Alain Delon öldü mü?
Issız acun kaldı mı?
Gaz Lambası öykü’den.
SİLİNDİR YASTIĞIM
Dün okudum bir haber sitesinde, bir zamanlar Fransız sinemasının en yakışıklı aktörü olan Alain Delon ölmüş diye.
Başka bir haberde de ölmediğini ağır hasta olduğu ve hastaneye kaldırıldığı yazıyor, ölmediyse iyi olur inşallah.
Gençlik yıllarım, siyah beyaz televizyon dönemi. Ben de o vakitler tek eğlencemiz olan televizyonda gösterilen filmlerin iyi bir izleyicisiyim.
Adını hatırlamıyorum hangi filmi, Alain Delon bir sahnede evine geliyor ve yatağına sırtüstü uzanıyor. Çift kişilik kocaman bir yatak, ortasında silindir şeklinde bir yastık. Ne var bunda demeyin, yastığı silindir şeklinde ve öyle düzgün ve güzel uzanıyor ki başoyuncu, yatak yastık öyle güzel duruyor ki. İçimden diyorum ki:
– Birgün evlenirsem evim olursa yastıklarım mutlaka silindir şeklinde olacak.
O zamanlar gençlerin evi sadece evlenince olabiliyor çünkü.
Büyüyorum, evleniyorum, anne oluyorum yıllar geçiyor ikinci koltuk takımımızı almak için mobilya mağazasına gidiyoruz, eşim ve oğlumla. Bir oturma grubu beğeniyoruz, a bakıyorum yastıkları silindir şeklinde, tam dört silindir yastık. Takımı alıyoruz, yıllar önce izlediğim filmi hatırlıyor ve gülümsüyorum.
Yastıklara her baktığımda filmin o sahnesini hatırlıyorum hakikaten silindir yastıkta uyumak güzel, hala kullanıyoruz o takımı ve yastıkları oturma odamızda.
Rahmetli annem diz protezi ameliyatı olup ciğerlerine emboli atıp ölmeden önce eve fizyoterapist geliyordu, ameliyat öncesi kaslarını güçlendirmek ameliyata hazırlamak için.
Annem bir gün, seans esnasında dizinin altına koymak için benden yastık istemiş:
– Şu silindir yastığı ver, demişti, bunu duyan fizyoterapist çok şaşırmıştı hayretler içinde:
-Teyze maşallahın var, şimdi lise mezunları bile bilmiyor silindirin ne olduğunu bravo, dedi.
Annem üç yıllık ilkokul mezunuydu ve çok bilgiliydi yaşıtların göre. Bu eğitimi almışlığı da onu hep farklı kılardı. Yaşıtlarından daha bilgili, daha halden anlar, daha affedici, daha çözümcüydü çoğu zaman.
O zaman o okulların öğretmenine eğitmen denirmiş, hep saygıyla anardı eğitmenini.
Şiirler okurdu ezberden, hatta bana şiirlerimi okutur bazı yerleri düzeltirdi:
-Orya o kelime olmamış, şöyle olsun derdi.
Radyodaki okuma saatlerinde dünya klasiklerini dinlerdi. Suç ve Cezayı mesela.
Gelelim benim silindir yastığa. Çoğu elime aldığımda yastıklarımı Alain Delon ve o yatış sahnesi canlanır zihnimde.
Derken günlerden bir gün kuzenlerim geliyor misafirliğe tabi oğulları küçük Bera da. Biz büyükler çayın ve sohbetin dibine vurup geçmişi yadedip dalıp gittiğimizde, Bera oturma odasında oynuyor, hiç sesi çıkmıyor, silindir yastıkları tekerlek yapmış üzerine minder koymuş kırk yılın kamyocusu gibi yük taşıyor, onun da çok hoşuna gitmiş bizim yastıklar. Neyse veda vakti geliyor, misafirler gidecek bizin Bera birer silindir yastığı kıstırmış kollarının altına bağırıyor:
-Ya gitmiyelim ya da en bunları eve götüreceğim. Annesi önce güzellikle diller döküyor:
-Olmaz Bera götüremeyiz, bir dahaki geldiğimizde oynarsın. Çocuk avazı çıktığı kadar bağırıyor, yastıkları anne çekiyor, çoçuk çekiyor, kıyamet kopuyor. Biz hepimiz gülüyoruz.
Kimi :
-Tekli koltuğu da götür, diye takılıyor, ben çocuğa kıyamıyorum çünkü o yaşta ben de bir küçük tahta oturağı getirmiştim eve, babaannemle misafirliğe gittiğimiz akrabamızdan, bebeğime karyola yapmak için, kimse tahta oturağı elimden almamıştı çünkü annemin oyuncak bebeğime diktiği, küçük yastıklar, yorgan ve yataklarla yaptığı o güzel oyuncak takımımın bir tek karyolası eksikti ve bu tahta oturak da oydu işte, bulmuştum nihayet bebeğimin karyolasını. Kimse elimden alamadı o gün o küçük tahta oturğı, eve gelene kadar tuttum sıkı sıkı elimde, muhtemeldir ki annem yanımızda olsaydı aldırmazdı bana ayıp, diye akraba evinden o tahta oturağı bıraktırırdı yerine, babaannem kıyamadı göz yaşlarıma, öyledir nineler daha sevecendirler torunlarına.
Yıllarca oynadım taş bebeğime yatak olarak düzenlediğim o küçük oturakla. Onu hatırladım hızlıca:
-Götürsün Bera yastıkları ne olur? dedim. Ordan diğer kuzenim atıldı:
-Hayır, götürmesin, alışır, her gittiği yerden bir şey götürmek ister, hem sen bir eğitimci olarak nasıl böyle bir şey dersin?
Paylanıp, azarı da yiyince sustum, Bera’nın annesi sonunda bir hamle ile yastıkları çekip aldı çocuğun elinden, ağlayarak inip gittiler merdivenlerden, alsaydı oysa Bera çok sevdiği o yastığı alışmazdı ya hemen.
Ben bir daha bir şey almadım, istemedim hiç bir kimsenin evinden hiç bir yerden, çok aradığım, çok ihtiyacım olan çok beğendiğim tahta oturaktan başka.
İşte böyle bizim silindir yastıkların hikayesi, dün haberi dinleyince üzülmüştüm ünlü ve gerçekten yakışıklı aktörün seksen beş yaşındaki ölümüne. Bu gün de silindir yastıkta İspanyollar gibi siesta mı desem, Araplar gibi kaylule mi desem bir kuplecik öğle uykusunu uyuyup uyuyunca yazdım bu öyküyü.
Güle güle Alain.
İyi ki varsın silindir yastığım beni kaç yıl berilere götürüverdin.
Şükran Uçkaç Yargı
Sazsızozan
22 eylül 2019 Ankara















