KOMŞULARLA BAYRAM
Nine, en yakın komşumuzdu. Nefes darlığı çekiyordu. Özellikle hava kapalı olduğunda, içim daralıyor ve nefes alamıyorum, diyordu.
Bayram gelmiş kime ne diyerek, nefes alma temrinleri yapıyordu. İlaçları hep elindeydi.
Çakır dayı, ağaçtan düşmüş ve kırılmadık kemiği kalmamıştı. Altı aydır hastanedeydi. Oğlu; doktorlar fazlalık yedek kemiklerini takmışlar diye bilgi veriyordu. Babam onlara alışmanın peşinde. Günde on metre yürütülüyor. Gıcırdayan merdiven gibi karın bölgesinden bile kemik sesi geliyordu.
Çırpınsa da yedek kemiklere alışamayacağı ortadaydı.
Kâmil dede, virüsler bizi daha lezzetli buluyor. Bayram onlara yarıyor. Kanımı emmeye çalışan sivri sineğin, amacını doktora sordum.
Doktor, sivrisinek kanına piyasadaki virüsü bulaştırmak istiyor. Böylece virüsün ilan ettiği hastalıkla baş başa kalıyorsun.
Gönül hanım, titizliğiyle nam yapmıştı. Onun titizliği meşhurdu. Eli havada dışarı çıksa ve hemen içeriye girse ellerini sabunla yıkardı. Sabuna karşı hassastı. Bayram seyran bilmez, iki günde bir çimenleri yıkardı. Çimene ayakkabıyla gireni eve almazdı.
Eve hücum edecek virüslerin kaynağı diyordu. Bayramlık komşumuzdu.
Yalı Babaanne, ağzını açmasın, tanınmış asaletli ailenin kızıyım. Yalıda büyüdüm. Yalımız sahildeydi. Komşumuzun oğlu, Yalı babaanneye, Salı’da mı çocukluğun geçti diye sorduğunda, mahallede olay olmuştu. Çünkü orası dağ başı köyü Salı nedir ki? beni oraya uyarlıyorsunuz, diyordu.
Yalı babaanne, salıdan yalıya Nine diyen muzip Ali’yle de konuşmuyordu.
Şehirde gezerim, köşkte büyüdüm, diyordu. Bayram ile arası Ali’yle olduğu gibiydi.
Serap abla, bayramda gözü yoktu. Sormadan konuşuyordu. “Emeklinin maaşı, denizde çakıl,” diyordu. Dokuz gün bayram için evindeki cihazların hepsi şarkı söylüyordu. Evimin şarkılarla eski günler gibi yaşamasını istiyorum, diyordu.
Hesap kitap uçak, özel araba sonunda özel emektar arabaya karar verdik. Yeşilköy sahiline ineceğiz. Oradan Florya tarafına da geçebiliriz.
Kavgamız yazlığın satılmasıdır. Aynısını alma şansına sahip değiliz. Onun için evden sahile bayram tatilindeyiz.
Çakmağın Damadı, apartmanın alt katında kalıyordu. Damat öncelikle, Çakmağın işlerini hallediyor sonra da kendine bakma fırsatını buluyordu. İki ev arasında mekik bile dokuyamıyordu. Çakmağın kurban işlerini halleder ve kendine sıra gelmezdi. Çakmakta onu görürdü.
Mürteza, emekliydi. Bana Mürteza deyin derdi. Emekliliği kabul etmiyordu. Kandırıldığını kabul ediyordu. Hapı susuz yuttum, diyordu. Kendim ettim ve de buldum. Sosyal tesislere çaya gidiyorum. Arkadaşlarla yürüyoruz. Tesisler uzak, yine de kaldırımları eskitiyoruz.
Evim tamtakır, konuşma yeteneğimi kaybettim. Şarkılarla geçen günlerin anısına sahile iniyorum.
Mahalleye bayrama gittim. Emekli Mürteza’ya rastladım. Çaydan geliyorum. Renkli taş topladım, dedi. Çayı nereden buldun, dedim. Hayalimdeki akarsu, dedi.
Mürteza, “bayram gelmiş kime ne,” dedi.
Hasan TANRIVERDİ














