Topraktan Yükselen Güç: Türkiye’nin Tarım Hamlesi
Bu millet, küllerinden doğmayı bilen bir millettir. Savaşlardan çıkmış, yorgun ama umudunu kaybetmemiş bir Anadolu vardı. Devletimizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, askerî zaferin tek başına yeterli olmadığını biliyordu. Gerçek bağımsızlığın üretimle, alın teriyle ve toprakla mümkün olacağını gördü.
Bu yüzden yönünü tarlaya çevirdi. Aşar vergisini kaldırdı. Köylünün yükünü hafifletti. Kooperatifleşmeyi başlattı. Üretimi devlet politikası hâline getirdi. Çünkü güçlü Türkiye’nin temeli üretimdi.
Ve tarihe şu sözü bıraktı:
“Köylü milletin efendisidir.”
Bu söz bir övgü değil, bir devlet anlayışıydı.
Cumhuriyetin ilk yıllarında atılan üretim temelli adımlar, savaş yorgunu bir ülkeyi ayağa kaldırdı. Ancak Atatürk’ten sonra geçen uzun yıllarda tarım, aynı kararlılıkla ve aynı stratejik bakış açısıyla sürdürülemedi. Kısa süreli hükümetler, koalisyon dönemleri ve ekonomik dalgalanmalar, üretim politikalarının istikrarlı biçimde devam etmesini zorlaştırdı. Tarım çoğu zaman günü kurtaran politikaların gölgesinde kaldı.
Oysa tarım sabır ister.
Toprak istikrar ister.
Üretim süreklilik ister.
1980’li ve 1990’lı yıllarda yaşanan siyasi istikrarsızlıklar, uzun vadeli üretim planlarının kalıcı hâle gelmesini engelledi. Devletin güçlü ve kesintisiz bir irade ortaya koyamadığı dönemlerde tarım arzu edilen seviyeye ulaşamadı.
2002’den itibaren ise yeni bir dönem başladı.
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelmiş ve yaklaşık çeyrek asırdır milletin desteğiyle yönetimini sürdürmüştür. Bu süreklilik, tarım gibi uzun vadeli planlama gerektiren bir alanda köklü dönüşümlerin önünü açmıştır.
Bu süreç yalnızca ekonomik değil, siyasi açıdan da zorlu bir dönem olmuştur. İktidar yılları boyunca çeşitli kumpas davaları, darbe girişimleri, Gezi Parkı olayları, 15 Temmuz hain kalkışması, sınırlarımızın hemen ötesinde yaşanan savaşlar, bölgesel istikrarsızlıklar ve tüm dünyayı etkileyen pandemi süreci yaşanmıştır. Küresel krizler, tedarik zinciri kırılmaları ve artan maliyet baskılarına rağmen devlet yönetimi dimdik ayakta kalmış; üretim çarkları durmamıştır. Tarım sektörü bu zorlu süreçlerin hiçbirinde teslim olmamış, tarlalar boş kalmamış, üretim devam etmiştir.
Atatürk’ün üretim vizyonundan sonra ilk kez bu kadar kapsamlı, sistemli ve kararlı bir tarım hamlesi hayata geçirilmiştir.
Arazi toplulaştırmaları hızlandırılmış, milyonlarca hektar tarım arazisi modern üretime uygun hâle getirilmiştir. Barajlar ve göletler inşa edilerek sulamaya açılan alanlar genişletilmiş, modern sulama sistemleri yaygınlaştırılmıştır. Lisanslı depoculuk sistemi kurulmuş, ürün ihtisas borsaları devreye alınmış, çiftçinin emeğini koruyan yapısal mekanizmalar oluşturulmuştur.
Toprak Mahsulleri Ofisi daha etkin bir rol üstlenmiş; stratejik ürünlerde üreticiyi destekleyen alım politikaları uygulanmıştır. Hayvancılıkta modern tesisler kurulmuş, damızlık projeleri devreye alınmış, kırsal kalkınma hibeleriyle üretici güçlendirilmiştir. Gençlerin üretimde kalması için teşvik mekanizmaları oluşturulmuş, dijital tarım uygulamalarıyla üretim planlaması teknolojiyle entegre edilmiştir. Yerli tohum çalışmaları desteklenmiş, üretimde sürdürülebilirlik güçlendirilmiştir.
Bugün gelinen noktada Türkiye’nin tarımsal ihracatı 36 milyar doların üzerine çıkmıştır. Tarım artık yalnızca iç piyasayı besleyen bir sektör değil; küresel rekabette söz sahibi olan stratejik bir güçtür.
Devlet destekleri 150 milyar liranın üzerine çıkarılmıştır. Bitkisel üretimden hayvancılığa, kırsal kalkınmadan ihracata kadar geniş bir alanda kapsamlı destek mekanizmaları oluşturulmuştur. Küresel krizlere rağmen üretimin sürmesi, istikrarın ve güçlü yönetimin bir sonucudur.
Atatürk’ün başlattığı üretim temelli devlet anlayışı, uzun yıllar aradan sonra güçlü ve kesintisiz bir siyasi irade ile yeniden ayağa kaldırılmıştır. Önceki dönemlerde konuşulup yapılamayan büyük ölçekli altyapı yatırımları, sulama projeleri ve yapısal reformlar bu dönemde hayata geçirilmiştir. Yapılamayan yapılmış, ertelenen tamamlanmış, planlanan gerçeğe dönüşmüştür.
Tarım;
çiftçinin alın teridir,
köylünün onurudur,
ziraat mühendisinin bilgisidir,
hayvancılığın bereketidir.
Ve en önemlisi…
Tarım bağımsızlıktır.
Toprağa sahip çıkan millet, geleceğine sahip çıkar.
Üreten Türkiye, güçlü Türkiye’dir.
Kumpaslara, darbe girişimlerine, sokak kalkışmalarına, sınır ötesi savaşlara, küresel krizlere ve pandemiye rağmen bu devlet geri adım atmamıştır. İktidar dimdik ayakta kalmış, Türkiye dimdik ayakta kalmıştır. Üretimden vazgeçilmemiş, toprak sahipsiz bırakılmamıştır.
Bugün tarımda atılan her adım yalnızca ekonomik bir yatırım değil; bağımsızlık iradesinin sahadaki karşılığıdır. Güçlü liderlik, istikrarlı yönetim ve kararlı siyasi irade ile Türkiye üretmeye devam etmektedir.
Bu yazıda iktidar döneminde gerçekleştirilen çalışmaları ana hatlarıyla kaleme aldım. A’dan Z’ye tüm projeleri tek tek ele almak elbette daha geniş bir çalışmanın konusudur. Değinmeyi unuttuğum hususlar olduysa affınıza sığınıyorum.
Yolumuz üretimdir.
Yolumuz istikrardır.
Yolumuz güçlü Türkiye’dir.
Allah’a emanet olun.
Saygı ve sevgilerimle.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
E-posta: yazarismailyaman@gmail.com






















