Yıldızımı Kim Çaldı?
Bugün bir yıldız beni öyle şaşırttı ki.
Gökyüzüne baktım, parlak bir yıldız gördüm; sanki biri göğsüne bir kolye takmış da ışıl ışıl parlıyor. Ömrümde ilk kez bu kadar keskin, bu kadar canlı bir parlaklık gördüm. Gözümü kamaştırdı resmen; öyle parlaktı ki diğer yıldızları görmedim bile, sanki gökyüzünde tek o vardı.
Uzun uzun baktım, gözümü hiç ayırmadan. Bir daha baktım. Sonra bir daha… Sanki gözümü çevirirsem kaybolacakmış gibi. O bakışın içinde nedense bütün hayatım geçti gözümün önünden.
“Bu yıldız kızım mı?” dedim. “Cennetten bana mı bakıyor acaba?” Bir sürü soru geçti aklımdan. O an yıldızın ışığında bütün duygularım birbirine karışmıştı.
Fotoğrafını çekeyim dedim, telefonu almak için içeri girdim. Döndüğümde baktım, yerinde yok.
“Kim çaldı benim yıldızımı gökyüzünden?” dedim. “Kim sildi?”
Sanki bir tahtaya özenerek bir yıldız çizersin, sonra biri gelir onu siler ya; işte öyle bir şeydi. Çok üzüldüm.
“Yıldızım, yıldızım…” diye şaşkın şaşkın gökyüzünde aradım onu. Ayağa kalktım, başımı kaldırdım, baktım. Binanın arkasında yeniden gördüm onu.
Buldum ama yarım metre, belki bir metre kadar aşağı inmişti; azıcık kaymıştı.
“Ne çabuk kaydın sen,” dedim. “Yoksa ben mi yanlış yere baktım? Biraz önce oradaydın, şimdi nasıl buradasın?”
Kutup Yıldızı olmadığını biliyordum; o kuzeyde durur, hiç yer değiştirmez. Ama benimki batıdaydı. Işığı da öyle bir parlaklıktaydı ki, “Bu ne acaba?” dedim.
O an bilim de aklıma gelmedi. Sadece şaşkınlıkla baktım.
Sonra merak edip araştırdım. Meğer o, Temmuz ayının en parlak konuğuymuş: Venüs.
Bu ay yaklaşık -4,12 kadir parlaklığa ulaşıyormuş; yani gökyüzündeki bütün yıldızlardan kat kat daha parlak görünüyor.
Bunu ilk kez öğrendim. Temmuz’un bu kadar özel bir ay olduğunu bilmiyordum.
Güneş’e en yakın ikinci gezegen, yani bizim de komşumuz aslında. Dünya’ya en yakın gezegenlerden biri.
İnsanlar yüzyıllar boyunca onu bir yıldız sandılar. Akşam gökyüzünde göründüğü için ona “Akşam Yıldızı” dediler. Oysa o, uzak bir yıldız değil; kendi yolculuğunu sürdüren bir gezegendi.
Düşündükçe ne kadar enteresan… Koca gökyüzünde ışıl ışıl parlayan o şey, kapı komşumuzmuş meğer.
Belki de bu yüzden bu kadar yakın, bu kadar canlı, bu kadar “bana bakıyor” gibi geldi bana.
Meğer ben tam doğru zamanda bakmışım; tam Venüs’ün akşam gökyüzünde en parlak, en görkemli olduğu günlerdeymişiz.
Ama o gitmemiş, hiç kıpırdamamış bile.
Giden o hiç değildi; dönen Dünya’ydı.
Dünya döndükçe gökyüzündeki her şey, en sabit görünen yıldız bile, bizim gözümüze göre kayıyor, batıyor.
Demek ki asıl dönen, ayaklarımın altındaki topraktı.
Dünya kendi ekseni etrafında saatte yaklaşık 1.670 kilometre hızla dönüyor. Biz ise bu büyük dönüşün içinde, farkına bile varmadan yolculuk ediyoruz.
Küçükken de böyleydik hani… Uçak geçerken el sallardık, bizi duyduklarını sanırdık.
“Selam söyle, selam söyle” derdik; kime söylüyorsak onu da bilmezdik.
O gece yine çocukluğuma döndüm. Bir ışığa bakarken içimdeki hayret yeniden uyandı.
Bazen biri hayatımızdan kayboldu sanırız. Meğer sadece kendi ufkuna çekilmiş. Ne gitmiş, ne silinmiş… Sadece bizim baktığımız açı değişmiş.
Hiçbirimiz sabit değiliz. Venüs Güneş’in etrafındaki yolculuğunu 225 günde tamamlıyor. Dünya ise Güneş’in etrafındaki yolculuğunu 365 günde tamamlıyor. Biz de kendi yörüngelerimizde, kendi hızımızla ilerliyoruz. Bazen birbirimizin ufkundan çıkıyoruz, bazen yeniden görünüyoruz. Sadece kendi yolculuğumuza devam ediyoruz.
Venüs de kendi yolunda ilerleyen bir yolcu. O da dönüyor, o da yol alıyor. Ben de Dünya ile birlikte kendi yolculuğumdayım.
Hiçbir ışık gerçekten kaybolmuyor. Sadece kendi zamanında, kendi yörüngesinde yoluna devam ediyor.
O gece yaptığım şey bilimden de büyükmüş meğer: hayret etmek. Yıllardır tepemde duran bir komşuyu ilk kez gerçekten görmek.
Bir ışığa bakarken aslında kendi hayretimi keşfetmek. Belki de bazı şeyleri bilerek değil, hissederek anlıyoruz. Bence en doğrusu da bu.
Yıldızım yerinde duruyor. O da bir yolcu. Ben de bir yolcuyum.
Sadece Dünya döndü, ben döndüm. Ama gördüm.















