Muhterem İsmet Yılmaz;
Bu ülkenin Milli Eğitimi, ne yazık ki, istenilen düzeyde olamadı hiç. Çünkü siyasetin kirli ellerinin gölgesi hiç eksik olmadı üzerinden. Aydınlıktan, bilinçten korkuldu hep. Bunun için de, milli iradenin(!) kendi formatına ve misyonuna uygun sormadan kabullenen, sorgulamadan itaat eden nesiller yetiştirme gayretleri, art niyetlerin içine monte edilegeldi hep. “Yazık” dememiz bundan.
Özellikle son 15 yılda bu yönlü çalışmalar eğitimin temel ilkesi ve ülküsü haline getirildi. İş öylesi boyutlara ulaştı ki; ne vicdani, ne hukuki ne de çağdaşlık adına tek savunulur yeri kalmadı.
• Okumuşların oranı arttıkça oy oranımız düşüyor endişesiyle, cehaleti körükleme programlarına özel önem verildi
• Eğitim kurumları arasında yaratılan kıyasıya bölünme ve böldürme politikalarıyla, bir tarafta çağdışı “gözde” kurumlar yaratılırken, diğer taraftan en gözde kurumların içi boşaltıldı. Nasıl mı?… Her okulu İmamhatipleştirmek gibi… Her üniversiteyi medreseleştirmek gibi…
• Cahil halkın ferasetine güvenen ne idiğü belirsiz, eğitimin karadulları yarasalara prof. sıfatları ile payeler verilerek söz sahibi yapıldı.
• Eğitimin aydınlığını katletmeye yönelik 4+4+4 karanlık eğitim yasası ile bile sonu getirilemeyen “eğitimi berbatlaştırma” gayretlerinin devamını getirecek kadrolarla ek olanaklar tanındı.
• Sözde eğitim adına atılan her adım, daha da içinden çıkılmaz hale getirdi eğitimi… Her söylem, her uygulama, yeni çözümsüzlükler yeni kargaşalar yarattı. O kahırlı sorumuzu daha yüksek perdeden sorar olduk şimdi:
– Yahu!… Ne istiyorsunuz çocuklarımızdan!…
– Ne istiyorsunuz bu ülkenin geleceğinden!?.. Yıkıntının altında kalan sizlerin de vicdanı, usu, izanı değil mi!?..
– “Program!” diyorsunuz, karanlıklar ve bilinmezliklerle dolu… “Sınav!” bilinmezlikler ve stres dolu… “Planlama!” bilinmezlikler va kargaşa dolu!… Bunca belirsizliğin ta tepe noktasındaki “uygulayıcısı” olarak tarihe umut – güven – övgü(!?) dolu bir geçmiş bırakacağını bilmek… nasıl bir duygu acaba!?…
Sanki yapılanların tamamı, “aldatılmışlıkların” öcünü birilerinden çıkarırcasına aldatmaları sürdürmek gibi… Zira olanların büyük çoğunluğu demokrasiye aykırı ama, topluma ileri demokrasi olarak lanse edilmekte… Çağdaşlaşmanın zerresini hedeflemiyor olsada, çağ atlamak olarak ifade bulmakta siyasetin ağzında… Hukuk hak getireydi ama üstünlerin hukukunun yerini hukukun üstünlğü alıyordu sözde… Ama hergün çiğnenen hukukla, yok sayılan yasalar aydınların, ülke sevdalılarının yüreğini dağlamayı sürdürmekte…
Muhterem Bakan;
Bu mektup, o makama yazılan ilk mektup değil. Sizden önce o makamda oturan, Eskişehir Maarif Koleji’nden öğrencim Sayın Nabi Avcı’ya da yazılmıştı… Hem de daha sitem dolu olanı. “Üzüldüm…” ; “kahroldum…”; “Şaşırdım…”; “Utandım!..” demiştim o mektubumda… Ne yüreğim soğudu o günden bugüne… ne de bir umut doğdum içimde.
Gelenin gideni aratması dedikleri buymuş meğer.
Bulunduğunuz makamın yüceliği ve önemi dolmadı sizin gelişinizle… Günden güne açık büyüdü üstelik!…
Büyüyen açığın boyutunu yine sizin söylem ve uygulamalarınızdan örneklerlemelerle vermek en iyisi olacak… Ne var ki, üçbeş satırla geçiştirilir gibi değil… Mektubumuzun devamına bırakalım en iyisi. (DEVAM EDECEK)
10 Kasım 2017
Mehmet Halil Arık
Emekli eğitimci – DENİZLİ
mehmethakilarik@gmail.com




















