Hüner,”at binip, kılıç kuşanmak mı, yoksa “ön’e yatıp Üsküdar’ı aşmak”mı?. Bütün mesele bu. ÖNÜNE YATMAK (hiciv)
Belki çok uzakta; taaa Patagonya’da,
Beklide çok yakında… Yanıbaşında.
Yaşadığın ormanda… Hani, ayı olmuş ya dayı…
Olay, tam da bunun devamı…
Yatmak üzerine günün konusu …
“Önüne yatmak” diyor biri; “altına” çekiyor ötekil …
Hangisinde niyet bozuk…
Ben de anlamış değilim doğrusu!…
*
Bakalım iki olaya / “Bozuk olan” çıksın ortaya
–
Telefonun bir ucunda
Kılıç kuşanmada ehil işbilen bir acem,
Diğer ucunda yine ehil işbitiren bir Nazır…
Tereddüdü var ki, arıyor, Acem’in,
Cevabı çoktan hazır etmiş Nazır:
“Anladım dediğini; sen yap bildiğini!…
“Ağam desin yola devam;
Sen anla ; yolmaya devam!…
Sen bak dümenine…Aldırma söylenene;
Ben varım ya ben!…
Hem vallah!…Hem de billah; yatarım önüne!…
*
Ormanın meclisinde kalkmış parmaklar,
Sanırsın ki; “yatmaya” gönüllü ordu kurmuşlar.
Ehil hırsızlar; rüşvet alan arsızlar;
Yunmuşlar, arınmışlar, ak-pak olmuşlar!…
*
Hani; o omuzdan kafalı biri,
“Aldırma!… önüne yatarım!…” demişti ya hani
İşte o, önüne yatılandan biri;
Uzak ülkelerden birinde atılmış içeri!…
*
Kim varsa yatan koruyan kollayan,
En çok da ormanı kendisinin sanan imam
Dik tutmaya çalışsa da kuyruğu;
Fermansa da ormanda her buyruğu;
Titremiş yüreği korkudan!…
Kabarmış öfkesi.
“Onlar!..” diyerek girmişse de söze,
Gelmemiş bu kez sözün gerisi!..
Üstelik dün “hayırsever” demişti,
İki nazır bir olup, ödüller de vermişti!…
İyice karışınca şalvarın ipi;
İmam,
Yeni arayışlarda şimdi…
Dümen kıracak!..
Yol bulacak, yordam bulacak, alkış alacak…
*
Gün olup da dönünce devran,
Dibe vurduğunu anlayacak imam!…
Yanında olmayacak,
Ne koruyan, ne kollayan!…
Toz duman olacak önünde yatan.
Mehmet Halil Arık
Emekli eğitimci –
DENİZLİ
Hüne




















