Bazı insanlar vardır; bir köyün haritasında isimleri yazmaz ama o köyün ruhuna kazınırlar. Avşar denince hatıraların içinden süzülüp gelen ilk isimlerden biri de Hüseyin Şahin’dir. Sadece bir insan değil, bir duruş, bir ahlak, bir kök gibidir.
Hüseyin ŞAHİN… Toprağa emek vermiş, alın teriyle geçimini sağlamış, ama en büyük yatırımını insan yetiştirmeye yapmış bir çınar. Çocuklarını sadece büyütmemiş; onlara edebi, saygıyı, insan olmanın ağırlığını öğretmiş. Bugün “köklü bir sülale” denildiğinde akla gelen o sağlamlığın temelinde onun emeği, onun karakteri vardır. Avşar’ın ilk temel taşlarından biri olarak anılması boşuna değildir. Çünkü bazı insanlar sadece yaşadıkları döneme değil, kendilerinden sonrasına da yön verir. Hüseyin ŞAHİN işte tam olarak böyle bir isimdir.
Ve onun yanında, hayatı aynı yürekle paylaşan bir başka kıymetli isim: Emine ŞAHİN… Köyde “Göcel Emine” olarak bilinen, yüreği herkese açık, kapısı hiç kapanmayan bir Anadolu kadını.
Çocukları: Fikriye, Muzaffer, Mehmet, Ayşe, Hasan, Ahmet, Zeynep, Hüseyin.
Emine teyze, sadece bir eş, bir anne değildi. O, köyün vicdanıydı. Fakirin, garibin, yolda kalmışın sığınağıydı. Bir Yörük kadınının taşıdığı o güçlü ama merhametli ruhu, hayatının her anına yansıtmıştı. Dayanışmayı bilen, paylaşmayı hayatın merkezine koyan, insanları bir arada tutan görünmez bağlardan biriydi.
Köyün çocukları için ise bambaşka bir anlamı vardı. Bir avuç boyalı şeker, bir portakal… Belki küçük bir ikram gibi görünür ama aslında bir çocuğun kalbinde unutulmayacak bir sevgiye dönüşürdü. Sabahın “günaydın”ına verilen o sıcak karşılık, çocukların dünyasında büyük bir yer tutardı.
Hüseyin amca ile Emine teyzenin ortak yönlerinden biri de buydu:
Kimseyi selamsız geçmezlerdi. Çünkü onlar için insan, görülmesi gereken bir varlıktı. Bir selamın bile kıymetini bilen, o selamla gönül alan insanlardı.
Ve Emine teyzenin o hüzünlü ama bir o kadar anlamlı yönü…
Cenaze evlerinde yaktığı ağıtlar.
O ağıtlar sadece bir vedanın sesi değildi; bir hayatın, bir hatıranın, bir insanın değerinin dile gelişiydi. Her kelimesinde acıyı paylaşmak, yalnızlığı azaltmak vardı. O yüzden onun sesi, köyün hafızasında silinmeyecek bir iz bıraktı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, Hüseyin ŞAHİN ve Emine ŞAHİN sadece bir ailenin büyükleri değil; bir köyün karakterini şekillendiren iki önemli şahsiyet olarak karşımızda duruyor. Onlar, Avşar’ın mayasında olan iyiliğin, merhametin ve dayanışmanın en somut hâliydiler.
Belki bugün o kapı artık eskisi gibi açılmıyor, o eller şeker uzatmıyor, o ses ağıt yakmıyor…
Ama bıraktıkları izler hâlâ yaşıyor.
Bir çocuğun hatırasında,
Bir selamın sıcaklığında,
Bir iyiliğin devamında…
Onları rahmetle, minnetle anmak; sadece bir vefa değil, aynı zamanda bir sorumluluktur. Çünkü böyle insanların hatırası yaşadıkça, o köyün ruhu da yaşamaya devam eder.
Avşar’ın gerçek zenginliği işte tam da budur:
Toprağında yetişen bu güzel insanlar. Dolayısıyla, siz değerli okurlarımıza sevgi dolu selamlarımızı iletirken; sağlık, huzur ve mutluluk dolu yıllar dilerim.
Mehmet GÖKSELLİ
Yardımcı Editör-Yazar-Denetmen















