Adı sevgiydi, yalnız ve kimsesizler adına.
Sevgi türküsü, yalnızlara ve yoksullaraydı…
Gam ve keder yüklüydü, sevgi türküsü…
Sevgi ve sevmek üzerine söylenirdi, türküler, ta içten gelerek…
Bir ruh hâliydi sevgi türküsü.
Sevgi türküsü bir millet için söylenirdi. Çanakkale yolunda, Arı burnunda, Koca tepede, Sakarya nehrinin her kıvrımında, o türkü söylenirdi. Bazı ağızlardan hiç düşmezdi. Hatta ağıt üzerine ağıt yakılırdı.
Top sesleri arasında da sevgi türküsü duyulurdu. Süngü takarken ve kurşunlar havada uçuşurken sevgiden yana kahramanlık için, kahramanlara…
Sevgi türküsü kalpakların altında, tüfeğin tetiğinde ve topun ucunda yazılıydı. Sevgi türküsü, yürekten nağmeler olarak çıkar ve patlayacağı yerde ağıda dönüşürdü.
Çanakkale geçilmez olduğunu anlayan emperyalistlerin, artık geri dönmeleri gerekirdi. Çünkü anlamazsınız sevgi türküsünden, kulağınıza hoş bir nağme çalıyorsa o bizim yüreğimizden gelen Türk Milletinin özgür sesiydi.
Anlamadınız gönül türküsünü, Ülkemizi ziyarete gelen torunlarınız belki anlar.
Sevgi türküsü, Ege kıyılarından Sakarya’ya oradan Ülkemizin her yanında yankılanır.
Sabahın alaca karanlığında okunur sevgi türküsü, kalpler Allah için vatan için atarken…
Sevgi türküsü dinmedi, Egeden Akdeniz’e ve Okyanusa yayıldı. Dünya dinledi sevgi türküsünü, kıtalardan, Asya’dan Türk illerinden Tüm dünyaya özgürlük ve adalet getirdi. Ve sevgi türküsü sömürüye son verdi.
Dünyadaki esir milletlere örnek oldu, ATASIYLA sevgi türküsü.
Öyle bir örnek ki kır çiçeklerinin taçlarına, bal arıları ve kelebeklerin kanatlarına yazıldı, ATASIYLA sevgi türküsü.
Sevgi türküsü, zümrüt ve elmas pırıltıları gibiydi, kalbin çarpıntısında.





















