KURYE
“Elçilik postası,” diye, trafikte yer alan “kurye” adıyla bir meslek doğdu. İnternet kanalıyla alınan eşyaları, yerine kısa zamanda ulaştıran kuryeler, yolları iyi kullanmıyorlardı.
Kurye, trafikle ilgili engeli, her durumda aşıyordu. “Zamana karşı yarışıyoruz.” Fakat yaptığımız, “akıllı işi değil,” diyorlardı.
Pandemide, kurye türü taşımacılık hızla çoğaldı. Kuryeliğin neden olduğu sosyal problemde, motorların cazip hale gelmesi kaçınılmaz olmuştu. Kuryeler caddeleri doldurdu.
Yağmurdan belediye durağına sığınmış kurye, ıslanmaktan son anda kurtulmuştu. Geldiğinde kimse yoktu. Şimdi yağmurdan kaçan buraya geldi, dedi. Kurye genç değildi. Bir şey demek istedi ve dudaklarının mırıldanmasıyla kaldı.
Orta yaşlıydı. Saçları gidiyorum diye haber salmıştı. Çehresi solmuş yaprak gibiydi. Gözlerinin çukuru artmıştı. Elleri sertleşmiş inşaatçı gibi olmuştu. Orta boylu ve vücudu tıknazdı.
Zor olmuyor mu? Diye sordum.
Kısa zamanda ulaştırmak, bizi strese sokuyor. Bir yıl daha çalışıp bırakmayı düşünüyorum. Günün sonunu getirmek çok zor. Canımızı yolda bulmuş gibiyiz. Her an yolda izdeyiz. Herkesin gözüne batıyoruz. Olumsuzluklar başımızdan geçiyor. Bir saat dinlenemiyor ve hatta yemek bile yiyemiyoruz.
Gideceğimiz adresi bile bazen bulamıyoruz. Çünkü yanlış adres veriyorlar. Yeni yapılanma adreslerin yanlış bilinmesine neden oluyor. O durumda türkü söylemek kurtarıcı gibi geliyor.
Dalgalarla boğuşan martı gibi, trafikte oynaşıyoruz. Yine de türkümüzü söylüyoruz. Motorun üzerinde maymuna dönüştüğümüz bile oluyor. Kendimiz olmaktan çıkıyoruz. Gün içerisinde ayaklarıma hava bile aldıramıyorum.
Motorda yanmak yaşamaksa işte hayat diyorum. Kaderimiz sabahtan akşama kadar koşturmak, Motoru bırakmak istesem o seni bırakmıyor.
Arkadaş bıraktı. Bir şirkette bekçilik yapmaya başladı. Fakat ikinci gün aradı ve döneceğim, dedi. Nedenini şöyle açıkladı. Yara içerisindesin ama özgürsün. Karışanın yok, türkünü söyle bağır çağır kime ne, dedi.
Kurye yine de zorluklardan bahsetti. Üç yıldır akşam yemeğini çocuklarımla yemedim. Bir gün geziye çıkmadık. Ayrıca bir yerden de haberin olmuyor, dedi.
Okumayı sevdiğim halde, işe başlayalı, bir kitabı dahi açmadım, dedi.
Bir defa evin faturalarını yatırmaya dahi gidemedim. Sinema, tiyatro ve maçla ilgim kalmadı, dedi.
İnsan yazlığa gider, şöyle on gün dinlenir, biz de öyle bir şey olamaz.
Otobüs gelene kadar konuştu ve gitti.
Kuryeler şanssız ve ortada kalmışlardı.
Hasan TANRIVERDİ















