ÇOCUKLAR ÖLMESİN EVET AMA ÖLDÜRMESİN DE
Her şiddet olayında, her olumsuzlukta her saygısızlıkta , seni yetiştiren öğretmeninin diye başlayan sinkaflı cümlelerin normalleşmesiyle çıktık yoldan.
Toplumda babayı itibarsızlaştırarak okul müdürünü karikatürize ederek başlayan toplumsal mühendislik çalışmaları kadını ise metaya çevirerek aileden , çocuklarından uzaklaştırıp kapitalizmin ve modanın oyuncağına dönüştürerek yeni bir ivme kazandı.
Toplumun sinir uçları ile oynamak isteyenler toplumun uç beylerini ,öğretim liderlerini ,eğitimcileri ,öğretmenlerini itibar suikasti yaparak sindirdiler.
Yön çizen , ayar veren liderler sindirilince ayarını bozduğun kantar gün gelir seni tartar, veciz sözü gerçek oldu.
Bu kez milleti millet yapan aile kavramı saldırıya uğramaya başladı. Anaerkil ,ataerkil aileden önce çıt çıt çekirdek aileye geçtik. Sonra da çocukerkil ailelere evrilen garabeti yaşamaya başladık.
Baba kendi ekranı, dijital platformu ve spor ekranına, anne kendi dijital dünyası ve filtrelerle dolu instagramına , çocuk ise tiktoktan telegramına şiddet komutlarını aldığı oyunları irle başbaşa kaldığı karanlık odasına çekildi.
Sosyal medyada süslü cümleler ve makyajlı yalan tebessümlü aile fotoları artık büyük patlamayı saklayamıyor.
Özellikle anneler vicdan yaparak , aile eksikliğini çocuğu kutsayarak gidermeye başladı.
Bu telafi programı
benim çocuğum benim çocuğum cümleleri ile başlayan paragrafları kutsama metinlerine dönüştürdü.
En iyi benim çocuğum
En güzel benim çocuğum
En özel benim çocuğum ifadeleri
Benim çocuğum birey olacak
Özgür olacak
Benim çocuğum
Yanlış yapmaz
Özgüvenli çocuk yetiştireceğim söylemleri benim çocuğum asla
yalan söylemez idollemesine dönüştü .
Ve biz çocuk putlarına tapınan bir ebeveyn topluluğuna dönüştük.
“Beşerin böyle dalaletleri var , putunu kendi yapar kendi tapar” metaforu gerçek oldu.
Son menfur ve bizleri dehşete düşüren olaylarda suçlu kim derseniz gelin beraber bakalım.
Bir çocuğun eline, kitap yerine silah değiyorsa, orada ilk sorgulanması gereken yer evidir.
Anne ve baba, sadece çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını karşılayan birer bakıcı değil; onun ruhuna merhamet ve adalet tohumları eken ilk bahçıvanlardır.
Evde şiddeti soluyan, sevgi yerine öfkeyle beslenen veya sınırsız bir sorumsuzlukla büyütülen her çocuk, ne yazık ki topluma doğrultulmuş, pimi çekilmiş bir el bombasına dönüşüyor.
Maraş’taki olayda; Baba emekli polis, anne öğretmen, çocuk ise bir cani olmuşsa burada irdelenmesi gereken çok çok şey var.
Mimarı öldüren enkaz altında kalır, adalet terazisini kıran o adalet terazisine muhtaç olur.
Öğretmen değersizleşirse eğitim olmaz.
Şiddeti meşrulaştıran diziler, sosyal medyadaki “güçlü olan kazanır” zorbalığı ve sokaktaki derin duyarsızlık, o tetikçi çocuğun parmağını güçlendiren gizli suç ortaklarıdır.
Bizi biz yapan yegâne değer maneviyatımızdı.
Ancak biz, çocuklarımızı “Survivor” kültürüyle, acımasız bir rekabetin içine hapsettik.
“Kazan, çöz, bil; gerisi önemli değil” anlayışıyla, evlatlarımızı sadece tıp ve mühendislik fakültesi gibi sayısal bölümlere odakladık.
İyi bölüm kazandıran ebeveyni “en iyi aile” ilan ederken; ahlakı, sevgiyi, merhameti ve kardeşliği ne yazık ki rafa kaldırdık.
Milyonlarca öğrenciyi ilgi yetenek ve karakterine bakmaksızın ilk bin kişi arasına sokabilmek için sevgiden ahlaktan ve merhametten mahrum bıraktık.
Zaten ülke olarak; kabukları sağlam ve mükemmel görünen, içi çürük ve kurtlu bir ağaca dönmüştük maalesef.
Şimdi çocuklarımız özgüvenli olsun diye başkalarının çocuklarına hayatı zindan eden birer suçlu ordusu kurduk elbirliğiyle…
Unutulmamalıdır ki; amelsiz ilim, sahibini zehirler.
Tecrübe teoriyi terbiye eder.
Maneviyatı olmayan bilgiyle donatılan insanın, kadim öğretideki tabiriyle “kitap yüklü eşekten ” farkı kalmaz.
Bugün geldiğimiz noktada acı gerçek şudur:
Merkezi sınavlarda başarı grafiğimiz yükselmiş olabilir, ancak asıl olan ahlâk sınavından geçemedik.
Zekâyı bilgiyle doldururken, kalbi merhametle doyurmayı unuttuğumuz gün kaybettik.
Şimdi bu enkazdan kalkmanın tek yolu, eğitimi diplomadan ibaret görmeyi bırakıp, yeniden “insan” yetiştirmeye dönmektir.
O zaman alime ilmîne saygı duyulmalı, öğretmenin kalem tutan eli , kelam eden dili güçlendirilmelidr.
Merhamet kurtaracak bizi.
Vicdan eğitimi kurtaracak.
Nezaket, letafet , adabı muaşeret, sevgiye boğdurulmamış saygı kurtaracak bizi.
Bilgiyle donanmış bir zihin değil, ahlakla mühürlenmiş bir vicdan kurtaracaktır bizi ,vesselam.
Geç kalmış değiliz.
İyi ailelerin güzel yüzlü katil çocuklarının sayısı artmadan yeni bir seferberliğe ve yeni liderlere ihtiyacımız var o kadar.
Ve devletin okullarını, öğretmenini ve eğitim yöneticilerini koruması güçlendirmesi gerekir.
Öğretmenler ölerek değil yaşayarak , yaşatarak yeni nesilleri eğiterek idol olmalı, model olmalı, örnek olmalıdır.
Artık soğuk Ankara’nın soğuk bürokratlarının aldıkları sahadan ve gerçeklikten uzaktan kararlarla sıcacık yürekli öğretmenlerini küstürmemeleri gerekiyor. Okul müdürünü ve öğretmenini güçlendirin , tabii ki denetleyin tabii ki rehberlik yapın ama sonra kenara çekilin ve izleyin bakın neler oluyor?
Erhan Ziya SANCAR
Eğitimci Yazar















