Türkiye’nin sabrını zorlayan hamleler, Orta Doğu’da yeni ve tehlikeli bir kırılmanın kapısını aralıyor.
Türkiye sıradan bir ülke değildir.
Ne askeri gücü sıradandır, ne tarihi, ne de kriz anlarında gösterdiği refleks.
Bugün gelinen noktada İsrail’in Türkiye’ye karşı izlediği kışkırtıcı dil ve sahadaki hamleleri, iki ülke arasındaki basit bir gerilim olarak görülemez. Bu tablo; NATO’nun dengelerini sarsan, ABD’nin bölge politikalarını tartışmaya açan ve Orta Doğu’nun zaten kırılgan olan yapısını daha da gerilim hattına sürükleyen bir sürecin adıdır.
Ortada açık bir gerçek vardır:
Bir tarafta NATO’nun en güçlü ordularından birine sahip Türkiye,
diğer tarafta ABD’nin koşulsuz desteğini arkasına alan İsrail.
Ama bu denge, kağıt üzerinde durduğu kadar sağlam değildir.
Açık konuşalım:
Türkiye, sadece bir NATO ülkesi değildir.
Türkiye, sahada gücü olan, gerektiğinde oyunu değiştiren bir devlettir.
Caydırıcılığı tartışma konusu bile yapılamayacak bir askeri kapasiteye sahiptir.
Buna rağmen İsrail’in, bu gerçeği görmezden gelerek sınırları zorlayan bir tutum içine girmesi; stratejik değil, riskli bir tercihtir.
Çünkü Türkiye, alışılmış bir denklem değildir.
ABD’nin İran sürecinde yaşadığı itibar kaybı ortadadır.
“Demir Kubbe” gibi sistemlerin dahi aşılabildiği bir ortamda, mutlak güvenlik algısının ne kadar kırılgan olduğu herkesin gözleri önündedir.
Ve işte tam burada fark ortaya çıkar:
İsrail’in bugüne kadar karşı karşıya geldiği yapılar ile Türkiye aynı değildir.
Türkiye; düzenli ordusu, gelişen savunma sanayisi, savaş tecrübesi ve en önemlisi kriz anında tek yürek olabilen bir millet yapısıyla bambaşka bir güçtür.
Bu ülkenin tarihinde defalarca görülmüştür:
Söz konusu vatan olduğunda siyaset susar, millet konuşur.
Ayrışmalar biter, birlik başlar.
Türkiye’de kriz anı, geri adımın değil; kenetlenmenin adıdır.
Bu yüzden herkes hesabını buna göre yapmalıdır.
Türkiye sadece güçlü bir ordu değildir;
aynı zamanda sahaya indiğinde dengeleri değiştiren, masada oyunu yeniden kuran bir devlettir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “bir gece ansızın gelebiliriz” sözü bir söylem değil; bir irade beyanıdır.
Ve bu irade, test edilmesi gereken değil; ciddiye alınması gereken bir kararlılıktır.
Ancak burada altı çizilmesi gereken kritik bir nokta vardır:
Mesele düşmanlık üretmek değildir.
Asıl mesele; bölgesel ve küresel aktörlerin birbirini çatışmaya sürüklemek yerine dengeyi koruyabilmesidir. Türkiye, ABD ve İsrail arasında kurulması gereken şey; kalıcı bir gerilim hattı değil, akılcı ve kontrollü bir güç dengesidir.
Çünkü bugün yaşanan birçok kriz, sahadaki gerçeklerden çok; masa başında kurgulanan algılarla büyütülmektedir. Amaç bellidir: Güçlü aktörleri karşı karşıya getirerek bölgesel istikrarı zayıflatmak.
Oysa güçlü devletler enerjilerini birbirini yıpratmaya değil, güç üretmeye harcar.
Bakın dünyaya:
Çin, Kore ve Japonya…
Rekabet ediyorlar ama savaşarak değil, üreterek.
Çatışarak değil, güçlenerek.
Bizim de meselemiz bu olmalıdır.
Enerjimizi gerilimlere değil, güce çevirmek zorundayız.
Asıl mesele düşman üretmek değil, güç üretmektir.
Asıl mesele kavga etmek değil, kavga ihtiyacını ortadan kaldıracak seviyeye ulaşmaktır.
Gerçek güç; savaşmak değil, savaşı gereksiz hale getirecek kadar güçlü olmaktır.
ABD’ye de burada açık bir sorumluluk düşmektedir.
Eğer Washington, NATO’nun en kritik aktörlerinden biri olan Türkiye’yi görmezden gelmeye devam eder ve bölgedeki politikalarını tek taraflı yürütürse; bu sadece Türkiye ile ilişkileri değil, NATO’nun iç bütünlüğünü de ciddi şekilde sarsar.
ABD artık net olmak zorundadır.
Bölgedeki müttefiklerine sınır koymalı, İsrail’e açık bir mesaj vermelidir.
Çünkü Türkiye ile gereksiz bir gerilim, kontrol edilebilir bir kriz olmaktan çıkar.
Ve o noktadan sonra ortaya çıkacak tabloyu kimse yönetemez.
Öyle bir eşik aşılır ki,
hiç kimse kimseyi kurtaramaz.
Son söz nettir:
Türkiye’ye rağmen denklem kurulamaz.
Türkiye’yi karşısına alan hiçbir strateji uzun ömürlü olmaz.
Ama Türkiye ile birlikte kurulan her denklem, daha güçlüdür.
Daha kalıcıdır.
Daha kazançlıdır.
Ve en önemlisi:
Akılla yürünürse bu yol açıktır.
Ama inatla, gerilimle ve kör kutuplaşmayla yürünürse…
Bu yol çıkmaz sokaktır.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84
















