Hurma fidanını, diktiğimiz günü hatırlıyorum. Can suyunu vermiş ve “ürünün bol olsun,” demiştik. Komşumla beraberdik. Elimdeki baston, yaş haddimi acı da olsa ima ediyordu. Eski hurma ağacı senin de yaşın gelmiş, gün sayıyorsun. İlk gün gibi can suyu ikramımı kabullenmeni istiyorum. Dizlerim izin vermiyor ki daha çok su getireyim. Hâlâ ana kuzumuz gibisin.
Dengemi, bastonum yardımıyla sağlıyorum. Yaş gününü kutlamak için buradayım. Hurma ağacı, yaşlı başlı olmanı, dilerim.
Hurma ağacı, sana hâlâ bakmaya kıyamıyorum. Dallarının kırılmasına çok üzüldüm. Acımamışlar kıymışlar o güzelim yeşilliğine. Seni kollayamıyorum, son düzlüğümüzde çok özür diliyorum.
Yıllar benden aldığını, senden de almış, bana bastonu, sana da direği layık görmüş.
Hayat, kaderimizle oynadı. Bir kenara itip bastona zorunlu bıraktı. Adımlarım sendeledi ve denge kuramaz oldum. Sel yatağına dönen, gövdeni ve yere uzanmış dallarını, gördüm garipsedim, ne yazık ki, yalnız yutkunabildim.
Çarpılmış gibi oldum, gözüm seyirdi, adımlarım seyreldi ve kulaklarım duymaz oldu. Yüzüm gülmedi ve heyecan yaşamadım. Beynimde korkular peydah oldu. Seni görmek istedim. Dile kolay, yıllar geçti, hayatın peşinde dilenci olduk. Yine de eğilmedik, dimdik ayakta kalmaya çalıştık. Ta ki beklenmedik, kazaya kadar.
Dinamit patlamayınca, suya girip nedenini anlamak istedi. O anda suyun gümbürdemesiyle, oğlumu baharın tazeliğinde, sevenlerinden ayırdı. Bizi kimsesiz koydu. Acımız dinmek bilmedi. Kalp ağrısı, dirlik ve düzenimiz bozuldu.
Hurma ağacı, ikimizin de gözleri yaşlı, seni de mi kimsesiz koydular. Dallarına kıydılar ve yeşeremedin. Çökmeye yüz tuttun. Sende benim gibi, deli divane olup kırmızı meyvelerini kaybettin. Güzellerin gidince, yüzün asıldı ve kimsesiz kaldın.
İstediğimiz gibi alabildiğine de gezemeyiz. Çünkü dizginleri elimizden kaçırdık ve diz üstü çok süründük. Olaya bastonum ve direğin tanıktır. Dobra konuşuyor ama kendimi idare edemiyorum. Dokundum gövdene, dinç ve güçlü halin yoktu. Bir fırtına seni de devirebilirdi.
Yediğimiz dost kazıklarını bir tarafta tutalım. Dökme meyvelerini kalsın. Beyaz örtü, kaplasın üstlerini eşi be benzeri görülmemiş meyvelerin. Duygusuz kişilerin, saldırdığı dallar, bugüne kadar düşe kalka geldi. Ama neler çekti bilmek gerek.
Ebedi değiliz ama önümüzdeki güzel yılları da görmek isterdik. Seni bağrıma bastım.
Patikayı eğreti adımlıyoruz. Eğreti ve dengesiz. Bağ bahçeden habersiz. Hurma, sana ekmek ağacı dedik. Tadın bizimdi, güzelliğin dillere destan. Meyvenin tatlılığıyla, her safhada gözlerdesin. Yüzümüz sana çevrili ve biz el adamı değildik. Aynı toprakta filizlendik ve serpildik. Meyve verdik tatlı ve sulu.
Gövden elem verici, dalların keder, yaprakların çileli ve tepen acı içerisinde. Elimiz yüreğimizde, yolda izdeyiz. Avuçlarız şakağımızı, düşünceye dalarız.
Hurma ağacı, yıllardır emektarın oldum. Dal ucunda yaprakların altına sığınmış, kırmızı dolgun meyvelerini tatmak istedim.
Sıkıntılı günler yaşıyoruz fakat endişeli değilim. Yalnız görünen o ki, eski toprak olamadık. Çünkü eski dostların tanımlarına uymuyoruz.
Hayatın eşiğine yüz sürdük, ama ileriye dönük olarak aşındıramadık.
Eşsiz hurma ağacımız, bu hale düşüyorsa, hayatın kurallarına dikkat etmeliyiz. Yoksa, beni de ezer geçer. Evini parkını bir daha göremezsin. Sebzeliğin evleğine gitmeye dahi dermanın kalmaz.
Ezberimde tuttum hurma ağacını, yanılmadan gözüm kapalı okudum. Kitabı kapamadım.
Facia geliyorum, dedi. Dayanamadı fırtınaya ve yere uzandı. Yanına vardım, kaldırmak istedim. Aciz kaldım ve fersiz gözlerle bakakaldım.
İçimde depremin uğultusu ve sızım derin. Bir türlü toparlanamadım. Hayal kırıklığı içindeyim. Hurmayla hazin bir ayrılık yaşadım.
Hurma ağacıyla, eğik düzlemde, nokta gibiydik.
Bir nokta…
Yaş günümüz kutlu olsun, nice yıllara.
Hasan TANRIVERDİ















