulanmıştı!
Bir nevi al gülüm, ver gülüm!

Lafı evelemeye gevelemeye gerek yok!
Alevilerde cami yoktur!
Bu devlet anlayışı Alevi köylere cami yapmakla, zorunlu din dersi koymakla, cem evlerini yok saymakla ve daha birçok ince ayar ideolojik bombardımanlarla Alevileri asimile etmeye çalışmakta.
Kentleşmeyle birlikte bunu da bir ölçüde başardı.

Demek Aleviler cami istiyorlar ve kendi paralarıyla da köylerine cami yapıyorlar öyle mi?
Şimdi Bekir Bozdağ’a ve onun gibi düşünenlere soruyorum: Sizin bu açıdan 12 Eylül darbecilerinden bir farkınız var mı?
Bana gönüllü olarak bir tane Cami yaptırmak isteyen Alevi Derneği ve kendi paralarıyla yapılmış bir tane cami gösterebilir misiniz?

Alevilerin camisi olmaz!
Cami talep eden bir Alevi varsa, o asimile edilmiş, yani Sünnileştirilmiş biridir ki, o da Alevi olamaz!

Hemen şu itirazın yapılacağını biliyorum.
Cami, Müslümanların ibadet yeridir.
Aleviler de Müslüman’sa, ibadet yerleri camidir.

Ancak Alevilerin inanç dünyalarında ve ibadet pratiklerinde cami yoktur!
Hayat bu formel mantığa sığmayacak kadar, zengin, çok yönlü ve çelişkilidir.
O nedenle Alevilik Ali’yi sevmekse ben de Alevi’yim diyen her kim olursa olsun, söylediğinin hiçbir anlamı yoktur!
Bunlar teolojik konular. Ancak şu kadarını söyleyeyim ki, Aleviler ile Sünniler arasındaki bir yığın inanç farkının temelinde Tanrı algısı yatmaktadır. Bu algı kendini “Enel Hak” sözünde somutlar. Bu sözün bir başka ifadesi, örneğin Mehmet Ali Hilmi Baba’nın bir nefesinde geçen şu dizedir ki, metafizik âlemde müthiş bir belirlemedir: “Aynayı tuttum yüzüme / Ali göründü gözüme.”

Bütün bunlar bir tarafa, benim itirazım, devletin ve siyasetin bu alanlarda tanımlamalar yapmasına ve kendi tanımlarını, o kimlik sahiplerine dayatmasınadır.
Devlet hiçbir inanç tanımlaması yapamaz. Buna hakkı yoktur.
Benim adım “Hüseyin” diyorum; devlet bana, hayır senin adın “falan” diyor.
Devletin tanımları ve tavırları, insanları bir arada yaşama ortamından uzaklaştırıyor.

Bu devlete;
Sana ne vatandaşın Sünniliğinden, Alevliğinden, Hıristiyanlığından!
Sana ne…
Sen onların özgürlüğünü ve inançlarının gereğini yerine getirme güvencesini sağlamakla yükümlü değil misin?
Diye sorulmalı ve eleştirilmeli.

Mesele farklılıklarımızda değil; mesele, tüm farklılıklarımızla bir arada yaşama hukukuna sahip olmakta.
Bunu sağlayacak devlet nerede?

Okunma Sayısı: 151

Yazarın Diğer Yazıları

Yeni Yıla Girerken Biz ve Zaman

Aklın zamanı ölçülendirmesi, dünyada hala bir takım farklılıklar gösterse de son yüz yılda evrensel bir...

Hüzünlü Gülümsemeler

Sonu trajediyle biten kimi gülünesi olaylar vardır. Olayın tarafının (Veya taraflarının) mizaha varan tutumuna kahkahayla...

Anketlerde Sorunlar Sıralaması

Değişik tarihlerde birçok anket firması Türkiye’nin sorunları sıralaması üzerine anketler yapar. Anketteki soru sorma şekilleri,...

Ekonomi, Demokrasiden Bağımsız mıdır?

Ekonomik sorunlar ile demokrasi arasında her koşulda tam olarak işleyen, doğru ya da ters orantı...

Bugün Dünde Yarın Bugündedir

Bu yazı başlığı, tarihi ardışık evrelere indirgeyen bir tarihçi tekerlemesi gibi görülebilir. Dün, bugün, yarın...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Selami SAYGIN dedi ki:

    Hüseyin bey 12 Eylül darbe anlayışını yalnızca cami yapımı gibi bir konuyla sınırlandırmak gerçekçi olur mu? Yazı yerine sözlü geleneğe sahip olan Alevilikte çeşitlilik çoktur. Pek çok temel sayılan konularda Tunceli, Varto, Pazarcık, Sivas, sarız, Çorum, Turhal Alevileri arasında farklılık örnekleri bulunabilir. Alevilikte cami olmaz cami varsa asimile olmuşlardır gibi genellemelerin de ispatı zordur. Fatsa’da altı Cemevi üstü cami olan bina bile vardır. Tarihte Alevilerin camisi yoktur gibi genellemelere bakılırsa tarihte cemevi de yoktur. Tarihten günümüze intikal eden bir tek cemevi var mıdır? Cemevi Caminin muadili olacak bir yapı değildir. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasını öngören yasa metni bu bakımdan açıklayıcı sayılabilir: Alevilik Sufi tarikatlarından birisi sayılmış ve dedelik-çelebilik gibi unvanlar şeyhlik gibi unvanlarla birlikte yasaklanmıştır. Tekke-dergah-Zaviye nasıl camiye muadil olmaz ise cemevi de camiye muadil bir ibadet hane olmaz. Şiilerin haricilerin, Mutezililerin, Zeydilerin Sünni oldukları söylenemez ama onların ibadethaneleri de camidir. Bu yüzden camiliği Sünnilikle eşitlemek sınırlandırmak bir realiteden çok bir temenniye benzemektedir.
    Mehmet Ali Hilmi Babadan aktardığınız cümlenin içerdiği vurgular pek çok şeyhin görüşlerinde sözlerinde de vardır. Sufilikte bu anlayış zaten Vahdet-i Vücut diye bilinmektedir. İbni Arabiden Bursalı İsmail Hakkıya kadar pek çok kimsede bu görüşün örnekleri bulunabilir. Sorun Aleviliği İslamın karşısında mevzilendirme çabasından kaynaklanmaktadır. Din dersi olunca neden Aleviler hatırlansın? Yahut Alevilerin varlığı Din Dersini neden tartışmalı ve hatta sakıncalı hale getirsin? teslim edilmelidir ki, Nüfus mübadeleleri ile birlikte yeknesak bir toplum halini alan Türk halkı arasında din bakımından bir azınlık ihdas etmek için Aleviler keşfedildi.Din dersinin varlığını Alevilerin haklarına bir müdahale gibi algılatmaya çalışan kafaya sormak gerekmez mi o halde nüfusun % 90’lara ulaşan Sünni çoğunluğun taleplerini nereye koyacağız? 12 Eylülcüler eleştirilebilir ama bu yapılırken onların Türkiyede İslamcılığa zemin hazırladığı gibi yersiz ve içeriği olmayan bir vurguya müracaat etmek İslamcılığın içeriğini boşaltmak olur. Şimdilerde Alevi kesminin bir bölümünün büyük bir özlemle andığı Atatürk ve onun döneminin de Aleviliğe hizmet eden bir dönem sayılamayacağı gibi. Kaldı ki bir halkın % 99’u Müslüman biliniyorsa o halkın devletinin idaresinin de o halkın taleplerine kayıtsız kalması ne kadar demokratik olacaktır?

  2. Uğur ÖZALTIN dedi ki:

    Aleviler maalesef kendi kendileriyle çelişkili durumdadır. Kafaları da çok karışıktır. Sünnilerin Cami derdi yoktur ki, namaz her yerde kılınabilir. Alevilerin iman esaslarında büyük çelişkileri vardır. Yeni bir din mi icat ettikleri bile belli değildir. Bu durmlarıyla Hz Ali efendimiz ve bir çok evliyaya haksızlık ettiklerinin farkında bile değiller. Bu konuda aleviler mağdur değil sünnilere haksızlık eden durumundadırlar. Kuran ve Muhammedi inkar eden bir görüş islami olamaz.

  3. Hüseyin ŞENGÜL dedi ki:

    Uğur Bey,

    İletiniz için teşekkür ederim.
    İlkin şunu belirteyim ki, yazılarımda da bu vardır; ben bir din veya mezhep tartışması yapmıyorum. Böyle konulara da girmem. Hem kendimi yetersiz görürüm, hem de pratik açıdan yararlı bulmam!

    1) Evet, Alevilerin kafası epeyi karışık! Bunun birden fazla nedeni var. Peki, Sünnilerin kafasında karışıklık yok mu? Her inanç kendi içerisinde bazı çelişkiler ve farklılıklar barındırabilir. Bu da doğaldır. Örneğin 5 tane Sünni din adamını getirin bir araya ve İslam üzerine konuşturun bakalım, neler işiteceksiniz? Kaldı ki bunların televizyondan örneklerini çok gördük. Aynı durum Aleviler için de ve diğer inançlar için de geçerlidir. Çünkü inanç, insan eliyle yaşar! Ve teoloji, metafiziğin alanına girer. Daha da önemlisi, inançlar eninde sonunda siyasetten ciddi ölçüde etkilenirler!
    2) Evet, dediğin gibi namaz her yerde kılınabilir. Ama bu gerçekten yola çıkarak Sünnilerin cami diye bir dertlerinin olmadığını söylemek, abesle iştigaldir! Bu kadar cami neden yapılıyor? Herkes evinde, tarlasında veya uygun bir mahalde namazını kılabilir değil mi? Ancak cami yalnız bir ibadethane değil, sosyal yaşamın bir parçasıdır da!
    3) Alevilerin iman esaslarında büyük çelişkiler vardır diyorsun. Bu senin bakış açın! Aleviler İslam’ın içindedir veya dışındadır; ben böyle bir tartışma yapmıyorum! Kuran’ı ve Muhammed’i inkâr edenin Müslüman olamayacağını söylüyorsun. Bu, onların sorunu. Peki, varsayalım ki böyle; bu durumda onların bu ülkede eşit yurttaş olma hakkı yok mu?
    4) Sünni İslam’ın da sıkıntılarının olduğunu az çok biliyorum. Ama bunu daha geniş olarak sizden öğrenmek isterim.
    Sonuç: Alevilik Sünnilik tartışması yapmıyorum. Benim derdim, devletin adaletsizliğiyle! Kimse kimseye inançlarını, fikirlerini dayatmasın. Kimse kimseye aba altından sopa göstermesin. Devlet bütün inançlara eşit yaklaşsın ve her inanç, kendini özgürce ifade edebilsin. Bir Alevi’nin, bir Sünni’nin, bir Ortodoks’un neye, nasıl inandıkları, nasıl ibadet ettikleri beni ilgilendirmiyor. Ancak beni bu ülkede hangi inançtan, dinden olursa olsun, ona yapılan haksızlıklar ilgilendiriyor! Beni bu ülkede yaşayan bütün insanların insanca yaşaması ve devletin de demokratik bir devlet olması ilgilendiriyor! Gerisi laf-ı güzaftan ibaret!

    İyi günler.

  4. Hüseyin ŞENGÜL dedi ki:

    Selami Bey,

    Yazımı okumuş, kafa yormuş ve eleştiri göndermişsiniz; teşekkür ederim.

    İzninizle maddeler halinde yazmak istiyorum.
    1) 12 Eylül darbesini camiyle sınırlamadım. O darbenin yaptığı binlerce uygulamadan biri de bu cami meselesidir. Asıl olan ise, o darbenin zihniyetine Türk-İslam sentezinin damga vurmasıdır. Bu sentez tam bir siyaset yapısı olup mütedeyyin Müslümanlar için de tehlike arz etmektedir! Alevilerin Atatürk’e bakışı hakkındaki görüşünüze katılıyorum. Belirteyim ki Aleviler, bu konuda büyük bir yanılsama içerisindelir!
    2) Aleviler ile Şiiliği karıştırmayınız! İkisi birbirinden çok ayrıdır.
    3) Alevilerde cami var mıdır, yok mudur konusunda uzun uzadıya yazmanın gereği yoktur. Bu soru, pratiğe bakılarak cevaplanabilir. Fatsa’daki cami ve cem evinin bir arada oluşu örneğiniz, Alevilerde cami olduğunu değil, Fatsalıların demokratik bir yaklaşımını ifade etmektedir. Hangi Alevi köyünde cami varsa ya baskıyla ya da korkuyla yapılmıştır!
    4) Cami ile cem evini inanç açısından muadil gören olur, görmeyen olur. Görene de, görmeyene de, düşüncesidir diye saygı duyarım. Ancak ben başka bir şey söylüyorum! Cem evi ile camiyi ben yalnızca devletin hukuku açısında muadil görüyorum. Bir inanç sahibi cem evini ibadethane olarak kabul etmeyebilir. Bu başka bir şey. Ama devletin kabul etmemesi diye bir haklılık olamaz. Ve devletin bunu demeye hakkı yoktur. Beni ilgilendiren kısmı, devletin tavrıdır!
    5) “Nüfus mübadeleleri ile birlikte yeknesak bir toplum halini alan Türk halkı arasında din bakımından bir azınlık ihdas etmek için Aleviler keşfedildi” cümleniz hem anlam bozukluğu taşıyor, hem de çok tehlikeli bir bakışı ifade ediyor. Yeknesak toplum ne demek? Herhalde “tek tip” toplum diyecektiniz? Aynı cümle içerisinde hem ihdastan, hem keşiften bahsediyorsunuz. İhdas: Meydana getirmek, kurmak, oluşturmak anlamına gelir. Keşfetmek ise, var olan ama o güne kadar bilinmeyen bir şeye bulmak, bilmek anlamına gelir. Değil yalnız Aleviler, dünyanın hiçbir yerinde ve döneminde etnik ve din kimliği ihdas edilemez! Aleviler zaten varlardı! Keşfetmeye gelince; el insaf Babailerden bu yana 900 yıl geçti! Haydi bu bir tarafa, Yavuz Selim’in Çaldıran seferi veya Osmanlı’da kimi şeyhülislamların fetvaları ortada değil mi? Cümlenizdeki anlam tehlikeli çünkü tek tip, tek renk toplum istiyorsunuz. İşte Türk-İslam sentezi de, Türk ve Müslüman bir toplum hedefliyor. Bunun dışında kalanlar ya asimile olacaklar ya da yok olacaklar!
    6) Devlet elbette halkın taleplerine kayıtsız kalmamalı. Peki, Aleviler halk değil mi?
    7) Alevilerin hak ve taleplerinden söz edince bunun neresi Aleviliği İslam karşısında mevzilendirmek oluyor? Böyle bir kanıya nereden vardınız?
    8) Ben yalnızca haklardan bahsediyorum. Camiyi isteyene imar izni veren, imar planlarında cami yer ayıran devlet, aynı yaklaşımı neden cem evleri için göstermiyor? Tamam, siz yine cem evlerini ibadethane olarak görmeyin. Bunu ben anlıyorum! Ama devletin bu alanlardaki tavrına ne diyorsunuz?
    Sonuç: Gerek burada, gerek başka yerlerde aldığım tepkilere bakınca, bu devletin zihniyeti ve tavrı o kadar normal ki, halkı böyle olanın devleti de böyle olur demek geliyor içimden! Bu ülkede ezilen bütün kimlikler birbirlerinin haklarını savunmadığı müddetçe, bu devletin demokratikleştirilmesi mümkün değildir!

    İyi günler…