Sayın Devlet Bahçeli’nin her hafta gerçekleştirdiği grup toplantılarını, televizyonun sesini açarak dikkatle dinlerim.
Yalnız yaşayan biriyim. Teras kattaki dairemde bu konuşmaları takip ederken zaman zaman ayağa kalkar, önemli vurgularını alkışlarım. Elbette komşularımı rahatsız etmemeye özen gösteririm. Çünkü devlet ciddiyeti, önce insanın kendi hayatındaki saygıyla başlar.
Benim için mesele nettir:
Devlet varsa vatan vardır.
Vatan varsa aile vardır.
Aile varsa mahalle vardır.
Devlet zayıflarsa geriye sadece karmaşa kalır. Bu yüzden yapılan her konuşmayı bir parti hitabı olarak değil, bir devlet meselesi olarak dinlerim.
Ne zaman ki “Terörsüz Türkiye” der, işte orada alkışlarım.
Ne zaman ki “Ülkemizde Türk neyse Kürt de odur” diyerek kardeşliği hatırlatır, orada alkışlarım.
Ne zaman ki millî ve manevî değerlerin korunmasını savunur, genç nesillere ahlak ve sorumluluk bilinci kazandırılmasını ister, işte orada alkışlarım.
Ne zaman ki bölgesel tehditlere karşı güçlü devlet iradesini vurgular, orada alkışlarım.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan ayı etkinliklerine sahip çıkmasını desteklerim.
Çünkü eğitim sadece bilgi değil, aynı zamanda bir değer meselesidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin millî konularda inisiyatif almasını savunduğunda da desteğimi açıkça ifade ederim; çünkü ortak akıl, devletin gücüdür.
Ben kimden yanayım?
Ben milletten yanayım.
Ben devletten yanayım.
Kim bu milletin birliğini, bu devletin dirliğini savunuyorsa ben onun yanındayım.
Burada yazdıklarım bir slogan değil, bir bilinçtir. Devlet meselelerini yazıyorum; çünkü mesele, memleket meselesidir.
Bahçeli’nin siyasi ahlakı; savrulmayan bir çizgi, geri adım atmayan bir irade ve devlet hassasiyetini her şeyin üstünde tutan bir anlayıştır. Onun duruşunda kişisel hesap değil, millî menfaat vardır.
Son olarak şunu da görmek gerekir: Bölgemiz sıradan bir dönemden geçmiyor. Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında tırmanabilecek bir gerilim, sadece iki ülkeyi değil, bütün Ortadoğu’yu ateş çemberine sürükleyebilir.
Nitekim Bahçeli bu tehlikeye dikkat çekerken şu uyarıyı yapmıştır:
“ABD’nin İran’a saldırması coğrafyaların ayarını bozacak, yaygın bir savaş döneminin kapısını kıra kıra açacaktır.”
Bu sözler hamasî bir heyecanın değil; jeopolitiği okuyan, bölgesel dengeleri hesaplayan bir devlet aklının ifadesidir.
Ortadoğu’da atılacak her yanlış adımın bedeli ağır olur ve bu bedeli yalnızca bölge ülkeleri değil, tüm dünya öder.
Şehadetinin yıl dönümünde, Milliyetçi Hareket Partisi saflarında mücadele vermiş dava insanı İşçi Ahmet Paksoy’u rahmet, minnet ve dualarla anıyorum.
Ben bu yazıyı bir siyasi taraftarlıkla değil, bir devlet hassasiyetiyle kaleme alıyorum. Çünkü mesele günlük polemik değil; memleket meselesidir.
Tarafım bellidir:
Devletin yanında, milletin safında, Türkiye’nin istikametindeyim.
Kalemim de sözüm de bu çizgidedir.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
E-posta: yazarismailyaman@gmail.com























