Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Cuma, Ocak 30, 2026
  • Giriş Yap
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Anasayfa Yazarlar Asuman S. ATASAYAR

Kuzularımla Bir Yaz Serüveni (Anı)

Asuman SOYDAN ATASAYAR Yazar Asuman SOYDAN ATASAYAR
10 Temmuz 2011
Asuman S. ATASAYAR
0
401
Paylaşma
5k
Görüntülenme
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

 

     KUZULARIMLA BİR YAZ SERÜVENİ (anı-öykü)

 

       Annemle babam, kapı önünden başka yerde oynamamıza izin vermezlerdi. Bizden uzak bir mahallede oturan teyzemin kızıyla oynamak için annemden zorla izin koparmak isteyişimin asıl amacı, giderken yol üzerinde ki kütüphaneden birkaç hikâye kitabı okuyup öyle gitmekti. Okuduğum hikâye kitaplarının kahramanlarıyla öyle bir  dost olurdum ki hayal dünyamda; dostluğun ötesinde yaşardım onları birebir çocuk kalbimle… Bazen bir kuğu sırtında Kaf Dağ’ına uçardım; bazen  prens ve prensesi canavarın elinden kurtarırdım. En çok dağlarda kır çiçekleri, papatyalar arasında kuzularıyla birlikte hop hop hoplayan sevimli  kız Heidi olurdum. 

 

     Öğretmenimizin tavsiye ettiği kütüphanede geçirdiğim dakikalar, belki de bu günüm için atılan tohumdu. Teyzemin kızıyla oyun oynarken aklım kütüphanede yarım bıraktığım kitaplarımda kalırdı. Teyzemlerden eve dönerken tekrar kütüphaneye girer, yarım kalan hayal dünyamı tamamlayarak dönerdim ve kendimi çok mutlu hissederdim.

 

      İlkokul dördüncü sınıfın karne tatilinde, sınıf birincisi olduğum için babam bana ödül olarak altın bilezik almıştı. Bilezik hoşuma gitmişti ama benim asıl istediğim;  okuduğum kitaplar arasında beni en çok etkileyen kitabımın kahramanı "Heidi"  gibi yaşamak istiyordum.  Hayallerimi gerçekleştirmek için babamdan bana bir kuzu almasını istemiştim. Evimiz, etrafı gül ağaçları ve selvilerle çevrilmiş küçük bir bahçenin içinde küçücük kerpiç bir evdi. Annem titiz bir hanımdı. O yüzden benim isteğime karşı çıkıyordu. “Sizin işiniz yetmiyormuş gibi bir de kuzu çıkartmayın başıma” diye kuzunun sözünü bile ettirmiyordu… Annemi ikna etmek için söz veriyordum kuzuma bakacağıma, zahmet ettirmeyeceğime ama annemi ikna etmek pek kolay gözükmüyordu… İyi bir hayvan ve çocuk dostu olan babam, annemden gizlice o tatlı tebessümüyle bana göz kırpmıştı "tamam alacağım"  dercesine…

 

     Babamın eve dönüş saatlerinde oyun oynuyor olsak bile kulağımız seste olurdu. O vakit şehrin bir ucunda çalınan korna sesini öbür ucunda duymak mümkündü tabi… Biz korna sesinden babamızın gelişini bilirdik. Heyecandan hop hop hoplardık. Kucağı boş gelmeyen babam şehir dışından gelirken bu defa acaba ne getirdi diye sabırsızlıkla beklerdik yolunu..

 

     Bir akşamüstü babamın otobüsünü kapımızın önüne getirişinden anlamıştım içinden önemli bir şey çıkacağını. Neşe içinde ışıklı tebessümüyle kucağında minicik bir kuzuyla kapıdan indiğinde dünyalar bizim olmuştu. Canım Babam sözünde durmuş bana kitapta okuduğum gibi,  aynı Heidi’nin kuzusuna benzer bir kuzu getirmişti…

 

      O günden sonra bahçede kardeşlerimle birlikte kuzunun etrafında pervane oluşumuz yoldan gelen geçenlerin dikkatini çekiyordu… Henüz bir bebek olan kara gözlü kuzumun bize alışması zor olmamıştı. Biz koşarken arkamızdan koşuyor, elimizden yiyecekler yiyor, bizimle birlikte sevinç yaşıyordu sanki.

 

      Bir kaç basamaklı merdivenle çıkılan küçük bir balkonumuz vardı. Balkondan geçilen antremizin bir sağ tarafında bir de sol tarafında iki odamız vardı. Sağ taraftaki misafir odası olarak kapısı kapalı dururken, sol taraftaki oturma odamızdı.  Oturma odasının içinden de mutfağa geçtikten sonra odun-kömür koyduğumuz bir oda vardı. Bu odanın içinde kuzuma yatacak yer hazırlamıştı babam. Onun rahat etmesi için dağın eteklerinden otlar, yapraklar toplayıp yatağını hazırlamıştık. Elimize geçen her şeyi kuzumun ağzına sokuyorduk. Akşam olunca kucaklayarak odasına götürüyordum.

 

      Birkaç gün sonra babam, kuzunun tek başına canı sıkılacağını düşünerek iki tane daha kuzu getirmişti, annemin tüm tepkilerine rağmen. Annem epeyce söylenmişti ama kuzuların bebeksi güzelliklerini görünce o da sevmeye başlamıştı yavrucukları.                              

 

        Bir tanesini bile hayal edemezken üç tane kuzum olmuştu. Artık hayallerimi gerçeğe dönüştürme vakti gelmişti benim için. Her akşam soframızdan artan yemekleri saklıyor, karpuz, kabuklarını küçük küçük doğrayarak kuzularıma yediriyordum. Sabahleyin daha kimse uyanmadan onlarla birlikte yanıma aldığım azığım ve kitabımla Şardağı'nın eteğinde otların, çiçeklerin yoğun olduğu yerlere gidiyorduk. Kuzularım zevkle otlanırken ben de Heidi olup kır çiçeklerinin arasına uzanarak kitabımı okuyordum. Acıkınca yanımda getirdiğim peynir ekmek, üzüm gibi yiyeceklerimden yiyerek eğleniyordum kendi kendime. Güneş tepeye yükselip, yakıcı ışıklarını göndermeye başlayınca kuzularımla dönüyordum eve.         

 

     Annem işiyle çocuklarla uğraşmaktan fark etmiyordu benim yokluğumu. Bu yaptıklarımı  babam duysaydı kıyamet kopardı. Evden oldukça uzaklaşıyordum çünkü. Hayallerim kısmen gerçekleşiyordu ya ben çok mutluydum. Her ne kadar Alp Dağları, Büyükbaba ve Peter yoktu ama Şardağı'nın eteklerinde kuzularımla,  papatya ve gelincikler içinde kendimi Heidi gibi hissediyor, adeta onu yaşıyordum.

 

     Onlara bir annenin çocuklarına bakışı gibiydi ilgim. Babamın söylediği bir dükkândan arpa alıyor, karpuz kabuklarını minik minik doğruyor içine çeşitli otlarda karıştırarak onlara mama hazırlıyordum…

 

     Aradan bir-iki ay geçince kuzularım koyun gibi olmuşlardı. Artık yattıkları yerlerine kucağımızda götüremez olmuştuk. Her akşam önce bahçede hazırladığım yiyeceklerini yedirip sularını içirince bir süre kovalamaca oynadıktan sonra onları odalarına sokmak için önce evin içinden geçecekleri güzergâhtaki halıları topluyorduk. Bin bir güçlükle yürüterek geçirtiyorduk onları yerlerine… Sonra geçtikleri yerleri siliyorduk. Anneme söz verdiğim için aksatmadan kuzularımın işlerini yapıyordum. Bazen kuzular yerlerine geçerken kara tanelerini döktüklerinde annemin çığlıkları artıyordu.

 

      Akşamüzeri, ailecek kapı önünde oturup kuzularımızla oynamanın bıraktığı tat, tabiri caizse mutluluğun ta kendisiydi… İçlerinden "deli kuzu" diye isimlendirdiğimiz kuzu, babamı çok iyi tanıyordu. Babam uzaktan gelirken bizimle birlikte, kuyruğunu sallayarak koşardı onu karşılamaya. Babam ellerini ona doğru uzatır, o da şımarık bir çocuk gibi zıplayarak tos vururdu kafasıyla. Döne döne oynardı sevincinden. Babam ve kuzularım doyumsuz bir mutluluktu bizim için.

 

      Eylül ayı yaklaştıkça yeşil otlar sararıp kurumuşlardı sıcaktan. Yeşil olanlar çok kuytu ve gölge yerlerde kalmıştı sadece. Bulduğum otları ellerimle toplayıp önlerine koyuyordum zahmet çekmesinler diye. Arada sırada yağan yağmurlardan kuzularımı korumak için evden battaniye çıkarıp üzerlerine örtüşüm, bunu gören annemden payımı alışım;  unutulmazlar arasında yerini alarak yıllar boyu gülerek anlatılan anılar arasında yerini bulmuştu.

 

      Evimizin elli metre ilerisinde belediyenin kanalizasyon için künk(büz) denilen beton boruları yan yana duruyordu. Boruların içinde zamanla uzun ve yeşil otların büyümüş olduklarını görünce hazine bulmuş gibi olmuştum. Büzlerin üzerlerine çıkıyor, dizlerimi birisine dayayıp diğerinin içine uzanarak otları topluyor, kuzularıma yediriyordum.

 

      Bir sabah yine erkenden o boruların üzerine çıkarak ot toplamaya başlamıştım ki dikkatsizliğim sonucu bacaklarım kayınca,  kurbağa oturuşu pozisyonunda borunun birisinin içine düşmüştüm. Tüm uğraşmalarıma rağmen kendi başıma çıkmamın imkânı yoktu. Bağırmalarımı kimse duymuyordu. Ancak çocuklar oynamaya gelirlerse beni görebilirler yoksa kimse beni ne görebilir nede duyabilirdi o saatte. Dizlerim kırılacak gibi ağrımaya başlamıştı. Son bir ümit avazım çıktığı kadar aynı okuduğum kitaplardaki gibi “imdaaat! İmdaaaat! ” diye uzun uzun bağırmalarıma komşumuz Türâbi Amca yetişmişti. O sırada camiden çıkmış evine giderken sesimi duymuş.” Kimsin sen? Hangi borudasın? ” gibi sorularla sesimin geldiği boruyu bulmuştu adamcağız. Ben borunun içine öyle bir yayılarak oturmuşum ki, Türâbi Amca beni çekemiyordu yukarıya. Epeyce uğraştıktan sonra aklıma bir fikir gelmişti. Bacaklarımı kendi ellerimle sıkıştırarak hacmimi daraltınca beni koltuğumdan çekmesini istemiştim Türâbi Amca’dan. Bu yöntemi bir kaç uğraşmalı denemelerimizden sonra omuzlarımdan çekerek kurtarmıştı. Böylece ucuz kurtulmuştum. Borudan çıkarılırken sürtünmekten dizlerim ve kollarım yara bere içinde kalmıştı tabi ki. Kuzularımı beslemek uğruna böyle serüvenleri çok yaşamıştım ama vazgeçmemiştim onları beslemekten. Okullar açılıncaya kadar aynı özveriyle onlara hizmet etmiştim. Kendimi Heidi gibi hissederek geçen çok mutlu bir yaz tatili yaşıyordum.

 

     O yaz tatilinde Heidi'yi yaşadığım için, hayallerimi gerçekleştirdiğim için, mutluydum ama okulumu da çok özlemiştim ayrıca.

 

      Kuzularımla geçirdiğim rüya gibi bir yaz serüveninin sonuna gelmiştik, eylül ayı ortalarında. Okulların açıldığı gün akşamüzeri koşa koşa kuzularımı görme sabırsızlığıyla eve geldiğimde bir de ne göreyim! Babam bir kasap getirerek kuzularımı kestirmişti bile çoktan. Kapımızın önünde yüzülmüş derileriyle karşılaşınca şok olmuştum. Okulumun açılışına sevindiğim gün kuzularımı kaybetmiştim. Üç aydır onlarla etle kemik gibi birbirimize bağlanmıştık. Çok üzülmüştüm onlardan ayrıldığıma. İçimin acıdığını hissetmiştim günlerce.

 

     Doğanın kanunu çok acı olsa da; her canlı başka bir canlının yaşamını idâme ettirmek üzere kurulmuştu ne yazık ki. Kuzularımın etlerini, kemiklerini annem kavurma yapmıştı, kış boyu yemiştik biz de onları. Ve her etli yemek yiyişimizde onların kemiklerinin sofra kenarında birikimi karşısında duygusalca yutkunuyorduk. Çünkü babam, annem, kardeşlerim de benim kadar kalben bağlanmışlardı onlara. Hele de Deli Kuzu’mun yaptıklarını sık sık anlatıyor, onu hasretle yâd ediyorduk…

 

       Kuzularımın yünlerini annem temizleyip yorgan yaptırtmıştı. Yıllar sonra evlendiğimde o yorgan benim çeyizim oldu…Böylece kuzularım yünleriyle bir yaz tatili anısı olarak evladiyelik yaşayacaklar daha yıllarca İnşallah!

 

                                                    ***

 

Paylaş
Etiketler: heidikavurma ve yünkitap kurdukuzularımyaz serüveniyaz tatili
Önceki Yazı

Bastığı Dalı Kesiyor!

Sonraki Yazı

Nefesten Kanser Teşhisi

Asuman SOYDAN ATASAYAR

Asuman SOYDAN ATASAYAR

İlişkili Yazılar

Gurbete Arzuhâl
Asuman S. ATASAYAR

Gurbete Arzuhâl

30 Ocak 2026
5k
Hoşumuzda Kal
Asuman S. ATASAYAR

Hoşumuzda Kal

28 Ocak 2026
5k
Anlamlı Yaşamak
Asuman S. ATASAYAR

Anlamlı Yaşamak

20 Ocak 2026
5k
Sanıyor Âlem Beni
Asuman S. ATASAYAR

Sanıyor Âlem Beni

20 Aralık 2025
5k
Sonraki Yazı

Nefesten Kanser Teşhisi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Trendler
  • Yorumlar
  • En son
Aşık Veysel ve Kara Toprak Türküsü Hikayesi

Aşık Veysel ve Kara Toprak Türküsü Hikayesi

22 Mart 2019
Ayak Tabanına Veya Göğüse Vicks Sürmenin Faydası Yok

Ayak Tabanına Veya Göğüse Vicks Sürmenin Faydası Yok

24 Ocak 2016

Yok Saymak

28 Mart 2020

Yıldızname Baktırmak Günah mı…Günah…

09 Haziran 2022

Keltepen’in Taşları /Şu Akkuşun Gürgenleri

18 Nisan 2020

Düz Dara Yâr Düz Dara

23 Mayıs 2020

Tüketicilerin Süt Tozu Dilekçeleri!

97

Fethullah Gülen’e 19 Soru

72

Ayasofya Açılsın Zincirler Kırılsın

70

İslâm Dışı Bir Uygulama: Çocuk Sünneti…

45

Gıda Mühendislerinin Petek Ataman’a Çağrısı

40

Şarkı Sözü Alan Var mı?

39
Suskun Ve Sessiz

Kürsüde Az Ses, Çok Mana

30 Ocak 2026
Toplumsal Cinsel Problem

Toplumsal Cinsel Problem

30 Ocak 2026
Vatandaşın Alım Gücü Azaldı

Türkiye Yüzyılı

30 Ocak 2026
Ailenin Dönüşümü

Ailenin Dönüşümü

30 Ocak 2026
Gece Aforizmaları (l)

İstanbul Üçlemesi Dolmabahçe Sarayında

30 Ocak 2026
Gurbete Arzuhâl

Gurbete Arzuhâl

30 Ocak 2026

Köşe Yazarları

Türkiye Deprem Haritası

 

Ayın Sözü

Lütfen Duyarlı Olalım!

de, da vb. bağlaçlar ayrı yazılır.

Cümle bitişinde noktalama yapılır. Boşluk bırakılır, yeni cümleye büyük harfle başlanır.

Dilimiz kadar, edebiyatımıza da özen gösterelim.

Arşiv

Sosyal Medya’da Biz

  • Facebook
  • İnstagram
  • Twitter

Entelektüel Künyemiz!

Online Bilgi İletişim, Sanat ve Medya Hizmetleri, (ICAM | Information, Communication, Art and Media Network) Bilgiağı Yayın Grubu bileşeni YAZAR PORTAL, her gün yenilenen güncel yayınıyla birbirinden değerli köşe yazarlarının özgün makalelerini Türk ve dünya kültür mirasına sunmaktan gurur duyar.

Yazar Portal, günlük, çevrimiçi (interaktif) Köşe Yazarı Gazetesi, basın meslek ilkelerini ve genel yayın etik ilkelerini kabul eder.

Yayın Kurulu

Kent Akademisi Dergisi

Kent Akademisi | Kent Kültürü ve Yönetimi Dergisi
Urban Academy | Journal of Urban Culture and Management

Ayın Kitabı

Yazarımız, Sedayi ALTUN’dan,

“Bir Eğitim Yolcusu” adlı güzel bir eser. Yazarımızın eseri, yine bir yazarımız ve Karadeniz Şairler ve Yazarlar Derneği yönetim kurulu üyemizin sahibi olduğu Ateş Yayınlarından çıkmıştır. Kendilerini kutluyoruz.

Gazetemiz TİGAD Üyesidir

YAZAR PORTAL

JENAS

Journal of Environmental and Natural Search

Yayın Referans Lisansı

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International License.

Bilim & Teknoloji

Eğitim & Kültür

Genel Eğitim

Kişisel Gelişim

Çocuk Gelişimi

Anı & Günce

Spor

Kitap İncelemesi

Film & Sinema Eleştirisi

Gezi Yazısı

Öykü Tefrikaları

Roman Tefrikaları

Röportaj

Medya

Edebiyat & Sanat

Sağlık & Beslenme

Ekonomi & Finans

Siyaset & Politika

Genç Kalemler

Magazin

Şiir

Künye

Köşe Yazarları

Yazar Müracatı

Yazar Girişi

Yazar Olma Dilekçesi

Yayın İlkeleri

Yayın Grubumuz

Misyon

Logo

Reklam Tarifesi

Gizlilik Politikası

İletişim

E-Posta

Üye Ol

BİLGİ, İLETİŞİM, SANAT ve MEDYA HİZMETLERİ YAYIN GRUBU

 INFORMATION, COMMUNICATION, ART and MEDIA PUBLISHING GROUP

© ICAM Publishing

Gazetemiz www.yazarportal.com, (Yazarportal) basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Yazıların tüm hukuksal hakları yazarlarına aittir. Yazarlarımızın izni olmaksızın, yazılar, hiç bir yerde kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta

© 2008 - 2021 Yazar Portal | Türkiye Interaktif Köşe Yazarı Gazetesi

Yeniden Hoşgeldin

Aşağıdan hesabınıza giriş yapın

Şifrenimi unuttun?

Parolanızı alın

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş yap