“Geleceğin nasıl olacağını bilmek istiyorsan, bir insanın yüzünü aralıksız çiğneyen bir çizme düşle… Ve her zaman üzerine basılacak bir yüz bulunacaktır.” Orwell 1984
Günümüzde en çok satan ve okunan kitaplar listesine baktığımızda George Orwell’ın ünlü eseri ”1984”ü görür olduk. George Orwell‘in korkunç baskı ve zulme dayalı bir devleti hayal ederek yazdığı ”1984” ile günümüz dünyası arasında ne gibi bir benzerlik kuruluyor ki bu kadar satılıyor acaba?
George Orwell, bu eserini 1948 yılında ölüm döşeğinde, korkunç bir totaliter rejimi hayal ederek ve o yıllardaki iki örneğe; yani Stalin’in Sovyetler Birliği’ne ve Hitler’in SS Devleti’ne bakarak yazmış. Kitaba öncelikle ”Avrupa’daki Son Adam” ismini vermek istemiş, daha sonra, bir yıl isminin daha çok yakışacağı konusunda karar kılmış. Önce 1980 veya 1982′yi düşünmüş ancak en sonunda 1984′ de karar kılmış. Yani eserini bitirdiği 1948 yılının son iki rakamının yerleri değiştirilmiş sadece. ”1984” ün yayınlanmasından 7 ay sonra Orwell 
Eserin konusu; 1984 yılında Londra’da geçiyordu. Okyanusya isimli büyük devletin bu şehrinde ”Parti” ve onun başındaki ”Büyük Birader” bütün gücü ellerinde tutuyordu. Her yerde ”Büyük Birader Seni Gözetliyor” yazılı afişler asılıydı. ”Düşünce polisinin ” her yerde gizli ajanı vardı. Telefonlar dinleniyor, insanlar en mahrem yerlerde bile tele-göz kameralarla izleniyordu. Partinin amacı, insanî en özel duyguları bile yok etmekti. Adalet, özgürlük, gerçek, bilgi, duygu, hayal, ülkü gibi kavramların tam karşıtı benimsetilmeye çalışılıyordu. Partinin sloganları:
” Savaş barıştır.
Özgürlük tutsaklıktır.
Bilgisizlik güçtür” şeklinde idi ve kitapta defalarca tekrarlanıyordu.

Kısaca; ”1984”, hayali bir ülkede, baskıcı ve zulme dayalı bir devletin bireyi çeşitli uygulamalarla nasıl izleyip, ezdiğini, aşağıladığını ve toplumun nasıl bir korku devleti haline getirildiğini anlatmaktadır.
ABD gazetesi Washington Times’ta yayınlanan Luke Montgomery imzalı, “Büyük Birader, Türkiye’yi yine ziyaret ediyor” başlıklı makalede, “Eğer bir insan hakkı aktivistiyseniz zaman her zaman 1984’tür.” diyordu. Montgomery ekliyordu daha sonra: “Orwell’in kâbus gibi hükümetlerin kontrol vizyonu yılda yüzlerce defa gerçeğe dönüşüyor. İşte bu Türkiye’de ortaya çıktı ve gideceğe benzemiyor” görüşünü dile getiriyor ve “Devlet yetkililerine hakaret edilebilir mi? Bu bir suç mudur?” diye soruyordu.
Çok hızlı gelişen askeri ve güvenlik teknolojileri, propaganda taktikleri ve özellikle medyanın etkisiyle artık hepimiz “Devlet tarafından sürekli gözlenen, medya tarafından fikirleri belirlenen ve savaş ile terör korkusu ile güdülen” bireyler haline gelmedik mi? Şimdi kitaptaki bazı detayları ortaya koyup benzerlik var mı yok mu kararını sizlere bırakmak istiyorum.
‘Big Brother’ yani ‘Büyük Birader’. Bu kişinin gözü sürekli üzerinizdedir. Kafanızı çevirdiğiniz her yerde o vardır. (1984’deki tele ekranlarda, 2015’deki televizyonlarda) Kimse o’na karşı olamaz. O’na karşı olanlar cezalandırılır. O’nu sevmeyenler cezalandırılır. O ne derse o’dur, öyle ya da böyle o olur. İnsanlar iki kere iki dört bile diyemezler, o ve onun söylemlerini benimsemiş kimseler iki kere iki ‘beş’ diyorsa, beştir. Dört diyemezsin. Dersen sonuçlarına katlanırsın. ‘Büyük Birader’in Yeni Türkiye’de yansıması var mı? Karar sizin.

1984’deki ‘çift düşün’ furyası, günümüz Yeni Türkiye’sindeki ‘az düşün’ furyasının bir yansıması olarak görülmektedir. Ve bu furyanın yerleşmesi için adeta bir özel çaba söz konusudur.
Kitabı okuyan herkeste ortak bir kanaat oluşmakta ve ister istemez bir “HAYIR” çıkmaktadır ağızlardan. “1984” bir distopya olarak kalmalı ve gerçekleşmemelidir asla. Buna izin verildiği takdirde geri dönüş söz konusu bile olmayacaktır…









