Eskiler “ustanın hası mala tutuşundan bellidir.” Derler.
Bir de,
İşin gidişatı sonucu belli eder. Bakarsınız ki adam işinin erbabı, döner arkanızı gidersiniz. Ya da anlarsınız ki “ya bu işten anlamıyorlar ya da işin öneminin farkında değiller. Bir başka şey daha var ki… İşgal ettikleri mevkiinin idrakinde değiller.” Saçınızı, başınızı yolarsınız ama yapacak bir şey yoktur. Zira kerameti kendinden menkuller.
Bu hafta konumuz Yalıkahvesi;
Son birkaç aydır Yalıkahvesi gündemde idi. Kurumlarıyla, ahalisiyle Ünyelileri meşgul etti. Sonunda birinin sırtına yıkıldı da… Herkes rahatladı.
Olayları kısaca özetleyelim,
Bundan birkaç yıl önce Ordu Büyükşehir görevlisi Nihat Şen birdenbire burayı düzenleme teşebbüsüne girişti. Proje afişini falan astı. Propaganda yaptı, nutuklar çekti. Yalıkahvesi (özellikle) oradan faydalanan ahalisi karşı çıktılar, beyanatlar verdiler. Nihat Şen tırsıdı, gerisin geri gitti. “Yalıkahvesi çiftliği” kaldıkları yerden kullanıma, dörelenmeye devam ettiler.
Bundan birkaç ay evvel, bu sefer Büyükşehir ekibiyle geldi, ölçtü, biçti, kazıklarını çaktı. Bu sefer halihazır kullanıcıların gücü yetmedi. Önce CHP devreye girdi, Milletvekili Adıgüzel naralar attı, onlarda yetmedi. Bu sefer çevreciler devreye girdiler. Hilmi Güler’e ulaştılar, randevular alındı, görüşüldü. Sonunda Hilmi Güler manevra yapıp” Ünyelilerin istemediği bir uygulama yapmayacağım” dedi. Projeyi durdurdu. Bu arada Büyükşehir’e Ünye Belediyesi de destek çıkıp “proje uygulanacak” demişti. Onlar da boşa çıktı.
Bu arada,
Önüne gelen uzman kesilip ahkam kesti, projeler üretti. Hatta bu arada sosyal medyada reklamlarını bile yaptılar. Allah, Allah dedik, memlekette ne kadar çok uzman varmış! STK’lar duruma göre saf belirlediler, suya sabuna dokunmayan beyanatlar verdiler. Gerektiğinde viraj alıp kim ağır basıyorsa o tarafa meylettiler.
Yalıkahvesi’nin çevresel ve tarihsel önemini anlatmaya gerek yok. Böyle bir mekânın projelendirilmesi de özel olmalı değil mi? Önüne gelenin ahkam kesemeyeceği bir mekân diye düşünürsünüz. Ama öyle olmadı, mahallelerini paylaşamayan mahalleli kavgasından öte gitmedi bütün bunlar.
1- Belli ki Büyükşehir’in buranın bu denli kıymet-i harbiyesinin olduğundan haberi yoktu. Proje dairesine “yapın bir şeyler” dendi ki projelerini savunmadan projeden vaz geçip, çark ettiler.
2- “Buranın altı, üstü kumsal” deyip Ünye Belediyesi de atladı. Büyükşehir’i ikaz etmedi. Halbuki proje konusunda ağırlığını koymalıydı.
3- İşin tuhaf tarafı muhalifler de buranın öneminin farkında değillerdi. Çevre görünümlü siyaset yaptılar. En azından bize öyle izlenim verdiler. “İstemezükten” öte gitmediler. Ama nedendir bilinmez, amaçlarına çoğunlukla ulaştılar. Benim komplocu aklım bir şeyler fısıldıyor bana ama dillendirmeyeyim. Bu kadar heves ve ısrar nereden geliyor? Benim kıt aklım buna cevap veremiyor. Hala aklımın bir köşesi “var bu işte bir iş” diyor ya… Neyse. Bir anlamda “arabulucu” gibi çalıştılar. İki arada bir derede kalan Büyükşehir’i rahatlattılar.
4- Rahatlattılar ama şimdi bu “mezbelelik” nasıl kurtulacaktı? Bu hem politik ve hem de çevre mezbeleliği idi.
5- Onun da çaresini buldular, zevahiri kurtardılar. “Duayen uzman” Orhon Güven abimize işi havale ettiler. O da ültimatomu verdi. “İşime kimseyi karıştırmam.” Dedi noktayı koydu. Nadide, kutsal ağacımız Sakura’yı il namzedimiz Ünye’ye kazandıracak. Kim bilir ileride il olmamıza katkısı da olabilir. Bana sorarsanız ben Kızılağaç dikerdim. Çünkü yerli ve milli ağacımızın yazın bol gölgesi olur. Ayrıca iktidarın siyasal fikirlerine de uygun, “yerli ve milli.”
Şimdi sorum şu;
Kutsala vardıracak kadar böyle önemli bir yer için bunca “galeyanlar” bunun için-miydi? Eğer ağaç dikmekle bu iş kurtarılacaksa belediyelerdeki bunca (ilgili) çalışanlar neden bunu düşünemedi/düşünmedi? Çevre düzenleme konusu sadece “ağaç uzmanlığı” ile mi alakalı? Uzmanlarınca günlerce düşünülüp karar verilmesi gereken bir alan, bu denli ucuz operasyona mı maruz kalmalıydı?
Anlaşılan o ki Hem Büyükşehir ve hem de Ünye Belediyesi “yahu yap bir şeyler de hem milletin ağzı dursun ve hem de biz rahatlayalım” hesabını yaptılar. Başarılı da oldular.
Şunu da hatırlatmakta fayda var,
Belediyeler her ne yapılacaklarsa, kamu adına projeyi sahiplenmeliydiler. Zira sonunda hesap verecek olanlar belediyeler.
Ben cins biriyim, beni şeytan dürtüyor… Aklıma gelmiyor değil hani…
Çamlık örneğinde olduğu gibi (ola ki) ileride “bunları benim babam, dedem dikti, kuruyan dalına bile elletmem” diye sahiplenmesinler sakın… Olur mu olur… Zira sicil kayıtlarda yazılı!
Ne yapalım? Malayı tutan eller acemi, bir o kadar da umursamaz… Yapacak bir şey yok.























