Bazı hayat hikâyeleri, yalnızca bir insanın doğumundan emekliliğine kadar uzanan kişisel bir biyografi değildir. O hayatlar, aynı zamanda bir dönemin Türkiye’sini; devlet kurumlarının işleyişini, eğitimin toplumsal hareketlilikteki rolünü, meslek ahlakını ve kuşaklar arasında aktarılan sorumluluk duygusunu da anlatır.
Pakize Er Sadi, Erdal Sadi ve oğulları Ulaş Can Sadi’nin hayat hikâyelerine bu açıdan bakıldığında, üç farklı kuşağın eğitim ve kamu hizmeti üzerinden şekillenen dikkat çekici bir aile portresi ortaya çıkmaktadır.
Bu hikâyenin ilk dikkat çeken yönü, eğitimin hayatın merkezinde yer almasıdır.
Pakize Er Sadi; Kapızlı Rasim Bozbey İlkokulu, Silifke Atatürk Ortaokulu ve Silifke Lisesi’nin ardından Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nin (AİTİA) Bankacılık ve Sigortacılık bölümünden mezun olur. Onun eğitim hayatı, Türkiye’nin özellikle 1960’lardan itibaren yükseköğrenimi toplumsal ve mesleki yükselmenin temel araçlarından biri olarak gördüğü dönemin izlerini taşır.
1988 yılında Maliye ve Gümrük Bakanlığı’na bağlı Gümrükler Genel Müdürlüğünde göreve başlamasıyla birlikte, eğitim hayatı kamu hizmetine dönüşür. 1993 yılında makam oluruyla vekâleten yürüttüğü şeflik görevine, 1996 yılında yapılan sınavı kazanarak asaleten atanır.
Bu ayrıntı önemlidir.
Çünkü kamu hizmetinde liyakat, yalnızca bir kavram olarak değil, sınav, görev ve sorumluluk üzerinden somutlaşan bir çalışma kültürüdür. Bir görevi vekâleten yürütmek ile o göreve sınav sonucunda atanmak arasındaki fark, aynı zamanda dönemin kamu personel anlayışının da küçük ama anlamlı bir göstergesidir.
Pakize Er Sadi’nin 1988-2009 yılları arasında Bakanlık merkez teşkilatında; 2010-2016 arasında Orta Anadolu Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü bünyesinde; 2017-2018 yıllarında Ankara TIR Gümrük Müdürlüğünde; 2019-2021 döneminde ise Esenboğa Gümrük Müdürlüğünde görev yapması, yaklaşık otuz üç yıla yayılan istikrarlı bir kamu hizmetini ifade eder.
Gümrük teşkilatı, dış ticaretin, kamu gelirlerinin ve ülkenin ekonomik güvenliğinin kesiştiği stratejik alanlardan biridir. Dolayısıyla burada geçen uzun bir meslek hayatı, yalnızca bir memuriyet geçmişi değil; Türkiye’nin ekonomik ve idari dönüşümünün farklı dönemlerine tanıklık etmiş bir çalışma hayatıdır.
Ve nihayet emeklilik…
Aslında kamu görevi açısından emeklilik, hizmetin sonu değildir. Bir devlet kurumunda onlarca yıl boyunca edinilen deneyim, disiplin ve kurumsal hafıza kişinin hayatında varlığını sürdürür.
Aynı aile hikâyesinin diğer önemli ismi Erdal Sadi’dir.
İstanbul doğumlu, Mardin kayıtlı ve Diyarbakır’da büyüyen Erdal Sadi’nin hayatında Türkiye’nin farklı coğrafyalarının izleri bulunmaktadır. Ziya Gökalp Lisesi’nin ardından Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden mezun olması, onun da eğitim yoluyla kamu bürokrasisine uzanan bir meslek çizgisi oluşturduğunu göstermektedir.
1986-1987 yıllarında Tarım Kredi teşkilatında kontrolör olarak görev yapan Sadi, 1988 yılında Kredi ve Yurtlar Kurumunda müfettiş olarak başladığı meslek hayatını başmüfettişliğe kadar taşır.
Yaklaşık otuz bir yıl süren bu görev sürecinde zaman zaman Teftiş Kurulu Başkanlığına da vekâlet eder.
Müfettişlik mesleğinin kendine özgü bir niteliği vardır: Kurumun yalnızca işleyişini değil, aynı zamanda hukuk, mevzuat, mali disiplin ve idari sorumluluk anlayışını da yakından izlemeyi gerektirir.
Bu nedenle bir müfettişin meslek hayatı, çoğu zaman kurumun görünmeyen tarafındaki çalışma düzeninin tarihidir.
Erdal Sadi’nin Kredi ve Yurtlar Kurumundaki uzun hizmet dönemi de Türkiye’nin yükseköğrenim ve gençlik politikalarının dönüşümüne tanıklık eden önemli bir zaman dilimidir. Kurumun yeniden yapılandırılması sonrasında Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde başmüfettiş olarak görevini sürdüren Sadi, 2019 yılında emekliye ayrılır.
Burada da karşımıza aynı kavram çıkar:
Devlete uzun soluklu hizmet.
Fakat bir ailenin hikâyesini anlamlı kılan yalnızca geçmişte yapılan görevler değildir.
Asıl mesele, bir kuşağın biriktirdiği değerlerin sonraki kuşağa nasıl aktarıldığıdır.
Bu noktada karşımıza Ulaş Can Sadi çıkar.
1990 yılında Ankara’da doğan Ulaş Can Sadi; Ankara İlköğretim Okulu, Ankara Atatürk Anadolu Lisesi ve Gazi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun olur.
Böylece ailenin üçüncü kuşağında farklı bir meslek alanı ortaya çıkar.
Bir tarafta gümrük bürokrasisi, diğer tarafta denetim ve kamu yönetimi; üçüncü kuşakta ise mühendislik…
Meslekler değişmektedir, ancak eğitim ve çalışma hayatına verilen önem değişmemektedir.
Bu durum, kuşaklar arasındaki en önemli mirasın bazen belirli bir meslek değil, çalışma kültürü olduğunu gösterir.
Çünkü bir ailenin çocuğuna bırakabileceği en kalıcı miras yalnızca maddi imkânlar değildir. Eğitim anlayışı, görev bilinci, mesleğe saygı, kamu sorumluluğu, disiplin ve emek de kuşaktan kuşağa aktarılabilen değerlerdir.
Ulaş Can Sadi’nin mühendislik eğitimiyle farklı bir meslek yoluna yönelmesi de bu açıdan ayrıca anlamlıdır. Kuşaklar aynı mesleği yapmak zorunda değildir; fakat aynı değerler üzerinde yükselen farklı meslekler, ailelerin toplumsal hafızasını devam ettirebilir.
Bugün Türkiye’de kamu hizmeti üzerine konuşurken çoğu zaman yalnızca makamları, unvanları ve mevzuatı tartışıyoruz.
Oysa kamu hizmetinin gerçek hikâyesi, o kurumlarda yıllarını geçiren insanların hayatlarında saklıdır.
Bir şefin dosyalarının arasında…
Bir müfettişin hazırladığı raporların satırlarında…
Bir mühendislik fakültesinde verilen uzun bir eğitimin ardından alınan diplomada…
Ve bütün bunların arkasında, çocuklarının eğitimine önem veren ailelerin sessiz emeğinde…
Pakize Er Sadi’nin gümrük teşkilatında geçen uzun çalışma hayatı ile Erdal Sadi’nin denetim ve kamu yönetimi alanındaki kariyeri, Türkiye Cumhuriyeti’nin bürokratik geleneğinde önemli bir yeri olan “işini doğru yapma” anlayışının kişisel örnekleridir.
Bu hikâyede dikkat çeken başka bir unsur da Ankara’dır.
Farklı şehirlerden gelen insanların eğitim, memuriyet ve meslek hayatlarında buluştuğu Ankara; Cumhuriyet’in uzun yıllar boyunca yalnızca siyasi başkenti değil, aynı zamanda eğitim ve bürokrasi başkenti olmuştur.
Silifke’den Ankara’ya uzanan bir eğitim yolculuğu…
İstanbul’da başlayıp Mardin’e kayıtlı, Diyarbakır’da büyüyen ve Ankara’da meslek hayatını sürdüren bir başka hayat…
Ve Ankara’da doğup mühendislik eğitimi alan üçüncü kuşak…
Bu üç hayat, Türkiye’nin farklı bölgelerini birbirine bağlayan ortak bir toplumsal hikâyenin küçük bir kesitidir.
Bugün geriye dönüp bakıldığında görünen şudur:
Bir ailenin gerçek hikâyesi, özgeçmişlerde yazan tarihlerden daha fazlasıdır.
1988’de başlayan bir memuriyet, 1996’da kazanılan bir sınav, yıllar içinde değişen görev yerleri, bir müfettişin hazırladığı raporlar, bir başmüfettişin taşıdığı sorumluluk ve genç bir mühendisin aldığı eğitim…
Bunların her biri, Türkiye’nin yakın tarihinin küçük parçalarıdır.
Ve belki de bu hikâyenin en kıymetli tarafı şudur:
Meslekler değişmiş, kurumlar dönüşmüş, görev yerleri farklılaşmış; fakat eğitim, emek, liyakat ve sorumluluk duygusu kuşaklar boyunca korunmuştur.
Bir ülkenin kalkınmasını yalnızca büyük projelerle, ekonomik göstergelerle veya siyasi kararlarla ölçmek eksik kalır.
Asıl kalkınma, işini hakkıyla yapan insanların oluşturduğu görünmez emek birikiminde saklıdır.
Kimi zaman bir gümrük müdürlüğünde, kimi zaman bir teftiş kurulunda, kimi zaman da bir mühendislik fakültesinin sıralarında…
Devletin ve toplumun geleceğini inşa edenler, çoğu zaman tarihin manşetlerine çıkmazlar.
Ama onların emeği, ülkenin günlük hayatını ayakta tutar.
Pakize Er Sadi, Erdal Sadi ve Ulaş Can Sadi’nin hikâyesi de bu nedenle yalnızca bir aile özgeçmişi değildir.
Bu, eğitimle başlayan, emekle şekillenen ve sorumluluk duygusuyla kuşaktan kuşağa aktarılan bir Cumhuriyet hikâyesidir.
Dolayısıyla, buradan kendilerine sevgi dolu selamlarımı iletirken; sağlık, huzur ve mutluluk dolu yıllar dilerim. Rahmetli Erdal Sadi Bey’in mekanı cennet olsun. Nurlar içinde uyusun inşallah.
Mehmet GÖKSELLİ
Yardımcı Editör-Yazar-Denetmen















