Bir sabah uyandık…
İnternet yok!
Ne mesaj gidiyor, ne sosyal medya açılıyor, ne de elimizdeki telefon dünyaya bağlanıyor.
İlk işimiz modeme bakmak olur.
Kapatırız, açarız. Fişini çekeriz, tekrar takarız.
Yetmez, modeme kızarız.
Sanki internet değil de yıllardır aramadığımız bir akrabamız!
Sonra ne olacak?
Mecburen birbirimizin yüzüne bakacağız.
İşte asıl korkutucu olan da bu…
Çünkü galiba uzun zamandır birbirimizin yüzüne bakmayı unuttuk.
Eskiden internet yoktu ama insan vardı.
Akraba vardı.
Komşu vardı.
Mahalle vardı.
En önemlisi, aile vardı.
Bir yakınımız hastalandığında telefonun başına geçip “Geçmiş olsun” mesajı yazmakla yetinmezdik. Kalkar giderdik.
Hastanın elini tutardık.
Ailesinin yanında otururduk. Bazen hiçbir şey söylemeden sadece orada olmak bile yeterdi.
Bir evden ölüm haberi geldiğinde insanlar işini gücünü bırakırdı. O kapıya gidilirdi. Acılı ailenin yanında durulurdu.
Bir tabak yemek götürülür, bir sandalye çekilir, sessizce beklenirdi.
Çünkü eskiden acı, ekrandan seyredilmez; omuz omuza paylaşılırdı.
Komşuluk da vardı.
Komşunun çocuğu açsa senin çocuğun da aç sayılırdı. Bir tencere yemek pişince iki kapıya bölünürdü.
Mahallede kimin hastası var, kimin düğünü var, kimin derdi var bilinirdi.
Şimdi aynı apartmanda yıllardır oturup birbirinin adını bilmeyen insanlar var.
Aynı evde yaşayanlar bile birbirine mesaj atıyor.
“Çay hazır.”
“Tamam.”
İki oda öteden…
Teknoloji dünyayı küçülttü ama bazen evimizin içindeki mesafeyi büyüttü.
Anne konuşuyor, çocuk telefona bakıyor.
Baba bir şey anlatıyor, kardeş kulaklık takmış.
Herkes aynı sofrada ama herkes başka bir dünyada.
Oysa aile, insanın ilk ve son limanıdır.
Anne babanın duası, kardeşin omuzu, akrabanın vefası, komşunun kapısı…
Bunların hiçbirinin yerini hiçbir uygulama dolduramaz.
Çünkü sosyal medya sana binlerce “arkadaş” gösterebilir.
Ama hastalandığında hangisi kapını çalacak?
Bir paylaşımın yüzlerce beğeni alabilir.
Ama zor gününde hangisi yanında oturacak?
İşte hayatın gerçek ölçüsü budur.
İnsan, iyi gününde kaç kişinin kendisini sevdiğiyle değil, kötü gününde kaç kişinin yanında durduğu ile anlaşılır.
Bu yüzden internetin bir gün kesilmesini beklemeyelim.
Telefonu bugün kapatalım.
Annemizin yanına oturalım.
Babamızla bir çay içelim.
Kardeşimizin derdini soralım.
Akrabamızı ziyaret edelim.
Hastası olanın kapısını çalalım.
Komşumuzun hâlini hatırını soralım.
Çünkü bir gün telefonumuzun şarjı bitebilir.
İnternet kesilebilir.
Sosyal medya kapanabilir.
Ama insanın insana ihtiyacı hiç bitmez.
Belki de çağımızın en büyük yalnızlığı, binlerce kişiye bağlı olup bir kişiye bile gerçekten dokunamamaktır.
Eskiden Wi-Fi yoktu.
Ama gönül bağı vardı.
Şimdi bağlantımız güçlü…
Bağımız zayıf.
Ve belki de asıl kesilmesi gereken internet değil;
insanları birbirinden koparan o görünmez mesafedir.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84
















