İşportacı, “sokakların iş adamıyım,” derdi. Sokakta boş bulduğu yere çantasını açardı. Yalnız dün zor bir gün yaşamış, çünkü, sokak başlarını, zabıtalar tuttuğu için, çantasını açacak yer bulamamış. Talihine küsüp iki çantayla trene koşmuş.
Son çare, dost trenmiş. Treni kaçırmamalıydım. Bugün büyük bir olayın yıldönümü olduğu için, hüzünlü bir atmosfere girdim ve satış yapamadım. Belki çocukça düşünüyorum, böyle olmamalıydı. Fakat bir türlü moralim düzelmedi. Neşem negatif değere düştü. Yüzüm asıldı, insanlardan olumlu elektrik alamadım.
Trene kadar koştum, işportanın bir kuralını, yerine getirmiş oldum. Ondan dolayı mutluyum. Bir başka kuralı da kalabalık yerlerde, gizlenmesini bileceksin. Çantayı açmamışsan, aldığın bu yarayı belirtmeyeceksin. Fakat koşturmayı dikkatli yapmalısın.
Trenden inip sokaklarda çantamı açmam, keyif vericiydi. Bu ara aldığım malların, toptancıdan bayağı indirimli olduğu için satılacağını biliyorum. Uygun alıyor ve uygun satıyorum. Benim, kiram yok vergim yok, yalnız yakalanmam var. Onun için satışlarım çok uygundur. “Herkes giysin ve herkesin gönlü olsun,” görüşündeyim. Fakat kavgam bir defa dahi zaferle taçlanmadı.
Mağazalardan iki kat fiyatına taksitle (vade farkı da biniyor.) alıyorlar. Benden üçte bir fiyatına almıyorlar. Halbuki aynı mal, karşılaştırıyorum, aynı desen gömlek. Bunlar çirkin gerçekler.
Bu gidişle fabrikadan halka satışlar kalmayacaktır. Fakat bu kalite bu fiyat bulamazsınız, diyordu. Yalnız hikâyelerini aldatmak üzerine kuran işportacılar, insanları iyi tanıdıklarını söylerler. Bu arada internet satıcılığı işportacıları kenara çıkarttı. Böylece sokakta ayak üstü satıcılığından silindiler. Silinmelerine biraz da aldatma üzerine kurguları oldu. Trende onlardan alacaksın, yoksa seni zorluyor ve bu durum korku yaratıyordu.
Trende açtıkları çantadan, çıkarttıkları oduncu gömleğinden, ikişer tane almaya başlayınca, bir tane de ben aldım. Gömlekler kapışılıyordu. Gerçek olan ucuzluğuydu. Eve vardığımda, merakımı gidermek için gömleği açtım. Açmaz olaydım. Önünden iki düğme eksik. Kolunun biri kısa. Diğer kolu farklı renkte. Arkası soluk bir halde.
Arkadaşlara oduncu gömleği aldım. Hangi mağazadan aldın, işportacıdan almazsın, o akılsızlığı yapmazsın. Kaça aldın diye peş peşe sordular. Maalesef o akılsızlığı yaptım. Yorgundum dikkatim dağıldı ve ucuz. Gömleğin aksaklıklarını açıkladım, güldüler ve üzüldüler. Çünkü böyle bir hileyi yaptıran, nasıl bir bozuk duyguya sahipsiniz? Dediler.
Gemideyim Kadıköy’e geçiyorum. İşportacı gürlemeye başladı. Gömleklerim diye. Ucuz ve de kaliteli dedi. İnsanların yanına geliyor ve almalarını istiyor. Yanıma geldi. Almaz mısın? Yaz geldi, dedi.
Almayacağımı söyledim. Çünkü yazın da yünlü gömlek giyerim, dedim. Nasıl olur seni yakar, dedi. Beni gömlek yakmaz, beni yakan yakmış, dedim. Başkasına gitti.
İşportacı hiçbir şey satamadı. Öğleden sonraydı. İnsanlar yorgun değildi. Dikkatliydiler benim gibi. Dikkatimi çeken, yanlarında iki üç kişi kendi adamlarıydı. İşi onlar sürüklemeye çalışıyorlardı.
İşportada ve seyyar satıcılık sıkıntıydı. El arabasında, yiyecek de satıyorsun. Temiz değil, düzenli değil, kalite olmadığı gibi yiyecekler bozuk.
Bu tür alışverişlerin kesinlikle yasaklanması gerekir.
Hasan TANRIVERDİ














