Tanrım’la Bir Gün
Tanrım,
Seninle konuşmak istiyorum. Bugün senden bir şey istemek için değil, içimde birikenleri sana anlatmak için geldim.
Çok haksızlığa uğradığımı düşünüyorum. Bazen insanlara, yaşadıklarıma, başıma gelenlere bakıyorum ve “Neden?” diye soruyorum. Bunca yıl elimden geldiğince iyi olmaya, insanlara faydalı olmaya, görevimi yapmaya çalıştım. Ama yine de bazı şeyler geldi beni buldu.
Bazen kendimi çok yalnız hissettim. Bazen hakkım yenmiş gibi hissettim. Bazen kimsenin beni gerçekten görmediğini, yaşadıklarımı anlamadığını düşündüm.
Ama bugün sana bunları anlatırken yalnızca şikâyet etmek istemiyorum.
Bana verdiklerin için teşekkür ederim.
Hayatımda olan güzel insanlar için, bana verdiğin sevgi için, yazabilme yeteneğim için, çocuklara ulaşabilmiş olmak için, yaşadığım güzel günler için teşekkür ederim.
Ve garip gelecek belki ama, bana vermediklerin için de minnettarım.
Çünkü bugün bazı şeylerin yokluğunun da bir anlamı olabileceğini düşünüyorum. Belki o zaman anlayamadığım bazı şeyleri şimdi anlayabiliyorum. Belki gerçekleşmeyen bazı dileklerim beni başka yollara götürdü.
Ben her şeyi bilemem Tanrım.
Senin bildiğini ben bilemem.
O yüzden bugün senden bütün cevapları istemiyorum. Sadece beni duyduğunu bilmek istiyorum.
İçimde kalanları sana söylemek istiyorum. Kırıldığım yerleri, haksızlığa uğradığımı düşündüğüm yerleri, insanlara anlatamadıklarımı, bazen güçlü görünürken içimde taşıdığım yorgunluğu…
Hepsini sana bırakmak istiyorum.
Ama bir şeyi de unutmak istemiyorum:
Bana yapılan haksızlıklar, benim içimdeki iyiliği değiştirmesin.
Ben yine insan kalmak istiyorum. Yine sevmek, yine yazmak, yine çocuklara güzel şeyler bırakmak istiyorum.
Bana verdiklerin için şükrediyorum. Vermediklerin için de minnettarım.
Ve bugün senden tek bir şey istiyorum:
Kalbimdeki ağırlığı biraz hafiflet.
Hakkımı sana emanet ediyorum.
Ben artık her şeyi kendi gücümle çözmeye çalışmak istemiyorum.
Çünkü şuna da inanıyorum:
Çok yaşlanmış bir ağacın hâli, solmaya yüz tutmuş bir çiçeğin hâline benziyor. Kim bilir neler gördü, kimlere gölge oldu, hangi fırtınalara göğüs gerdi. Çürümeye karşı dayandı, dayandı, ama en sonunda o da eğildi.
Yalnız o değil.
Gövdesi oyulmuş, dalları burkulmuş yaşlı zeytin, gümüşi yapraklarının arasından son zeytinini veriyor.
Kıyıdaki kaya, tuzlu dalgaya her gün göğüs geriyor, sonunda ince bir kuma dönüşüyor.
Sıvası dökülmüş eski taş duvar, taşlarının arasında biten otlara rağmen bahçeyi tutmaya devam ediyor.
Kuruyan çeşme yıllarca serin serin aktı, şimdi son damlalarını güçlükle bırakıyor.
Rengi uçmuş, ipleri incelmiş kilim, üzerinde nice ayak izini yine de sıcacık taşıyor.
Sayfaları sararmış, sırtı gevşemiş eski kitap, kendine has kokusuyla içindekini vermekten vazgeçmiyor.
Yüzü çatlamış toprak, yağmuru bekliyor ama bağrında tohumu saklıyor.
Sonbahar yaprağı dalına en son tutunan oluyor, rüzgâra direniyor, sonunda hışırtıyla bırakıyor.
Mumun son alevi titriyor ama ışık vermekten geri durmuyor.
Belki pes etmek yenilmek değildir.
Belki teslim olmak, güvenmenin en sessiz hâlidir.
Ben de bugün o yaprak gibi bırakıyorum.
Sen bilirsin.
Ben söyledim.
Şimdi biraz da susup seni dinlemek istiyorum.
Bahçede bir yaprak kımıldıyor.
Belki cevap budur.















