Bazı insanlar vardır; isimleri büyük şehirlerin ışıklı caddelerinde bilinmez, televizyon ekranlarında görünmez, ödül törenlerinde alkışlanmazlar. Hayatları manşetlere taşınmaz, biyografileri kalın kitaplara konu olmaz. Fakat yaşadıkları çevrede bıraktıkları iz, nice makam sahibinin ardında bıraktığından çok daha derindir. Çünkü onlar, hayatı konuşarak değil yaşayarak öğretirler. Onların en büyük sermayesi dürüstlük, en büyük makamı insanlık, en büyük mirası ise yetiştirdikleri evlatlardır.
İşte Mehmet Ali Gökselli ve hayat arkadaşı Ayşe Gökselli, böylesine sessiz fakat güçlü bir hayatın temsilcileridir.
Bugün içinde yaşadığımız çağ, hızın ve tüketimin öne çıktığı bir çağdır. İnsanlar çoğu zaman sahip olduklarıyla değer görürken, karakter ve ahlak ikinci plana itilmektedir. Oysa Anadolu’nun bereketli topraklarında hâlâ insanı insan yapan değerleri yaşatan aileler vardır. Gökselli ailesi de bu değerlerin yaşayan örneklerinden biridir.
Onların hikâyesi yalnızca bir ailenin hikâyesi değildir.
Bu hikâye; emeğin hikâyesidir.
Bu hikâye; alın terinin hikâyesidir.
Bu hikâye; merhametin, sadakatin, fedakârlığın ve insan olmanın hikâyesidir.
Hayat, herkese aynı imkânları sunmaz.
Kimi hazır sofralara oturur, kimi ise o sofrayı kurabilmek için yıllarca toprağı sabırla işler.
Mehmet Ali Gökselli ikinci yolu seçen insanlardan olmuştur.
O, hayatını hiçbir zaman kolay kazancın peşinde geçirmemiştir. Geçimini yıllarca kendi elleriyle işlediği tarlasından sağlamış, helal lokmayı alın teriyle kazanmanın huzurunu yaşamıştır.
Çilek…
Bakla…
Buğday…
Mevsimin bereketini taşıyan daha nice ürün…
Her biri yalnızca bir tarım ürünü değil; sabrın, emeğin ve yılmadan çalışmanın meyvesidir.
Toprak hiçbir zaman acele etmez.
Emek de öyledir.
Bir tohumun filizlenmesi nasıl zaman istiyorsa, karakterin oluşması da yıllar ister.
Mehmet Ali Gökselli’nin hayatı da tam olarak böyle bir sabrın ürünüdür.
Sabah güneş doğmadan başlayan mesaisi, çoğu zaman gün batımına kadar sürmüştür. Yazın kavurucu sıcağında, kışın sert soğuğunda, yağmurda, çamurda toprağından vazgeçmeyen insanlar vardır. Çünkü onlar bilir ki bereket, yalnızca toprağın değil; emeğin de ödülüdür.
Bugün şehir hayatının karmaşasında birçok insan emeğin gerçek değerini unutmaya başladı.
Oysa bir çiftçinin nasırlı elleri, aslında bir ülkenin en sessiz kahramanlık madalyalarıdır.
Mehmet Ali Gökselli’nin hayatındaki en anlamlı ayrıntılardan biri ise doğaya ve canlılara duyduğu derin saygıdır.
Bugün birçok insanın yalnızca bir yük hayvanı olarak gördüğü eşek, onun hayatında yıllarca yol arkadaşı olmuştur.
Karakaçan…
Belki dışarıdan bakıldığında sıradan bir eşek…
Fakat Mehmet Ali Gökselli için sadakatin, dostluğun ve paylaşılmış yılların sessiz tanığı…
Evinden tarlasına çoğu zaman Karakaçan ile gider gelirken aslında yalnızca bir yolculuk yapmıyordu.
O yolculuk, insan ile tabiat arasındaki kadim dostluğun yolculuğuydu.
Hayvan sevgisi, insanın vicdanının aynasıdır.
Mehmet Ali Gökselli hiçbir zaman Karakaçan’ını yalnızca iş gören bir hayvan olarak görmedi.
Onun bakımını aksatmadı.
Yemini eksik etmedi.
Dinlenmesini ihmal etmedi.
Şefkatini hiçbir zaman esirgemedi.
Çünkü merhamet, yalnızca insanlara gösterildiğinde değil, bütün canlılara uzandığında gerçek anlamını bulur.
Bugün çevreye, doğaya ve hayvanlara karşı duyarlılığın konuşulduğu bir dönemde, onun yıllar boyunca sessizce ortaya koyduğu bu davranışlar, aslında örnek alınması gereken bir yaşam kültürüdür.
Ancak güçlü ailelerin arkasında daima güçlü kadınlar vardır.
Mehmet Ali Gökselli’nin hayat arkadaşlığı yaptığı Ayşe Gökselli de tam anlamıyla bu tanımın karşılığıdır.
Bir evi yuva yapan yalnızca duvarlar değildir.
Sevgi…
Sabır…
Fedakârlık…
Anlayış…
Ve bitmeyen emek…
İşte Ayşe Gökselli, bütün bu değerleri yıllar boyunca ailesinin merkezine yerleştirmiştir.
Anadolu kadını denildiğinde akla gelen bütün güzellikleri kişiliğinde taşıyan; merhametiyle gönüllere dokunan, yardımseverliğiyle çevresinde sevilen, anlayışıyla aile bireylerini bir arada tutan, vefasıyla herkesin takdirini kazanan örnek bir annedir.
Bir annenin emeği çoğu zaman görünmez.
Fakat o emek, yıllar sonra çocuklarının karakterinde konuşmaya başlar.
Ayşe Gökselli de çocuklarını yalnızca büyütmemiştir.
Onlara hayatı öğretmiştir.
İnsan olmayı öğretmiştir.
Büyüklerini saymayı…
Küçüklerini sevmeyi…
Paylaşmayı…
Helal kazancı…
Doğruluktan ayrılmamayı…
Zorluklar karşısında dimdik durmayı…
Ve her şeyden önemlisi vicdan sahibi olmayı öğretmiştir.
İşte gerçek eğitim budur.
Okullar bilgi verir.
Aile ise karakter kazandırır.
Bugün Aziz, Osman, Cennet ve Meryem isimli dört evlat, anne ve babalarının yıllarca verdiği emeğin yaşayan eserleridir.
İki erkek ve iki kız evlat…
Her biri farklı bir karaktere sahip olsa da aynı ortak değerde buluşmaktadır.
Saygı…
Sevgi…
Vefa…
Eğitim…
Ahlak…
Aile terbiyesi…
İnsan, çocuklarına bırakacağı en büyük mirasın mal mülk olmadığını anladığında gerçek anlamda zenginleşir.
Gökselli ailesi de servetini banka hesaplarında değil; çocuklarının karakterinde biriktirmiştir.
Bugün onların eğitimli, sevgi dolu, insan ilişkilerinde başarılı ve topluma faydalı bireyler olarak yetişmiş olmaları tesadüf değildir.
Bu sonuç, yıllarca süren sabırlı anne-baba emeğinin doğal sonucudur.
Toplumların geleceği, büyük projelerle değil; sağlam ailelerle kurulur.
Bir ülkenin en güçlü okulu aile kurumudur.
İlk öğretmen annedir.
İlk rehber babadır.
İlk ders ise sevgidir.
Gökselli ailesi tam da bu anlayışın yaşayan örneklerinden biridir.
Çocuklarına yalnızca iyi bir eğitim almalarını söylemekle kalmamışlar; önce kendileri örnek olmuşlardır.
Çünkü çocuklar en çok duyduklarını değil, gördüklerini öğrenir.
Dürüst bir baba…
Fedakâr bir anne…
Sevgi dolu bir aile ortamı…
İşte sağlıklı bir toplumun temel taşları bunlardır.
Hayatta bazı insanlar konuşarak iz bırakır.
Bazıları ise yaşayarak…
Mehmet Ali Gökselli ikinci gruptadır.
O, hiçbir zaman kendisini anlatmaya çalışmamıştır.
Hayatı onun adına konuşmuştur.
Nasırlı elleri…
Alın teri…
Sessiz tebessümü…
Komşusuna gösterdiği vefa…
İhtiyaç sahibine uzattığı yardım eli…
Hayvanlara gösterdiği şefkat…
Ailesine duyduğu bağlılık…
Bütün bunlar onun karakterinin sessiz cümleleridir.
İnsan bazen uzun konuşmalar yapmadan da örnek olabilir.
Mehmet Ali Gökselli’nin yaşamı bunun en güzel kanıtıdır.
Bugün modern dünyanın en büyük yoksulluğu para eksikliği değildir.
Merhamet eksikliğidir.
Vefa eksikliğidir.
Empati eksikliğidir.
İnsan olmanın değerini unutmaktır.
Oysa Gökselli ailesinin yıllar boyunca yaşattığı değerler, tam da bugün yeniden ihtiyaç duyduğumuz değerlerdir.
İnsanları makamlarına göre değil karakterlerine göre değerlendirmek…
Hayvanları Allah’ın sessiz kulları olarak görmek…
Toprağı yalnızca kazanç kapısı değil emanet olarak kabul etmek…
Çocukları yalnızca başarılı bireyler değil, iyi insanlar olarak yetiştirmek…
İşte gerçek medeniyet budur.
Bir ömür sona erdiğinde geriye ne kalır?
Ne kadar para kazandığımız mı?
Kaç dönüm toprağa sahip olduğumuz mu?
Kaç ev yaptığımız mı?
Hayır…
Geriye insanların kalbinde bıraktığımız iz kalır.
Bir yetimin duası…
Bir komşunun teşekkürüdür.
Bir dostun “İyi ki tanımışım.” demesidir.
Çocuklarının gururla taşıdığı soyadıdır.
İşte gerçek miras budur.
Mehmet Ali Gökselli ile Ayşe Gökselli’nin hayatı, bu mirasın en güzel örneklerinden biridir. Onlar; gösterişten uzak yaşamış, emeğiyle geçinmiş, aile bağlarını her şeyin üzerinde tutmuş, çocuklarını sevgi ve ahlakla büyütmüş, insanlara ve tüm canlılara saygıyı ilke edinmiş iki kıymetli Anadolu insanıdır.
Belki hiçbir zaman büyük unvanlar taşımadılar.
Belki isimleri tarih kitaplarına yazılmayacak.
Fakat onların yetiştirdiği evlatlar, yaşattıkları değerler ve ardında bıraktıkları örnek yaşam, en kıymetli eser olarak nesilden nesile anlatılacaktır.
Çünkü bazı insanlar toprağa yalnızca tohum ekmez.
Vicdan eker.
Bazıları yalnızca evlat yetiştirmez.
Karakter yetiştirir.
Bazıları yalnızca bir ömür yaşamaz.
Ardında silinmeyecek bir ahlak mirası bırakır.
İşte Mehmet Ali Gökselli ve Ayşe Gökselli’nin hikâyesi, tam da böyle bir hayatın; alın teriyle yoğrulmuş, sevgiyle büyütülmüş, vefayla güçlenmiş ve insanlık onuruyla taçlanmış bir ömrün hikâyesidir.
Onların yaşamı bizlere bir gerçeği yeniden hatırlatmaktadır:
Bir insanın gerçek büyüklüğü; sahip olduğu servette değil, dokunduğu hayatlarda, yetiştirdiği evlatlarda, gösterdiği merhamette ve geride bıraktığı güzel isimde saklıdır. İşte bu yüzden Mehmet Ali Gökselli ve Ayşe Gökselli, sadece ailelerinin değil, yaşadıkları toplumun da sessiz ama unutulmayacak kahramanlarıdır.
Dolayısıyla, her ikisine de Allah rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun.
Mehmet GÖKSELLİ
Yardımcı Editör-Yazar-Denetmen















