Bir önceki yazımda Mersin Çamlıbel Balıkçı Barınağı ile ilgili yaşanan sorunları ve atık meselesini gündeme getirmiştim.
Şimdi Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından atık işlemlerinin başlatıldığını öğrendim. Yapıcı ve çözüm odaklı yaklaşımı nedeniyle Sayın Vahap Seçer’e teşekkür ediyoruz. Elbette diğer kurumlarımızın iş birliği ve katkısı da son derece kıymetli. Hassasiyet gösteren, sorunun çözümüne emek veren tüm kurumlarımıza da teşekkür ediyor, emeklerine sağlık diyoruz.
Aslında herkes kendi işine, kendi görevine odaklansa pek çok sorun daha kolay çözülecek.
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Seçer, Mersin halkına yönelik projeler, yatırımlar ve hizmetler ortaya koyuyor; bunları adım adım hayata geçiriyor. Kentin ihtiyacına odaklanmak, sorun gördüğünde çözüm üretmek yerel yönetimin temel görevlerinden biri. Kentin mutluluğu da biraz buradan geçiyor.
Hep deriz ya: Herkes bildiği işi yapsın.
Fırıncıysan ekmeğini üret. Terziysen işini yap. Bir alanda uzmanlığın varsa o alanda değer üret.
Her yere, her konuya müdahil olmanın; bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın kimseye faydası yok.
Siyaset yapacaksan onun da bir ilmi, bir disiplini, bir sorumluluğu olduğunu bilmek gerekiyor. Demokrasi elbette herkesin siyaset yapma ve aday olma hakkını güvence altına alır. Ancak demokrasi ile liyakat birbirinin karşıtı değildir.
Tam tersine, liyakat demokrasinin kalitesini yükselten en önemli unsurlardan biridir.
Bir makam; sadece kılık kıyafetle, kullanılan otomobille, sahip olunan imkânlarla veya iki güzel cümle kurmakla doldurulamaz. O makamın gerektirdiği bilgi, birikim, temsil kabiliyeti ve sorumluluk duygusu gerekir.
Toplum olarak bunları görüyoruz. Şikâyetlerimizi dile getiriyoruz. Fakat çoğu zaman gerektiği yerde, gerektiği kadar mücadele edemiyoruz.
Özellikle kadınlar açısından mesele daha da önemli.
Hâlâ seçimlerde ve karar alma mekanizmalarında kadınların temsili istenilen düzeyde değil. Mücadele eden, emek veren, başarılı kadınlarımız kendi ışıkları ve kendi güçleriyle yola çıkıyor. Fakat kadınlar, yalnızca işlerini iyi yapmak için değil, kadın oldukları için de ekstra mücadele vermek zorunda kalabiliyor.
Bir de kadının kadına verdiği zarar var.Bunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Kadınların birbirinin önünü açması, birbirinin elinden tutması gerekirken zaman zaman tam tersiyle karşılaşıyoruz. Oysa birbirimizi eksiltmek yerine çoğaltabiliriz.
Umarım birleşenlerin, dayanışanların ve birbirinin önünü kesmeyenlerin sayısı daha da artar.
Çünkü toplum da sistem de zaman içinde kimin gerçekten üretmek, kimin ise sadece görünmek istediğini ayıklıyor.
Gelelim ekonomiye…
Borsadaki dalgalanmalar, artan maliyetler, konkordato haberleri, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı vatandaşın gündelik yaşamını doğrudan etkiliyor.
Çocukların okula aç gitmemesi, eğitim masraflarının ailelerin bütçesini zorlamaması gerekirken bugün hâlâ kırtasiye alışverişini yapmakta zorlanan ailelerden söz ediyoruz.
Ev kiraları birçok aile için ciddi bir yük haline gelmiş durumda. Emekli maaşıyla geçinmek giderek zorlaşıyor. Et, birçok sofrada artık lüks haline geliyor. İnsanlar daha uygun fiyatlı ürünleri bulabilmek için sabahın erken saatlerinde kuyruklara giriyor.
Benzin ve ulaşım maliyetleri arttıkça bunun etkisi sadece otomobil kullanan vatandaşa yansımıyor. Nakliye maliyeti artıyor, lojistik maliyeti artıyor, üretimin ve dağıtımın maliyeti artıyor. Sonuçta bu artışlar raf fiyatlarından kiralara kadar hayatın her alanına dokunuyor.
Maaşlar ise aynı hızla artmıyor.
Emekli, geçinebilmek için ikinci bir iş arıyor. Çalışan, ay sonunu getirmeye çalışıyor. Esnaf maliyetlerin altında eziliyor. İş insanı finansmana ulaşmanın yollarını arıyor.
Dost meclislerine giriyorum.Herkesin bir şikâyeti var.
Birinin kirası, diğerinin çocuğunun okul masrafı, bir başkasının kredi borcu, diğerinin iş yerinin giderleri…
Herkes bir şekilde hayat pahalılığını konuşuyor.
Peki biz neyi daha fazla konuşuyoruz?
Seçimleri mi?
Oysa bugün vatandaşın önemli bir bölümünün öncelikli gündemi seçimden önce geçim.
Çünkü seçim günü sandıkta konuşulan tercihin arkasında, günlük hayatın gerçekleri var.
İnsanların mutfağına, evine, çocuğunun eğitimine, ulaşımına, geleceğine dokunmayan hiçbir siyasi söylemin toplumda karşılık bulması kolay değil.
Bugün artık seçimden çok geçimi konuşmamız gerekiyor.
Çünkü vatandaşın sorusu çok basit:
“Ben yarını nasıl getireceğim?”
Ve galiba hepimizin üzerinde biraz düşünmesi gereken asıl soru da bu:
Ne olacak bizim halimiz?















