İnsan bazen en büyük sessizliği, en çok kırıldığı yerde öğreniyor. Çünkü bazı cümleler bağırılarak değil, susularak kuruluyor. Benim suskunluğum da zayıflığımdan değil; kendime, emeğime ve duygularıma duyduğum saygımdan.
Her insanın içinde görünmeyen bir sınır vardır. Kimisi bunu öfkeyle çizer, kimisi mesafeyle. Ben ise kırıldığım yerde geri çekilmeyi seçiyorum. Çünkü sürekli kendini anlatmak zorunda kalmak, insanın önce kalbini sonra onurunu yoruyor. Bir noktadan sonra insan, haklı çıkmak istemiyor; sadece huzurunu korumak istiyor.
Eskiden kalmak için mücadele ederdim. Yanlış anlaşılınca daha çok açıklama yapar, değer görmek için daha çok çabalardım. Oysa zaman bana şunu öğretti: Gerçekten değer veren insanlar, seni anlamak için çaba harcar; kaybetmek için değil. İşte bu yüzden artık bazı kapıları çalmıyorum. Ardımdan konuşulan her söze cevap vermiyor, her kırgınlığı büyütmüyorum. Çünkü insanın kendini her yerde savunması değil, gerektiğinde geri çekilmesi de bir asalettir.
Saygı sadece başkalarına gösterilen bir davranış değildir. İnsan önce kendine saygı duymalıdır. Kendini sürekli üzen ortamlardan uzaklaşmak, değersiz hissettiren insanlara mesafe koymak, bazen en büyük özsaygıdır. Herkesi kazanamazsın; ama kendini kaybetmeden yaşayabilirsin.
Bugün bazı şeylere sessiz kalıyorsam, bu kabullendiğim için değil. İçimde halâ kırgınlıklar, cevap verilmeyen sorular olabilir. Ama artık biliyorum ki her savaş kazanılmaya değmez. Bazı insanlar seni anlamayacak, bazıları da ancak kaybettikten sonra değerini fark edecek. Ve insan, tam da o noktada yürümeyi öğreniyor.
Benim gidişim öfkeden değil. Kırgınlığım nefret değil. Sessizliğim ise boşluk hiç değil. Hepsi biraz kendimi korumaktan, biraz da içimde kalan son inceliği kaybetmemekten.
Kısacası; Bazı mesafeler kırgınlıktan değil, saygımdan.
Sağlıcakla















