Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

1984 ve Günümüz


13 Şubat 2017 00:02

Yorum Yapılmamış

“Geleceğin nasıl olacağını bilmek istiyorsan, bir insanın yüzünü aralıksız çiğneyen bir çizme düşle… Ve her zaman üzerine basılacak bir yüz bulunacaktır.” Orwell 1984

Günümüzde en çok satan ve okunan kitaplar listesine baktığımızda George Orwell’ın ünlü eseri ”1984”ü görür olduk. George Orwell‘in korkunç baskı ve zulme dayalı bir devleti hayal ederek yazdığı ”1984” ile günümüz dünyası  arasında ne gibi bir benzerlik kuruluyor ki bu kadar satılıyor acaba?

George Orwell, bu eserini 1948 yılında ölüm döşeğinde, korkunç bir totaliter rejimi hayal ederek ve o yıllardaki iki örneğe; yani Stalin’in Sovyetler Birliği’ne ve Hitler’in SS Devleti’ne bakarak yazmış. Kitaba öncelikle  ”Avrupa’daki Son Adam” ismini vermek istemiş, daha sonra, bir yıl isminin daha çok yakışacağı konusunda karar kılmış. Önce 1980 veya 1982′yi düşünmüş ancak en sonunda 1984′ de karar kılmış. Yani eserini bitirdiği 1948 yılının son iki rakamının yerleri değiştirilmiş sadece. ”1984” ün yayınlanmasından 7 ay sonra Orwell hayata gözlerini yumar. Ancak ”1984” dünyanın 62 diline çevirilmiş. Yalnız Amerika baskısı 10 milyon olmuştur o yıllarda.
Eserin konusu; 1984 yılında Londra’da geçiyordu. Okyanusya isimli büyük devletin bu şehrinde ”Parti” ve onun başındaki ”Büyük Birader” bütün gücü ellerinde tutuyordu. Her yerde ”Büyük Birader Seni Gözetliyor” yazılı afişler asılıydı. ”Düşünce polisinin ” her yerde gizli ajanı vardı. Telefonlar dinleniyor, insanlar en mahrem yerlerde bile tele-göz kameralarla izleniyordu. Partinin amacı, insanî en özel duyguları bile yok etmekti. Adalet, özgürlük, gerçek, bilgi, duygu, hayal, ülkü gibi kavramların tam karşıtı benimsetilmeye çalışılıyordu. Partinin sloganları:

” Savaş barıştır.
Özgürlük tutsaklıktır.
Bilgisizlik güçtür” şeklinde idi ve kitapta defalarca tekrarlanıyordu.
Bu baskıcı, zulme dayalı dünyada tarihe hiç bir iz bırakılmıyordu. Korkunç bir propaganda makinası ile insanının hafızası hep yeniden programlanıyordu. Tarih,”Gerçek Bakanlığı”nda değiştirilerek yazılıyordu. Günlük belgeler yok ediliyordu. Farklı düşünceye hayat hakkı yoktu. Bu nedenle en ağır suç, düşünce suçu idi. Romanın kahramanı küçük memur Winston Smith, Gerçek Bakanlığı’nda tarihin  değiştirilmesinde çalışıyordu. O dışarıya karşı sadık bir partili gibi görünmekle birlikte, aslında düşünce polisinin takibinden ve ”Büyük Birader”in oyuncağı olmaktan kaçıyordu. Buna rağmen Smith, tutuklandı, işkence gördü ve aşağılandı. Bütün parti karşıtları gibi, bilincini temizlemesi istendi. Birey olarak kendi varlık bilinci kalmayınca, serbest bırakıldı. Sonunda, ”Kendini yendi. O, Büyük Birader’i seviyor” dendi.

Kısaca; ”1984”, hayali bir ülkede, baskıcı ve zulme dayalı bir devletin bireyi çeşitli uygulamalarla nasıl izleyip, ezdiğini, aşağıladığını ve toplumun nasıl bir korku devleti haline getirildiğini anlatmaktadır.

ABD gazetesi Washington Times’ta yayınlanan Luke Montgomery imzalı, “Büyük Birader, Türkiye’yi yine ziyaret ediyor” başlıklı makalede, “Eğer bir insan hakkı aktivistiyseniz zaman her zaman 1984’tür.” diyordu. Montgomery ekliyordu daha sonra: “Orwell’in kâbus gibi hükümetlerin kontrol vizyonu yılda yüzlerce defa gerçeğe dönüşüyor. İşte bu Türkiye’de ortaya çıktı ve gideceğe benzemiyor” görüşünü dile getiriyor ve “Devlet yetkililerine hakaret edilebilir mi? Bu bir suç mudur?” diye soruyordu.

Çok hızlı gelişen askeri ve güvenlik teknolojileri, propaganda taktikleri ve özellikle medyanın etkisiyle artık hepimiz “Devlet tarafından sürekli gözlenen, medya tarafından fikirleri belirlenen ve savaş ile terör korkusu ile güdülen” bireyler haline gelmedik mi? Şimdi kitaptaki bazı detayları ortaya koyup benzerlik var mı yok mu kararını sizlere bırakmak istiyorum.

‘Big Brother’ yani ‘Büyük Birader’. Bu kişinin gözü sürekli üzerinizdedir. Kafanızı çevirdiğiniz her yerde o vardır. (1984’deki tele ekranlarda, 2015’deki televizyonlarda) Kimse o’na karşı olamaz. O’na karşı olanlar cezalandırılır. O’nu sevmeyenler cezalandırılır. O ne derse o’dur, öyle ya da böyle o olur. İnsanlar iki kere iki dört bile diyemezler, o ve onun söylemlerini benimsemiş kimseler iki kere iki ‘beş’ diyorsa, beştir. Dört diyemezsin. Dersen sonuçlarına katlanırsın. ‘Büyük Birader’in Yeni Türkiye’de yansıması var mı? Karar sizin.

Bunların yanında 1984’te görülen ‘korku ile sindirme’ politikalarının ülkemizdeki yansımalarını herkes gözlemliyordur sanıyorum. Türkiye her geçen gün bir korku ütopyasına dönüşmektedir.

1984’deki ‘çift düşün’ furyası, günümüz Yeni Türkiye’sindeki ‘az düşün’ furyasının bir yansıması olarak görülmektedir. Ve bu furyanın yerleşmesi için adeta bir özel çaba söz konusudur.

Kitabı okuyan herkeste ortak bir kanaat oluşmakta ve ister istemez bir “HAYIR” çıkmaktadır ağızlardan. “1984” bir distopya olarak kalmalı ve gerçekleşmemelidir asla. Buna izin verildiği takdirde geri dönüş söz konusu bile olmayacaktır…

Okunma Sayısı: 517
Kategori: Arzu KÖK

Yazarın Diğer Yazıları

Üniversiteye Kelepçe

Üniversite bir disiplin içinde evrensel gerçekliği açık bilimler açısından ve bunları da toplarsanız hayatın bütünü...

Bitmeyen Yıl

Her yeni yıl bir öncekine göre çok daha sitem yüklü geçegelmiştir. Gelecek yeni yıl her...

The Truman Show

2020 yılı yaşanan olaylardan çok söylenenlere odakladı pek çok insanı. Öyle şeyler söyleniyordu ki herkeste...

Akılla İnananlara…

Hani bir fıkra vardır: Avcılar, Temel önderliğinde ormanda ilerliyormuş. Karşılarına küçük bir delik çıkmış. Temel:...

Atatürk’ü Anlamak…

“Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu...