Evin korunaklı duvarları içinde, kapısı kapalı çocuk odalarında sessiz bir fırtına kopuyor. Anne mutfakta, baba salonda; çocuk ise birkaç metrekarelik odasında, elinde bir ekranla denetimsiz bir evrende kayboluyor.
Biz onları “güvende” sanırken, aslında dijital dünyanın insafına bırakıyoruz.
Onları, hemen yanı başımızdaki odada karantinada, dijital öksüz ve yetimlere benzetiyorum.
Bir zamanlar çocuğun karakterini mahalle, okul ve en çok da aile şekillendirirdi. Bugün bu rolü algoritmalar üstlenmiş durumda. Ekranda akan şiddet, duyarsızlık ve empati yoksunu karakterler, çocukların yeni rol modellerine dönüşüyor. Odasında yalnız sandığımız çocuk, aslında yabancıların, şiddetin ve kaosun içinde. Bizim kuramadığımız bağı soğuk ekranlardan bekliyor.
Şiddet içerikli oyunların etkisini anlamak için yalnızca ekrana değil, beynin işleyişine bakmak gerekir. Bu oyunlar çocuğu sürekli “savaş ya da kaç” modunda tutar.
Her kazanım, beynin ödül sistemini harekete geçirir ve dopamin salgısını artırır. Bu haz, tekrar ihtiyacını doğurur.
Sürekli tehdit hissi ise adrenalin salgısını yükseltir; kalp hızlanır, beden gerilir ve çocuk gerçeklikten uzaklaşır.
Bilimsel bulgular, bu aşırı uyarılmanın karar verme ve empati merkezi olan prefrontal korteksi baskıladığını gösteriyor. Zamanla beyin duyarsızlaşır; duygusal soğukluk ve başkalarının acısına karşı ilgisizlik gelişir.
Okullarda gördüğümüz zorbalıklar, hatta trajik olaylar, çoğu zaman bu duygusal körelmenin dışa vurumudur. Ekranda defalarca “öldürmeye” alışan bir zihin, gerçek ile sanal arasındaki sınırı yitirebilir.
Sonuç:
Urfa’ da…Maraş’ta olduğu gibi nice hayatlar prizden çekiliyor.
Çocukları sadece doyurmak ve giydirmek yetmez. Ruhlarını ihmal ettiğimizde karşımıza öfkeli, yabancılaşmış bireyler çıkar.
Bugün o odaların kapısını sevgiyle açmazsak, yarın o kapılar adliyelere ya da hastanelere açılabilir.
Dijital öksüzlüğün ilacı; ekranın sahte ışığı değil, bir annenin bakışı, bir babanın rehberliği ve gerçek hayatın sıcaklığıdır.
Çocuk yetiştirme sorumluluğunu üstlenmek istemeyen ebeveyn dün cami avlusuna bırakırdı; bugün dijital dünyaya bırakıyor.
Korkarım bu gidişle gelecek nesil, dijital yetim ve öksüzlerden oluşacak.
Umarım son olur.
Emine Pişiren / Akçay
@herkes















