Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

1. Dünya Savaşı Öncesi Osmanlı Devletinde Durum


06 Haziran 2017 00:02

Yorum Yapılmamış

 

Avrupa’nın büyük güçleri, Almanya’nın da devreye girdiği 1871’den sonra büyük bir sömürge yarışına giriyorlardı. Milyonlarca kilometre karelik topraktan, 25 milyon kilometre karelik toprak alanının sömürgeleştirilmesi sadece 30 yılın içinde gerçekleşiyor. Afrika’nın toprakları 1870’de sadece %10’u sömürge halindeyken, 1899’a gelindiğinde %90’dan fazlası sömürgeleştirilmiş duruma geliyor.

Sadece İngiltere, bu süre içinde kendisine 12 milyon kilometre karelik bir alan sağlıyor. Fransa dokuz milyon kilometre kare, Almanya yaklaşık 12 milyon kilometre kare civarında alan elde ediyor ve bir anda inanılmaz bir sömürge patlaması yaşanıyor. Çünkü bu ülkeler endüstriyelleşiyorlar, sanayi üretimine geçiyorlar ve hammaddeye ihtiyaçları vardır. Bu hammadde açlığı ve bulabildikleri her yeri sömürgeleştirme yarışının neticesinde zaman zaman birbirleri ile didiştiği bir rekabet doğuruyor.

İngiltere, o dönemdeki dünya imalatının %35’ini yapıyor. Dünya topraklarının %20’sine sahip olan İngiltere, bunu 1870 ve 1900’lu yılları arasında maksimize ediyor.  1870- 1900 yılları dünya tarihinin en önemli dönemlerinden biridir. Aslında Birinci Dünya Savaşı’nı ortaya çıkaran şartlar, kaynayan kızgınlık ve menfaat çatışmaları bu 30 yıllık süreç içerisinde yaşanıyor. Büyük bir iştahla her yere saldırılan bir 30 yıldan bahsediyoruz ve 1900’e gelindiğinde artık ortada sömürgeleştirilecek doğru düzgün bir alan kalmamıştır. Almanya sistemini değiştirmek ve dönüştürmek istiyor. Büyük bir deniz gücüne karşı sistemi dengeleyecek şekilde büyük bir kara gücü oluşturmaya ve aynı zamanda Berlin-Bağdat demir yolunu inşa etmeye çalışıyor.

Balkanlar aniden çok önemli bir hale geliyor. Bir yandan Rusların sıcak denizlere inme stratejileri, bir yandan Almanların kara hâkimiyeti stratejileri, bakıldığı zaman da bir yandan ulusçulukla, Sırp ulusçuluğuyla güçlenen bir ortam ve Balkanlar bölgesinde başlayan büyük bir çatışma, Bosna-Hersek buhranından sonra Balkan Savaşları ve onun arkasından gelen Birinci Dünya Savaşı.[1]

Birinci Dünya Savaşı ile birlikte zengin petrol yataklarına sahip olan Orta Doğu ve Mezopotamya savaşın önemli alanları haline gelmiştir.[2] Savaş modern teknolojiyle donatılmış kendi endüstrisini çok hızlı bir şekilde geliştirmiş; denizler savaş gemileri, gökyüzü ise bombardıman uçaklarıyla dolmuştur.[3] Devletlerin ordularını yoğun bir şekilde motorize etmesi sebebiyle, petrol elde etmek için petrolün yoğun biçimde kullanıldığı savaş, dünya petrol tüketiminin de eskiye oranla birkaç kat artmasına sebep olmuştur.[4]

 PETROL

Edward Drake tarafından 1859 yılında Pennsylvania’da yapılan sondaj sonucu yeraltında bulunan petrolün yeryüzüne çıkarılıp insanların kullanımına sunulabileceği dünya tarafından görülmüştür. Petrolün endüstri için önemi artmış ve ardından 19. yüzyılın sonlarına doğru petrolün yakıt olarak kullanıldığı içten patlamalı motorlar üretilmeye başlanmıştır. Özellikle ulaşım sektöründe kullanılan araçlarda yerini almasından itibaren petrol[5] ve petrole sahip olma isteği, devletler arasında yaşanan büyük politik, ekonomik ve askerî mücadelelerin başlıca sebebi olmuştur.

Petrolün ulaştırma ve endüstri sektöründe yaygın olarak kullanımı neticesinde ön plana çıkan petrol şirketleri, mensubu olduğu ülke hükümetlerinin gerek diplomatik, gerekse askerî desteğini alarak uluslar arası pazarlarda etkin bir güç olmaya başlamışlardır.[6] Bu şirketlerin o dönemde büyük rezerv barındırdığı bilinen petrol kaynaklarından en üst düzeyde yararlanmaya yönelik girişimleri neticesinde petrol piyasası genişlemiştir. Bu genişleme de önemli miktarlarda petrol rezervi bulundurduğu düşünülen Orta Doğu coğrafyasının siyasi ve idari olarak yeniden şekillenmesinde önemli bir etken olmuştur.[7]

  1. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde Alman ve Fransız uzmanlar tarafından yapılan araştırmalar sonucunda, bölgede önemli petrol yataklarının olduğu ispat edilmiştir.[8] Bunun üzerine Osmanlı İmparatorluğu tarafından petrol de dâhil olmak üzere madenlerden gelir elde etmek ve konuyla ilgili yasal düzenlemeleri sağlamak amacıyla, 1861 yılında ilk “Maden Yasası” çıkarılmıştır.[9] İlerleyen zamanlarda yapılan çeşitli incelemeler sonucunda petrol bulunma olasılığı en yüksek olan yatakların özellikle Musul ve Bağdat vilayetleri çevresinde yer aldığının belirtilmesi üzerine, dönemin padişahı 2. Abdülhamit tarafından 1888 ve 1889 yıllarında çıkarılan fermanlarla bu vilayetler padişahın şahsi arazisi haline getirilmiştir.[10]

27 Nisan 1907’de tahtan indirilen 2. Abdülhamid’in tahttan indirilmesini takiben, 1904 yılında imzalanan anlaşmayla “Anadolu Demiryolu Şirketine” demir yolu yapımı ve petrol arama konularında verilmiş olan imtiyazların geçerliliğinin kalmadığı da ilan edilmiştir.  “Anadolu Demiryolu Şirketi” yetkilileri bu kararın tek taraflı olarak alındığını öne sürerek imtiyazların geçersizlik kararını kabul etmeyeceklerini belirtmiştir.[11]

1909 yılının Şubat ayında 2. Abdülhamit’in özel mülkiyeti olan toprakların hazineye devredilmesi konusunda karar alınır. Alınan karadan yaklaşık altı ay sonra İngilizler, D’Arcy grubu aracılığıyla Osmanlı yönetiminden Musul ve Bağdat vilayetlerinde kendilerine petrol imtiyazı verilmesi konusunda yeni bir başvuruda bulunmuştur. Bir süre bu başvuruya padişah Sultan Reşat tarafından yanıt verilmemiştir.[12] Kısa süre sonra da istediklerini alabilmişlerdi.

Petrol, 19. yüzyılın sonlarından itibaren artan önemiyle birlikte, uluslar arası politikalar üzerindeki temel şekillendiricilerden biri olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının asli nedeni olmasa da, bu savaşın dünyada yaşanmış en kanlı savaşlardan biri durumuna gelmesinin temel nedeni petroldür. Savaşın bu denli yıkıcı olmasındaki en büyük sorumluluk, petrole ve petrol yollarına hâkim olma isteği ile hareket eden dönemin güçlü devletlerine aittir. Bu devletler, savaş esnasında kullandıkları petrole bağımlı modern savaş araçları sayesinde daha savaş zamanında petrolün önemini tüm dünyaya göstermişlerdir.

Petrolün savaş sonrası dönemde devletlerin refahının ve güvenliğinin sağlanması için daha da önemli hale geleceğinin sinyallerini vermişlerdir. Petrolün bulunmasıyla enerji kaynaklarının hâkimi durumunda olan Osmanlı Devleti’nin paylaşılması savaşın Avrupalı güçlere göre ana esaslarından biri olmuştur.

Savaşın başlangıcında Rusya, İngiltere ve Fransa itilaf devletleri grubunu oluşturmuş, Almanya ve Avusturya–Macaristan ile Bulgaristan ise ittifak devletleri olarak karşı grupta yer almışlardır. Osmanlı Devleti ise başlangıçta hiçbir safta yer almamıştır. Ancak daha sonra Rusya’nın tehditlerine karşı Almanlar ile ittifak yapan Osmanlı Devleti de ittifak grubuna dâhil olmuş ve böylece savaşa katılmıştır.

[1]     Deniz Ülke Arıboğan, Birinci Dünya Savaşını Anlamak Sempozyumu, Açılış Konuşması, Harp Akademileri Yayınları, İstanbul, 2014. s.26

[2]     Halil Nebiler ve Suat Parlar, Petrolün Ekonomi Politiği, Sarmal Yayınevi, İstanbul, 1996. s.35

[3]     Volkan Ş. Ediger, Osmanlı’da Neft ve Petrol, ODTÜ Yayıncılık, Ankara, 2006. s. 337.

[4]     Antoine Zischka, Petrol Savaşının Kirli Tarihi, çev. Fatma Zehra Arslan, Selis Kitaplar, İstanbul, 2007. s.79

[5]     İçten patlamalı motorların keşfinden önce petrol, genellikle aydınlanma ve ilaç yapımı amaçlı olarak kullanılmıştır.

[6]     Valerie Marcel, Oil Titans: National Oil Companies in the Middle East, Chatnam House/Brookings Institution Press, Washington D.C. 2006. s. 14.

[7]     Veysel Ayhan, İmparatorluk Yolu: Petrol Savaşlarının Odağında Ortadoğu, Nobel Yayın Dağıtım,  Ankara, 2006.  s.123.

[8]     Veysel Ayhan, a.g.e. s. 125.

[9]     Yakup Kepenek ve Nurhan Yentürk, Türkiye Ekonomisi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2005. s.15.

[10]    Raif Karadağ, Petrol Fırtınası, 3. Baskı, Truva Yayınları, İstanbul, 2004. s.74.

[11]    Veysel Ayhan, a.g.e. s. 256.

[12]    Volkan Ş. Ediger, a.g.e. s. 258.

Okunma Sayısı: 249
Kategori: Özkan KARACA

Yazarın Diğer Yazıları

Tarihte Birbirinin Kurdu Olan Avrupa

1300’lü yıllarda Avrupa’da baş gösteren şiddetli kuraklık ve açlıktan dehşet verici sahne: “… Şiddetli yağışlardan...

İstanbul Şehir Kültürü ve Bilinci (II)

Şehirlerin kimliğini kendisinde yaşayanların biçimi oluşturur. Her kentin kimliğinde, o kentin süreklilik kazanmış ayırt edici...

İstanbul Şehir Kültürü ve Bilinci- (I)

Geçmiş zamanın izleri; çöllerin ardında, gözlerin yurdunda, vesikaların kuruluğunda ve toprağın kucağında donarak çağının derinliğine...

Aynalar

Her sabah yüzümü okuyan aynalar Bu sabah şaşırdı, kömür saçlar beyazlara karıştı Alnımı dokuyan kırışıklar...

Selam Sana…

Selam Sana! Bin bir çile ve zahmetlerle yoğrulmuş, al kana bulanmış, gözyaşı ile sulanmış, toprağının...