Hayat, yeni doğan bir günle başlar. Yeni günün ilk ışıklarıyla nefes alır. Derin bir uykudan uyanmışcasına gözlerini açan insan, düşününce önünde çok uzun bir zaman dilimi olan, salisesiyle, saniyesiyle, dakikasıyla 24 saat vardır. Bu önümüzde olan değer versekte, vermesekte bizi içine alan, peşinden sürükleyen, kıymet verilmesi gereken zamandır.
İnsan hayata nasıl bakarsa, öyle görür, öyle yaşamaya çalışır. Eğer önünde ki, bir günlük zaman dilimi, onun için önem sarfediyorsa, değerlendirmesini bilir ve her dakikasını ziyan etmeden geçirmeye çalışır. Yok eğer, her günü bir diğer günden farksız olduğunu düşünen, hiçbir şey yapmadan, şaşkın, pasif bir şekilde akan zamanın farkında olmadan günün batışını son anda fark eder. Ve bir başka gün için, yeniden derin bir uykuya dalar. Bu hal, insanı yaşayan bir ölüden farksız kılmıyor. Yaşamı anlamsız kılmaktan, zamanı öldürmekten başka hiçbir şey yapmayan kişiye, insan demek zor ve kendini Allah’a kul sanan ise yanılıyordur bence…
Zaman su gibi akıp geçiyor. Zamanın bize bıraktığı bir geçmiş, sunduğu bir an ve vadettiği bir gelecek vardır. Eğrisiyle, doğrusuyla biz onu yaşıyoruz. Eğer bizim için geçmiş, var olan an ve gelecek olan zamana kıymet vermiyorsak o zaten bize dönüpte bakmaz. Bazen geçmişe bakarak bize güler, bazen de yaşayacaklarımız için bize acır. Çünkü zaman her şeyin farkındadır. O’nun bir hedefi vardır. Ve o, hedefe varmak için hiç durmadan yolunu şaşırmadan yürür. Onun için önemli olan sadece kıymetinin bilinmesidir. Ki bu da, Ademoğlu için bir kurtuluştur.
Zamanın ne kadar değerli olduğunu akıp gidince bir daha dönmeyeceğini, yaşanmayacağını bilen insanlar vardır elbet. Bu insanlardan bir kısmı dünya için çalışırlar. Mal üstüne mal yığarlar, büyük olmak, her şeye sahip olmak isterler. Çok büyük bir azim vardır onlarda ve bu azim dünya da onları en yükseğe çıkarır. Ne yazık ki, sahip oldukları her şeyin kendilerine ait olduklarını düşünürler. Evet, alın teri dökmüşlerdir, yorulmuşlardır; hedeflerine ulaşmak için yemeden içmeden de olmuşlardır ama ne olursa olsun, bu dünyadaki, hiçbir maddeye, varlığa “bu benimdir” deme hakları yoktur. Önemli olan zamanını sadece bu dünya için harcamak, bu dünya için bedenini, ruhunu yorgun düşürmek değildir. Önemli olan, Allah için yaşamaktır. O’nun için yaşatmak, O’nun için vermektir. O’nun salih ve saliha kullarından olmak için, kendinden vazgeçip, durmadan çabalamaktır. İşte budur bize zamanın değerinin farkına vardır an.























