Yeni bir yıla girdik ama umutlarla girmemizin önüne yılın son iş gününde bir ket vuruldu. Belki birilerine armağandı bu ama bizler için umutsuzluk kaynağı idi. Cumhuriyeti yok etme yolunda hazırlanan içeriği olmayacak şeylerle dolu Anayasa taslağı komisyondan geçti. Şimdi meclise gelecek, ardından da görünen o ki referanduma gidilecek.
Cumhuriyet bu ülkenin temeliydi. Bu ulus cumhuriyetine sonuna kadar sahip çıkar, yıkılmasına, rejimin değişmesine asla izin vermez diyorduk oysa. Bu ulus var oldukça kimse onu yerinden oynatamaz sanıyorduk. Oysa “Mıhlı değilmiş!” Böyle düşünürken aklıma Ömer Seyfettin’in “Keramet” öyküsü geldi. Kısaca özetleyeyim, belki ne demek istediğimi anlarsınız:

Halk yangınla meşguldür. Çiroz Ahmet son derece kuvvetlidir; hani o yalnız külhanbeylerine mahsus, bahusus, idmansız, sporsuz, gizli, harikulade kuvvet… Dayandıkça kapı çatırdamaya başlar. Nihayet küt edip açılır. Çirozun içeriye girince ilk işi kör kandili üflemek olur. Fakat alacağı şeyler her ne kadar pahada ağır ise de yükte öyle pek hafif değildir. Zihni hemen bir vurgun planı tertibine başlar. Plan zihninde teşekkül ettikçe, Çiroz “neticeyi” beklemez, ayrıntısını uygular. Şamdanların mumlarını yere atar. Rahlelerdeki kitapları alıp belinden çıkardığı Trablus kuşağına sarar. Sonra biraz durur. Yavaşçacık seccadeleri toplar; bunları beygirin üzerine çul vurur gibi, sandukanın üzerine örter. Şimdi kapıdan çıkmak lazımdır. Ama dışarısı dolu.. Sandukaya dayanır. Biraz düşünür. Kavuk da bırakılacak bir şey değildir. Üzerinde sırmalı bir çevre vardı. Sanduka birden bire kayar. Çiroz Ahmet düşmemek için toplanır. Acaba evliya diriliyor muydu? Durur, bakar, gülümser. “Vay canına, yere mıhlı değilmiş be!” der. Eğilip, altına bakmak için sandukayı kaldırır. Bu gayet hafiftir. İnce tahtadan yapılmış, üstüne yeşil çuha kaplanmış. Zihnideki çıkış planı tamamlanır böylece. Kitaplarla şamdanları kucaklar, sandukanın altına girer. Yavaş yavaş yürür. Sandukanın altından elini çıkarıp yavaşça kapıyı açar. Çiroz Ahmet, sandukanın altında uzun 
Ülke yangın yerine dönmüş durumda. Birileri cumhuriyeti yok etmeye kararlı. Gerçekten de cumhuriyetimizin kökleri hemen yıkılacak kadar sağlam değil mi? İnanmak istemiyorum. Hâlâ içimde bir umut taşımak istiyorum. “Türk ulusu buna izin vermez” demek istiyorum her şeye rağmen.
Yoksa gerçekten mıhlı değil mi?










