Annemi Gelin Yapmışlar
“Gelin ata binmiş, ya nasip demiş…”
Annem Ayşe, babam Halil’le evlendiğinde on dört, babam ise on üç-on dört yaşlarındaymış. Düğünün kesin tarihi bilinmiyor. Aile büyüklerinden aktarılan hatıralar, bizi 1940’lı yıllara götürüyor. O yıllarda İnebeyli, Şereflikoçhisar’a bağlı bir köydü.
Kapı kapı dağıtılan okuntu
Düğünden önce iki kadın, köyün evlerini dolaşarak okuntu dağıtırdı. Okuntunun içinde rengârenk sormuk şekeriyle akide şekeri bulunurdu. Kapıya gelen kadınlar, “Hayırlı uğurlu olsun, ağzınızın tadı bozulmasın,” derlerdi. Böylece düğün haberi evden eve yayılırdı.
Düğün yemeği için köylüler de el birliğiyle hazırlıklara katılırdı. Kimi un, kimi bulgur, kimi de başka yiyecekler getirirdi. Yemekler imeceyle hazırlanır, herkes elinden gelen yardımı yapardı. Bir evde düğün varsa köyün insanı da o düğünün hazırlığında yer alırdı.
Gelin hazırlanıyor
Annemin üç eteğini köyün terzisi Kezban Gelin Bacı dikmişti. Annem gelin olacağı gün üç eteğini giydi; başına al duvağını ve al poşusunu taktı. Gelin atı da özenle süslendi, atın takımları hazırlandı.
Gelin alayının önünde uzun bir sırığın ucunda kırmızı bir bayrak taşınıyordu. Bayrağın en tepesinde bir elma vardı. Başında kırmızı elmalı bayrak, ardında süslenmiş gelin atı, çevresinde düğüne katılanlar… Davul zurna çalmaya başlayınca alay yola çıktı.
Annemin ata bindirilmesine özenle yardım edildi. Al duvağı ve al poşusuyla atın üzerine yerleştirildi. Ardından gelin alayı yola koyuldu.
At sırtında gelin
Annem, Küçük İnebeyli’den Büyük İnebeyli’ye at sırtında götürüldü. İki yerleşimin arası yaklaşık altı yüz metreydi. Davul zurna eşliğinde ilerleyen alayın önünde kırmızı bayrak taşınır, bayrağın ucundaki elma da gelin alayına eşlik ederdi.
Annem, süslenmiş atın üzerinde yeni evine doğru ilerledi. Vardığında attan indirilmesine de özenle yardım edildi. Ardından başına arpa ve buğday serpildi. Bu, bolluk ve bereket dileğiydi. Sonra bir testi kırıldı.
Damat nerede?
Gelin alayı gelmiş, davul zurna çalıyor, herkes düğünün telaşındaymış. Ama damat ortalarda yokmuş. Babam Halil ahıra saklanmış!
Neden saklandığını bilmiyoruz. Aileden anlatılan, babamın gelin geldiğinde ahırda olduğudur. Biz de kardeşler arasında bu olayı konuşur, “Ah babacığım, ahırda saklanacağına çıkıp gelinini karşılasaydın ya!” diye gülümserdik.
Ali dayım, askerlik ve öküz derisi
Annemin babası hayatta değildi. Gelin tarafını ağabeyi Ali dayım temsil ediyordu.
İkinci Dünya Savaşı 1939’da başlamış, Türkiye de aynı yıl seferberlik ilan etmişti. Türkiye savaşa girmese de o yıllarda askerlik uzun sürüyor, aileler evlatlarından yıllarca ayrı kalabiliyordu. Ali dayım da beş yıl askerlik yaptı.
Askerdeyken köye mektuplar gönderirdi. O zamanlar haberleşmek kolay değildi. Mektupların köye ulaşması, cevabın yazılıp geri gönderilmesi aylar sürerdi. Ali dayımdan gelecek haber beklenir, mektupların yolu gözlenirdi.
Ali dayım, beş yıllık askerliği tamamlanmadan bir ara izin alıp köye geldi. O gelişinde, annemin evliliği için başlık olarak istenen öküz derisi kendisine teslim edildi. Deriyi dedem, yani babam Halil’in babası vermişti.
Annemin babası hayatta olmadığı için gelin tarafını Ali dayım temsil ediyordu. Başlık olarak verilen öküz derisi de bu evliliğin bir parçasıydı. Ali dayımın başlık istemeden de bir büyüklük gösterebileceğini düşünüyorum.
Sandık, ibrik ve el leğeni
Annemin gelin olarak götürülen eşyaları bir sandık, bir ibrik ve bir el leğeniydi.
Annem, kayınpederi olan dedem abdest alırken ibrikle su dökerdi. Dedem elini ve ayağını el leğeninin içinde yıkardı. İbrikten dökülen su leğende birikir, bu eşyalar evin günlük hayatında hürmetle kullanılırdı.
Anneannemin bağı
Küçük İnebeyli ile Büyük İnebeyli arasındaki yolun ortalarında, yaklaşık üç yüz metre mesafede anneannemin bağı vardı. Bağda gölgelenmek ve yağmurdan korunmak için yapılmış küçük bir barınak bulunurdu. Buna “tolu” denirdi.
Anneannem bazen birini gönderip, “Ayşe’yi bana çağırın,” derdi. Annem de annesini görmek için bağa giderdi. Anneannem, anneme küçüklüğünden beri “Hanım Ayşem” diye seslenirdi.
Annem evlendikten sonra da annesini görmek için bağına giderdi.
Anneannemin neden kızının evine kendisinin gitmediğini bilmiyorum. Hatıralarda kalan, anneannemin haber gönderip Ayşe’sini çağırması ve annemin de onu görmeye gitmesidir.
Geçmişimize, aile büyüklerimizin hatıralarına ve nazlı nazlı akan Kızılırmak’a bakan köyümüz İnebeyli’ye selam olsun…
Bütün geçmişlerimizin ruhları şad, mekânları cennet olsun.














