Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Adını Unutan Kadın “Farkhunda”

SANATA DAİR
Prof.Dr. Levent SEÇER

06 Mart 2019 00:03

Yorum Yapılmamış

FARKHUNDA  27 yaşında bir Afgan kadını, 19.Mart.2015 tarihinde bir cami önünde muska satan mollalara direnince, orada bulunanları da tahrik eden mollalar tarafından, taş ve sopalarla yerlerde sürüklendi.

Daha olmadı bir çatıdan aşağıya atıldı yakılarak can verdi, bu yaşananları gören halk daha da tahrik edilerek cesedini parçaladı.  Farkhunda bir öğretmendi, sadece orada mollaların halka yaptıklarının din adına yanlış olduğunu, bunun adının cehaletin bir parçası olduğunu, dini duyguların bunu emretmediğini anlatmaya çalışmıştı. ” Siz bir din adamıysanız insanlara bunları anlatmayın, insanların karanlıklara değil aydınlığa ihtiyacı var, Allah dinde bunları yasaklamıştır, dinde insana sevgi  vardır linç etmek katletmek yoktur” dediği için vahşetin ortasında kalıp katledildi.

Farkhunda cehaletin kurbanı olduğu sırada ölmedi, hala gözlerinin kıpırdadığını ve bir şeyler söylemek istediğini görenler, mollaların cesaretlendirmesiyle daha da vahşice bir duyguyla onu  bedenini parçaladılar. Sonrasında bir avuç korkusuz kadın, Farkhunda’nın parçalanan ölüsüne sahip çıktı, onu kimseye teslim etmedi.

Farkhunda nın başına gelen bu vahşi olayın aynısı benim ülkemde yaşanmadı mı?

23.Aralık. 1930 Kubilay olayı, genç bir Türk subayı, Mollalar tarafından başı kör testereyle kesilmedi mi?

Şimdi  yandaş kanallarda konuşan, yalan söyleyen,din temsilcileri, din tacirleri, din tüccarları, onların yaptıklarının. Mollaların yaptıklarından ne farkı var?

Özellikle Dinde kadının yerinin nerede durduğunun bile hala gösterilmediği bir din anlayışı. Türkiye de kadın özgür mü? Türkiye de kadının Farkhunda nın yaşadıklarından ne farkı var?

Batı da kadın  yaşama ve konuşma  özgürlüğüne sahip. Bugün özde demokrasi olmayan, kabile demokrasisine mahkum  ülkelere bakınca, kadının yaşadığı acının dinmesi mümkün mü?

Yokluk açlık ve sefaletten kaçan, ve daha iyi şartlarda insanca bir yaşam için umuda açılan yolda (Göç) yolculuğunda yaşananlarda kadın en başta değil mi?

Kadın umudun tükendiği yerde, kadın bu yolculukta ölümün içinde, son anda umuda yolculukta kocasının omuzuna başını koyarak onun can verdiğinden bile haberi olmayan kadın. Liverpool Echo nun dediği gibi ” kadının adını yazarken, silginin kalemden önce bittiğini gördüğünüzde, işte o anda kadının adı yok yazılamıyor demektir” Benim ülkem de kadının adı bugüne kadar yazılamadı yazılamıyor ve yazılamayacak. 16-17 yaşında zorla evlendirilen kızların tüm dünyasını biz daha o anda karartmıyormuyuz?

WORLD ECONOMİK FORUM GLOBAL GENDER GOP 2017-2018 raporunda, kadının yalnız bırakıldığı 144 ülke arasında  Türkiye 131 sırada, sağlıkta kadına verilen hizmet yüzde 60,okuma yazma bilmeyen yüzde 94. (TUİK) Türkiye de kadın yüzde 40 mutsuz ve güvence altında değil, 2017-2018 arası 285 kadın dövülerek işkenceyle öldürüldü diyor. Özellikle eğitim alanında temelsiz ve  değişen proğramlar, bu sistemin özellikle kadınlara yansıyan yanı ne yazık ki ortada. Bunun en acı sonuçlarını Avrupa da ALMANYA da görmek mümkün. Kadın burada özgür değil, okuma araştırma eğitim olanaklarından çok uzak, bunu aslında kendilerini Türk toplumunu temsil yetkisinde görenlerin yapmaları gerekmez mi? Ama 50-60 yıl içinde düşünemediklerine bakınca, sanırım onların da umurlarında değil. Oysa Almanya da her geçen gün hayat şartlarının daha da zorlaştığını bunu görmeleri gerek.

Yabancı düşmanlığı, ve en önemlisi de hala kültürel paylaşımın sağlanamamış olması. Burada değişim ve saygınlık istiyorsak öncelikle bunu kadına vereceğimiz değerle başarmalıyız. Kadın okumalı araştırmalı eğitilmeli. Kadın da olsa işcinin bir vatanı yoktur, Ama yaşadığı yer nefes aldığı gözlerini açarken acılar içinde kalsa da özlediği vatanı kaldığı yaşadığı yerdir.

Bunları yazarken düşündüm, 8 Mart’ın  Dünya kadınlar günü, ya da Dünya emekçi kadınlar günü diye kutlanırken, kendilerine  insanca bir yaşam için özgürlük isteyen ,40 bin dokuma işcisi, ve sonrasında 129 kadının diri diri  hunharca yakılarak katlediği Mart ayında. Farkhunda nın da kaderi aynı değil mi?  İnsan haklarının temelinde insana sevginin, saygının, özgürlüğün, huzur dolu bir hayatın güvencesi vardır. Ama bunun içinde kadınlara gösterilmesi gereken hakların, ekonomik, siyasal ve sosyal  garantisinin daha önce sağlanması yazar.

Birleşmiş Milletler tarafından 1921 de kutlanmaya başlanan Dünya kadınlar günü, aslında hala dünya kadınlarının çözümlenmeyi bekleyen  sorunlarıyla bir günde yaşanır ve biter. 8 Mart Uluslararası Dünya emekci kadınlar günü. Dilerim gelecek yıllarda, tüm haklarına kavuşmuş olarak daha mutlu kutlanır. Bütün kadınlarımızın ellerinden öpüyorum.

Prof. Dr. Levent Seçer

Okunma Sayısı: 102

Yazarın Diğer Yazıları

Kör ve Duyarsız Bir Toplum

Portekiz de uzun yıllar sonra katıldığım uluslararası bir panelde, Portekiz halkının yaşadığı ekonomik felaketin ardından,...

Franz Kafka ve Karl Marx’ın Gördüğü Gerçekler…

Dünya da güç dengelerinin bir çarkın ortasına sıkışıp kaldığı bu dönemde, peki Türkiye bundan nasıl...

Franz Kafka ve Karl Marx’ın Gördüğü Gerçekler…

Dünya da güç dengelerinin bir çarkın ortasına sıkışıp kaldığı bu dönemde, peki Türkiye bundan nasıl...

Allah’ın Görmek İstediği Gibi Bir Dine İnanmak…

Birilerinin istediği dine değil, Allah’ın görmek istediği gibi bir dine inanmak önemli. Şimdi böyle bir...

Son Balo Son Vals’ta Kalan Demokrasi…

Siyaseti bilmeyen beceriksizlerin elinde tükenen demokrasi ve yazılamayan gerçekler, 50 yıl sonra bile yazılsa sıcaklığını...