Yeni bir evi alma fikri anneme aitti. Fakat babam aceleye getirip kimseye sormadan, satın alma işlemini gerçekleştirmişti. Haklı tarafı kalacak bir yerimiz yoktu. Alınan eve itirazımız, biraz daha büyük olmasıydı. Beklemişken ev ve bahçenin daha büyük olması gerekirdi.
Annemin karşı duruşu bundandı. Haklı nedenler ortaya koyuyor ve babam da ses çıkaramıyordu. Annem uyduruk bir evin, yarın sancısını çekeriz. Onun için fikrimizi alsan, fena mı olurdu, diye sitem ediyordu.
Ev ve bahçesi normal bir ailenin yaşayacağı atmosferde değildi. Tamamen uyduruk acayip bir sistem gibiydi. Kendimizi yeni ev ve bahçe için, yabancı hissettik. Düzensiz ve sallapati yapılmış bir yapısal karikatürle karşılaşmıştık.
Yıllarca içimize sinmeyecek olan, böyle bir binada yaşamak, zorunda mıyız? Evin içerisinde yürüdüğümüzde bile, her taraftan esrarengiz, sesler geliyordu. Rüzgârın fısıltısını dahi, araba gürültüsü gibi hissediyorduk. Yeni evimiz, üzüntünün maalesef kaynağı, olmuştu.
Gözünü yumsan gemide olduğunu zannedersin. Geminin içerisindeki takada, kurtuluşu bekliyor gibiydik. İleriye dönük, dalgalarla vuruşmak bize kalıyordu.
Bahçede sebze ve çiçek yetiştiriciliği yapamayacaksak, yazık olacaktı, verdiğimiz paraya. Bir o kadar daha maddi imkânımız olsa her şeyi yeniden yaptırsak belki rahat edebilirdik. Bu durumda ne yapsak göze gelmiyordu.
Evimiz için dertlenirken, günler geçti ve büyüklerimiz önümüzden gitti. Kimin ne yaptığı, nasıl düşündüğü artık önemini kaybetmişti. Büyükleri her gün ve her an arar olduk.
Büyüklerimizi, kapıyı araladığımızda, kuzineyi yaktığımızda ve köy programlarını izlediğimizde yanımızda hissediyorduk. Lastikleri giyip sebzeliği ayıklarken, meyveleri toplarken de büyükleri yanımızda algılıyorduk. Onlar sütü içerken, tereyağını kızarmış ekmeğe sürerken, reçel ve pekmezi tabağa dökerken de her zaman yanımızdaydılar.
Fındık ocaklarının ayıklanmasında, patates ve fasulyenin dikilmesinde onları, gözyaşlarıyla sayıklardık.
Kuzine için odun keserken, yaylaları yad ederken ve ilginç anıları gündemde tutarken de onları bilgilendirdiğimizi hissederdik. Harman sonunda, karpuzu dilimlerken de onları yanımızda hissederdik.
Çiçeklere bakım yaparken ve yeni çiçek dikerken de onlardan güç alıyorduk.
Onları hissetmediğimizde gelecekle ilgili, konuşmazdık.
Hasan TANRIVERDİ





















