Ayrılıkçı Silahlı Yapılanmalar, Devletlerin Toprak Bütünlüğü ve PKK Meselesi: Uluslararası Hukuk Perspektifi
I. Devletlerin Toprak Bütünlüğü İlkesi ve Uluslararası Hukuktaki Konumu
Uluslararası hukuk düzeninin temel taşlarından biri, devletlerin toprak bütünlüğü ve egemen eşitliği ilkesidir. Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2/4 maddesi, devletlerin başka bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanmasını yasaklayarak bu ilkeyi güvence altına alır. Bu norm, devletler arası ilişkilerde olduğu kadar, devletlerin kendi iç düzenlerini koruma hakkı bakımından da belirleyici bir çerçeve sunar.
“Kendi kaderini tayin hakkı”, tarihsel olarak sömürge halklarının bağımsızlaşmasını hedefleyen bir bağlamda geliştirilmiş bir ilkedir. Günümüzde mevcut bir devletin sınırları içinde yaşayan gruplara tek taraflı ayrılma hakkı tanıyan evrensel bir kural bulunmamaktadır. Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Birleşmiş Milletler organlarının karar ve raporları, bu hakkın devletlerin toprak bütünlüğüyle dengelenmesi gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede, silahlı ayrılıkçı hareketlerin uluslararası hukukta meşru kabul edilmesi sınırlıdır. Şiddet içeren yöntemler, herhangi bir siyasal talebi hukuken geçerli kılmaz; devletlerin kamu düzenini ve anayasal yapısını koruma hakkını devreye sokar.
II. ABD Örneği: Federal Sistemlerde Dahi Ayrılığın Hukuken İmkânsızlığı
ABD, federal bir yapıya sahip olmasına rağmen ayrılıkçı girişimlere karşı güçlü anayasal ve yargısal refleksler geliştirmiştir. ABD Anayasası, eyaletlerin veya toplumsal grupların Birlik’ten tek taraflı ayrılmasına izin vermez. Bu durumu, Amerikan İç Savaşı sonrasında Yüksek Mahkeme tarafından verilen Texas v. White (1869) kararıyla kesinleşmiştir.
Kararda ABD, kendisini “çözülemez bir birlik” olarak tanımlamış; ayrılmanın yalnızca anayasa değişikliği veya tüm eyaletlerin ortak rızasıyla mümkün olabileceğini hükme bağlamıştır. Ayrılıkçı fiiller anayasal düzenin inkârı olarak değerlendirilmiştir.
ABD hukuk sistemi, etnik veya kültürel temelli bağımsızlık taleplerini tanımaz. Örneğin, Native American kabileleri sınırlı özerklikle tanımlanan “bağımlı yerel uluslar” olarak kabul edilir. İfade düzeyinde kalan ayrılıkçı söylemler Birinci Değişiklik kapsamında korunabilirken, fiili egemenlik ilanı, silahlı örgütlenme veya federal otoriteyi tanımama gibi eylemler sedition ve insurrection kapsamında suç sayılır. ABD pratiği, toprak bütünlüğünün devletler açısından tartışmasız bir “çekirdek alan” olduğunu göstermektedir.
III. Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasal Düzeni ve Bölünmezlik İlkesi
Türkiye Cumhuriyeti, üniter devlet yapısını anayasal düzeyde değiştirilemez biçimde güvence altına almıştır. Anayasa’nın 3. maddesi, Türkiye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğunu; 4. madde ise bu ilkenin değiştirilmesini veya teklif edilmesini yasaklamaktadır. Bu yapı, egemenliğin devredilemezliğini ve paylaşılmazlığını esas alır.
Anayasa’nın 68 ve 69. maddeleri, terörle bağlantılı siyasi faaliyetleri yasaklamakta ve ilgili siyasi partiler için kapatma ve yaptırım mekanizmaları öngörmektedir. Ceza hukuku açısından, Türk Ceza Kanunu’nun 302. maddesi, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik fiilleri en ağır suçlar arasında düzenler. İdari düzeyde uygulanan olağanüstü hâl mekanizmaları, kayyum uygulamaları ve faaliyet yasakları, anayasal düzeni ve kamu güvenliğini korumaya yönelik önleyici araçlar olarak tasarlanmıştır.
Uluslararası hukuk bakımından Türkiye, ayrılma hakkını yalnızca sömürge durumlarıyla sınırlı yorumlamakta ve kendi toprak bütünlüğünü tartışmaya kapalı bir ilke olarak görmektedir.
IV. PKK’nın Hukuki Niteliği: Terörizm ve Organize Suç Boyutu
PKK, hem ulusal hem de uluslararası hukuk açısından meşru bir siyasal aktör olarak tanınmamaktadır; silahlı şiddeti sistematik bir yöntem olarak kullanan bir yapı olarak değerlendirilir. Örgütün faaliyetleri, sivillere yönelik saldırılar, zorla adam devşirme, kamu altyapısına sabotaj ve korku yaratmaya dayalı eylemlerle klasik terörizm tanımıyla örtüşmektedir.
PKK’nın ideolojik söylemi ile fiili faaliyetleri arasında çelişkiler bulunmaktadır. Retorikte hak ve özgürlük kavramları öne çıkarılırken, pratikte uyuşturucu ticareti, kara para aklama ve zorla para toplama gibi organize suç faaliyetleri örgütün finansman kaynaklarıdır. Avrupa merkezli adli dosyalar ve güvenlik raporları, PKK’nın uluslararası suç ağlarıyla bağlantılarını göstermektedir.
Bu yönüyle PKK, yalnızca bir güvenlik tehdidi değil, uluslararası organize suçla ilişkili bir yapı olarak da tanımlanır. Uluslararası hukukta bu tür yapılar, “silahlı siyasi hareket” olarak değil, terör örgütü olarak ele alınır ve meşruiyet alanı sınırlıdır.
V. Devletlerin Ayrılıkçı Terörle Mücadelede Meşru Araçları
Uluslararası deneyim, devletlerin ayrılıkçı silahlı yapılarla mücadelede çok boyutlu bir yaklaşım benimsediğini göstermektedir. Bu mücadele, beş ana eksende şekillenir:
Hukuki ve anayasal tedbirler: Terör, örgüt üyeliği, finansman ve propaganda fiilleri açık biçimde tanımlanır; yargı süreçleri delil temelli işletilir. Amaç, örgütün meşruiyet alanını sınırlamaktır.
Güvenlik ve askerî tedbirler: Silahlı kapasitenin sürekli baskı altında tutulması, sınır güvenliğinin sağlanması ve dış destek kanallarının kesilmesi önceliklidir. Ölçülülük ve sivillerin korunması önemlidir.
Finansal ve lojistik kurutma: Terörün finansmanı suç sayılır, para transferleri denetlenir ve örgütle bağlantılı ekonomik yapıların tasfiyesi sağlanır.
Siyasi ve idari tedbirler: Devlet kurumlarının içeriden aşındırılmasını önlemeye yönelik denetim mekanizmaları ve kamu görevlileri için güvenlik soruşturmaları uygulanır.
Toplumsal ve uluslararası boyut: Propaganda ile mücadele, toplumsal bütünleşme politikaları ve uluslararası iş birliği, örgütün yalnızlaştırılmasında kritik rol oynar.
VI. Dünyada Ayrılıkçı Silahlı Yapılanmaların Sona Erme Biçimleri: Karşılaştırmalı Deneyimler
Dünya örnekleri, ayrılıkçı terör örgütlerinin tek bir yöntemle değil; meşruiyet, kapasite ve toplumsal zeminlerinin eş zamanlı çökertilmesiyle sona erdiğini göstermektedir:
Hukuk ve güvenlik kapasitesinin birlikte işletilmesi: İspanya’da ETA, askeri baskı, finansal ağların kesilmesi, siyasi uzantıların hukuk içinde sınırlandırılması ve uluslararası iş birliği sayesinde silahsızlanmıştır. Örgütün siyasi temsil iddiası hukuk zemininde sürekli reddedilmiştir.
Toplumsal tabanın çözülmesi: Kuzey İrlanda’da IRA, şiddetin siyasal karşılık üretmediği noktada silah bırakmıştır; örgüt hiçbir zaman meşru siyasi aktör olarak tanınmamıştır.
Tam güvenlikçi bastırma ve izolasyon: Sri Lanka’da Tamil Kaplanları askeri olarak yenilgiye uğratılmış; finansal ve dış destek kanalları kesilerek fiziken tasfiye edilmiştir.
Ortak nokta açıktır: Ayrılıkçı silahlı yapılar, ya meşruiyetlerini kaybederek çözülmüş, ya kaynakları kurutularak dağılmış, ya da devletin üstün güç kapasitesi karşısında varlıklarını sürdüremez hâle gelmiştir.
VII. Sonuç : Türkiye’nin PKK’yı Bitirme Kararlılığı
Türkiye Cumhuriyeti’nin PKK ile mücadelesi, geçici bir güvenlik politikası değil; anayasal düzeni, toplumsal barışı ve devletin bekasını koruma iradesidir.
PKK, siyasi değil; terör ve organize suç örgütüdür.
Devletin toprak bütünlüğü tartışmaya kapalıdır.
Şiddet, hiçbir talebin meşru aracı değildir.
Hukuk, terörle mücadelede merkezî konumdadır.
Güvenlik politikaları sivilleri koruma esasına dayanır.
Terörün finansmanı sıfır tolerans alanıdır.
Dış destek ve himaye kabul edilemez.
Terör–siyaset ayrımı net biçimde korunur.
Örgütün “temsil” iddiası sistematik biçimde reddedilir.
Vatandaşlık bağı etnik aidiyetin üzerindedir.
Kamu hizmetleri ve sosyal devlet kesintisiz işler.
Uluslararası çifte standartlar teşhir edilir.
Diplomasi, güvenlik politikasının tamamlayıcısıdır.
Devlet, kendi hukukundan vazgeçmez.
Meşruiyet alanı olmayan yapı yaşayamaz.
Silahlı kapasite sürdürülemez hâle getirilir.
Toplumsal barış, terörle pazarlık konusu değildir.
Türkiye, uzun soluklu ve çok ayaklı mücadelede kararlıdır.
PKK’nın etkisizleştirilmesi, hukukun merkezde olduğu, güvenlik, ekonomi, siyaset ve toplum boyutlarını birlikte ele alan stratejik ve uzun vadeli bir süreç ile mümkündür. Uluslararası deneyimler ve hukuk normları, bu yaklaşımın hem meşru hem de etkili olduğunu ortaya koymaktadır.






















