Yazamamamın görünen nedenlerinden birisi. Ancak irdelenmeli. Çünkü bana bakan yönleri mutlaka vardır. Böyle bir işe girişmemin sebebi nedir? Neden kaçıyorum veya nereye koşuyorum? İşe mi ihtiyacım var yoksa paraya mı? Sonuçta neyi bulmayı umuyorum? Bu ve benzeri pek çok soru var kafamda. Bazılarının net olarak cevabını bilemesem de BEN’den izleri görmek marifet değil.
Paraya herkesin ihtiyacı var desem ne kadar yanılmış olurum? Hatta zenginlerin daha fazla ihtiyacı olduğunu söylesem… Yine de istisnası mutlaka vardır, diyelim. Zaten para çalışmalarımızın bir sonucu gibi görünse de bazılarımızın amacı değildir. Bu nedenle pek çoğumuz paraya olan ihtiyacını ön plana vermeyebilir. Başaracaktır, özgür olacaktır, dünyayı gezecektir, bazı şeyleri daha farklı yapacaktır…
Ben de aynen böyle düşünüyorum. Ancak yeni bir iş kurmanın verdiği sıkıntıyı da iliklerime kadar hissediyorum. Sürekli masraf, getirisinden çok daha fazla. Aslında maddi durumum kötü olmamasına rağmen rahat değilim. Yeni işimin gerekliliği nedeniyle araç, gereç almalıyım. Bu nedenle iş hayatımı rolantiye alma sürecim uzamış gibi görünüyor.
Bir firmada çalışmak mı yoksa kendi işinin sahibi olmak mı? Şu anda ikisinden de vazgeçemiyorum. Umarım geçiş sürecinde yaşadığım hissiyatımdır bu.
İnsanın bir yere ait, bir oluşumun parçası olma ihtiyacı var. Bu ihtiyacını karşılama yollarından birisi de bir firmada çalışmak. Sabahleyin kalkmak zorunda olmak… Biraz düşününce bunu modern kölelik olarak nitelesek de. Hatta hedeflerimizden birisi istediğimiz zaman istediğimiz kadar uyuyabilmek olsa da. Tatil yaparken, işsiz kaldığımızda, emekli olduğumuzda dünyanın dönmek için bizi hiç de umursamadığını anladığımızda… Bir gariplik çökebilir içimize, bazılarımızın.
Kendi işimizin sahibi olmak, esnaflık… Eskilerde kalan kıssalarımızda erdem ile özdeş gelir aklımıza. Şimdilerde biraz değişti sanki. Özlemlerimizi süsler oldu, doğruluk dürüstlük. Erdemli bir insanın esnaflık yapması mı yoksa esnaflık yapanın erdemi öğrenmesi mi söz konusudur? Esnaf olmayan da erdemli olabilir. Ama burada sanki ince bir çizgi var. Erdem hayatın içinde anlamlı. Ve esnaf hayatın tam ortasında rol keser. Rol keser diyorum çünkü, toplumda erdemlilik adına konuşabileceğimiz hadiselerde veya gelişmelerde başrolde esnaflar vardır. Yoksa?
Bu kadar yazıp çizmeme, büyük büyük laflar etmeme karşılık esnaflık yapmaya başladığımda bu derece bocalayacağımı düşünmemiştim. Yoksa esnaflık bir doymuşluk halimi, demeye başladım. Ama olamaz. Çünkü insan doyumsuzdur. İstisnası vardır mutlaka. Kim ne düşünüyorsa gerçeği odur.
Planımı yapmıştım. Üç-beş yıl içinde hayatımı rolantiye alıp dünya seyahati yapabilirdim. Hayallerim vardı. Nereden çıktı bu esnaflık, biliyorum ama bilemiyorum.
Yeni işim… Haftalık çalışma saatim yaklaşık iki katına çıktı. Henüz nelere ihtiyacım olduğunu, neyi, nerede, nasıl yapmam gerektiğini öğreniyorum. Piyasa ediniyorum, tanıyorum, tanınıyorum. Bu nedenle bir süre daha böyle devam etmeliyim.
Eve döndüğümde çok yorulmuş oluyorum. Bedensel yorgunluğum psikolojimi, maneviyatımı etkiliyor. Bu nedenle diyebilirim ki, her ne var ise aradığımız, bulacağımız yer hayatın içi olmalı.
Bu anlamda şunu söyleyebilirim. Peygamberimizin çocuklarının ölümüne ağlaması? O inanmış birisi olarak bu dünyanın bir son olmadığını biliyor ve ağlıyor. Önceleri bunu bize örnek olmak, örnek olma özelliğini korumak amacıyla yaptığını düşünmüştüm. Bizden birisi, bizim gibi davranıyor. Burada tabii ki yapmacıklıktan, sahtecilikten bahsetmiyorum. İnsani yanını serbest bırakma söz konusu olabilir, demiştim. Son yaşadıklarımla bu hadise arasında direkt ilgi kurmam yanlış anlaşılabilir, korkarım. Ancak şunu söylememe itiraz eden çıkmaz sanırım. Duygularımız, düşüncelerimiz, hedeflerimiz, inançlarımız her ne ise hayatın içinde karşılığı olmalı. Aksi halde sözde kalmaya mahkum olabilir.
Hayrolsun…















